- Kategori
- Gündelik Yaşam
Besmele çekin, ama devamını da okuyun mutlaka...

Madencilerde kask bile yok...
Ne zaman tersanelerimizde bir işçimiz ölse, ne zaman inşaatlarımızda asansör düşse, mesela 10 işçimiz hayatını kaybetse…
Ne zaman madenlerimizde 301 canımız yaşamını yitirse, ne zaman madeni su bassa ve 18 madencimiz su altında kalsa…
Ne zaman bir imalathanede gaz patlaması olsa, insanlar yansa ve bina çökse, ne zaman tarlaya çalışmaya giderken bir iş kazası meydana gelse ve mesela çoğu kadın 18 insanımız hayatını kaybetse…
Hemen aklımıza “İş Güvenliği” gelir.
Ama merak etmeyin her elim olayda aklımıza gelen bu konu bir süre gündemde kalır ve ardından canlılığını kaybeder ve biz tekrar eski umursamaz günlerimize geri döneriz.
Çünkü iş kazalarını önlemek için; yetkililer, yapılabilecekleri şeyleri yapmamış, yaşadığımız coğrafyada alışıla geldiği üzere işimiz Allah’a havale edilmiştir. Zaten her elim olay sonrasında yetkililer tarafından yapılan “Bu bir doğal afettir”, “Takdir-i ilahi” ya da “Kazalar ve ölüm bu işin fıtratında var” türündeki açıklamalarda bu gerçeği yansıtmıyor mu?
Her işimizi Allah’a havale edeceksek eğer, tüm yaptıkları bu saçma sapan açıklamalardan ibaret olan yetkililere neden ihtiyacımız var ki? Binlerce teknokrat ve bürokrat, yüzlerce vekil, onlarca bakan neden maaş alır ki?
“Bu bir doğal afettir”, “Takdir-i ilahi” ya da “Bu işin fıtratında var” üçlemesi, işini doğru dürüst yapmayan herkesin kurtarıcısıdır. Yoğun trafikte 200 km hızla makas atarak giden sürücü bozuntusu, kaza yapınca “Kader” deyiverir. Samsun’da TOKİ evlerini sel basar 10 canımız ölür. Sel yatağına ev yapanlar “Bu bir doğal afettir” deyiverirler. Depremde evler yıkılır, 10 binlerce insanımız hayatını kaybeder. Depreme dayanıklı inşaat yapmayan müteahhitler, o evlere oturma izni veren mühendisler ve buna göz yuman politikacılar koro halinde “bu bir doğal afettir” diye bağırırlar. Madende galeri çöker, gaz sızıntısı olur yüzlerce canımız hayatını kaybeder. İş güvenliği uzmanları, maden sahibi ve hatta Başbakan bile çıkar “bu işin fıtratında var” deyiverir. Japonya’da depremde yıkılmayan evlerin yapılabildiğini, Almanya’da çökmeyen maden galerilerinin inşa edildiğini, AB ülkelerinde sıfır ölümlü trafik kazalarının olabildiğini bildiğimize göre, bize “kader” diye dayatılanın, görevini yapmayan beceriksiz yöneticilerin bu ülkede işbaşında olmasından başka bir şey olmadığını da bilmemiz gerekir.
Tanrı tek ve çifte standardı olmadığına göre, bizim kaderimiz ancak ve ancak kötü yöneticiler tarafından yönetilmemizdir.
Bu üçlemenin dışında daha çok halk arasında yerli yersiz ve hatta anlamını bilmeden kullanılan, kendi yaşamsal sorumluluklarımızı bile unutturacak kadar bizi rehavete kaptıran bir laf daha vardır. Sevdiklerimizden ayrılırken bunu söyleriz hep “Allah’a emanet ol”. Ne demek Allah’a emanet ol?
Diyelim ki, bir arkadaşınıza “Allaha emanet ol” dediniz. Bu, arkadaşınızı en güvendiğiniz, en çok değer verdiğiniz ve en yüce varlığa emanet ettiğiniz anlamına gelir ki, tek başına bu ifadeyi söylediğinizde; sanmayın ki arkadaşınızı ömrü boyunca trafik kazasına kurban gitme, kansere yakalanma, iş kazasında ölme ve mantardan zehirlenme gibi akla hayale gelmeyen bin bir beladan uzaklaştırabilirsiniz.
Bu ifadeyi kullanmak; arkadaşınız her türlü dikkatsizliği, manyaklık ve çılgınlığı yapsa bile onun yüce bir varlık tarafından korunacağı anlamına gelmez. Bu o kadar kolay olsaydı atalarımızın hepsi şimdi aramızda olurdu. Bu ifade; tanrının sana söylediği gibi yaşarsan, ona göre davranırsan ve toplumsal kurallara uyarsan O’nun seni koruyacağı gibi, söylenmeyen birçok ifadenin girişidir aslında.
Allaha emanet ol’a benzer başka bir ifademiz daha vardır bu coğrafyada sıkça kullandığımız. Çünkü bu coğrafyada insanlar, beğendikleri, takdir ettikleri şeyler için “maşallah” der. Ofis ve evin duvarına, arabalarının aynalarına “Maşallah” yazısı asarlar. Çünkü bu şekilde ona “Allaha emanet ol” anlamına da gelebilen “Allah nazarlardan saklasın” temennisinde bulunurlar. Sanırlar ki, Maşallah yazısını asınca Allah o canı, o malı ilelebet korur. Bu iş sadece Maşallah demekle olsaydı hiçbir cami ve ev yıkılmaz, arabalar ve iş yerleri yanıp kül olmazdı.
Bu coğrafyada insanlar her işe Bismillahirrahmanirrahim diyerek başlarlar. Anlamı; Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adı ile (başlamak) olan ve kısaca “Besmele” olarak bildiğimiz bu söz, söylenecek ya da söylenmesi gereken sözlerin tümü değildir. Sadece giriş cümlesidir ve gerisi Kur’an da yazılıdır.
Çünkü bu coğrafyada insanlar arabalarının kapısına Besmele yazmakla, başka hiç bir tedbire gerek kalmadan kendilerinin trafikte her türlü kazadan uzak kalacaklarını sanırlar.
Çünkü bu coğrafya’da yaşayan bilim insanları, mühendisler, iş yeri sahipleri, yöneticiler, politikacılar; asırlardır sadece Besmele çekmenin yeterli olacağını düşündükleri için bugün her alanda Batı bilimini kullanır duruma gelmişlerdir.
Ermenek’teki Has Şekerler Maden ocağının kapısına da dikkat ettiniz mi? Ocağın girişinde “Bismillahirrahmanirrahim” yazıyor. Ermenek’teki madenciler Besmeleyi bilmiyor ve çekmiyor da mı siz hatırlatıyorsunuz? Bana göre o sözün insanların gözüne sokar gibi maden girişine kocaman yazılmasının yegâne anlamı “Bu madende tüm işleri ve sizi Allah’a emanet ettik, Başınıza iyi ve kötü ne gelirse Ondan” demekten, kendi sorumluluklarından kaçmaktan başka bir şey değildir. Ermenekli maden işçilerine girişte Besmeleyi hatırlatmak Müslüman mahallesinde salyangoz satmak kadar komiktir.
Siz sayın yöneticiler; işçiye Besmele’yi hatırlatacağınıza, o iş kanunlarını çıkartırken, o madenlere ruhsat verirken, denetlerken ve işletirken “Besmele” ile işe başlasaydınız keşke…
Çünkü Besmele derken, yani “Allahın Adıyla” derken mukadder bir cümle vardır ki… Allah’ın Adıyla Okurum anlamındadır. Kur’an size “Oku” der. Keşke “OKU” saydınız.
Kur’an size; “Çin’de de olsa İlmi arayınız” der. “Çünkü ilim öğrenmek her Müslüman’a farzdır” der. “Melekler, yaptıkları işten hoşlandıkları ilim talebeleri için kanatlarını yere sererler” der. (Câmiü’s-Sağîr, 1/310).
“İlim cihanşümuldur” (evrenseldir) der, “Allah faydalı bilgiyi isteyene verir” der, “Allah insanoğlunu doğru bilgiyi öğrenme yetisi ile donatmıştır” der. Der ki der…
Yani derki… “Depremi, sel baskınını belki engelleyemezsin ama… Japonlar gibi depremde yıkılmayan evleri yapmayı öğrenebilirsin” der.
Yani derki… “Madenlerin fıtratında kazalar olabilir, ancak sen AB ülkelerindeki gibi iş güvenliği kurallarını koyarsan, bunlara uyulmasını sağlarsan, iş kazalarında AB birincisi ve dünya altıncısı olmazsın” der.
Yani derki… çalarken, çırparken Besmele çekme, asıl insana hizmet ederken, size emanet edilen canlarımı korurken Besmele çek ama sonra “OKU” der…