- Kategori
- Futbol
Beşinci haftanın ardından

Selamlar. Önceki haftayı, tatil dolasıyla yazamadığımı belirttikten sonra, büyük maçların olduğu beşinci haftanın analizini yapmaya başlayalım.
Galatasaray-Beşiktaş maçı iki büyük takımımız açısından daha doğru bir yorum yapacağımı düşündüğüm bir maç olacaktı. Ama beklediğim gibi olmadı. Önce Galatasaray'dan başlayalım. İlk 10 dakikalık temponun ardından maçı rölantiyeye aldıklarından, önceki maçlardaki Galatasaray'ı göremedik. Dolayısıyla normal oynayan Glatasaray'ın büyük bir maçta nasıl performans sergileyeceğini anlayamadım. Çünkü, hem milli maç yorgunluğu hem de Beşiktaş'ın "bal yapmayan arı" görüntüsü Galatasaray'ı oynamaktan çok dinlenme moduna soktu. Gerçi dinlenelim derken başları çok ağrıyabilirdi, Serdar Özkan'ın becerisi yüksek olabilseydi. Örneğin ilk Serdar Özkan pozisyonu gol olup maç 1-1'e gelseydi, maç için daha doğru şeyler yazabilirdik. Ama Galatasaray açısından 10 dakikalık bir başlangıç bir derbiyi almasına yetmiş gibi gözüktü. Aynı durum Kewell için geçerli olsaydı, bu kez Glatasaray farka daha erken ulaşacaktı.
Burda esas irdelenmesi gerekn durum Beşiktaş'ın durumu. Rölanti Galatasaray'a 3-0 yenildiler. Denizli'yi anlamaya çalışıyorum. 4-3-3 'ün en uçtaki üçlüsünü Barcelona gibi oynatmaya çalışıyor. Sürekli yer değiştiren Etoo'nun görevi Nihat'a, Henry'ninki Holsko'ya, Messi'nin ki ise Tello'ya. (Not: bunu Galatasaray, aynı işleri sırayla Baros, Keita ve Arda'yla yapıyor. Bir de bunları besleyen Elano olunca tadından yenmiyor. Ama hep yazıyorum, Beşiktaş 'ta sorun ileride değil ki, onları besleyecek orta sahada) Ama dün, bir önceki maçın aksine, son 2 görevi atak ortasaha Yusuf ve kanat oyuncusu Serdar'a verdi. Belki milli maç yorgunlukları buna neden oldu, bilemem. Aslına bakarsanız düşündükleri de oldu. Serdar Özkan'ın 4 net pozisyonu var. Ama forvette Serdar, kalede de Rüştü'nün bu performansları olunca, sonuç ortada. Kanımca Denizli şu an tam bir yıkım içersinde. Bu yıkımın sebebi de "kafasında oynadığı maçları" oyuncularının sahaya aktaramaması, güvendiği bir çok ismin onu yalnız bırakması. Bu ruh halinden heran herşey olabilir, hazırlıklı olmalıyız.
Trabzona gelince, Belediye maçı tam bir patlama oldu. Alanzinho'suz ortasaha, topu daha hızlı kullandı ve iyi hücum pres yaptı. Belediye kontratak silahını kullanamadı bile, çünkü geriden top çıkarmasına izin vermeyen bir Trabzon vardı. Umut ve Gökhan da özlenen ve beklenen uyumu gösterince...Böyle farklı bir galibiyet takıma moral verecektir ve tekrar havaya sokacaktır, ama her takım da Belediye değil unutmamak lazım. Böyle bir maça Beşiktaş ve Sivas'ın da çok ihtiyacı var.
Bursa-Fenerbahçe maçında, Fenerbahçeli oyuncuların, anlayamadığım sinirli bir ruh hali vardı. Hakem biraz cesur oalabilseydi Emre'nin yanına biriki oyunucu daha gidecekti. Bursa'nın forvetlerinin daha iyi olacağını düşünüyordum ama toplar 18 civarında kayboldu gitti. Arkaya yaslanan defans forvetlere top geçirmedi. Bu da gösterdi ki eldeki şartlarda eniyi geri ikili Bilica ve Lugano. Mehmet Topuz ilk başlarda tutuktu, sonra düzeldi ama Emre gibi hücuma destek verecek bir yapısı yoktu. Selçuk bile oyuna girince gol kaçırdı 18 içersinden. Guiza gününde olsaydı maç daha önceden kopardı.
Bu haftanın tek kaybedeni var, o da Beşiktaş. Gerçi Denizli kaybetmeyi göze almış ama...( Keşke o açıklamayı yapmasaydı). Bursa zor bir deplasman olacak. Diğeri de Derbi maçı zaten. Trabzon açısından da moral bakımından önemli bir kazanım oldu.
Önümüzdeki hafta, her ne kadar Kasımpaşa'yı görmesek de Fenerbahçe ve Galatasaray maçları kolayca alır gibime geliyor. Kayserispor maçı Beşiktaş için son şans gibi duruyor. Kazanırsa herşey güzel olur. Kaybedilen maç sonrası tribünlerin baskısı daha da artar ve beklenmedik kopuşlar olabilir.