​ Bilimsel düşünce ve Yasin Suresi / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '13

 
Kategori
Felsefe
 

Bilimsel düşünce ve Yasin Suresi

Bilimsel düşünce ve Yasin Suresi
 

ARİSTARKOS’UN EVREN ANLAYIŞINDA GÜNEŞ MERKEZDE YER ALIR VE GEZEGENLER ÇEVRESİNDE DÖNER.


Güneş, dünya, ay ve gezegenler, hatta atom hakkındaki temel bilgilerin önemli bir bölümü Muhammet ve Galile’den yüzyıllar önce çoktan keşfedilmişti. Antikçağ filozofları ve gökbilimcileri dünya ve güneş ile ilgili günümüzdeki bilimsel bulgulara çok yakın gözlemlere ulaşmışlardı. Yunan filozofu Anaxagoras (İÖ 500) güneşin yanmakta olan dev  bir metal top olduğunu ileri sürmüş; Sisamlı Aristarkos (İÖ 230) evrenin merkezine güneşi, çevresine gezegenleri koymuş, dünyanın kendi ekseni çevresinde bir günde döndüğünü keşfetmiş; Erastostenes (İÖ 235) dünyanın çevresini ve güneşe uzaklığını (149 milyon km) gerçeğe çok yakın hesaplamış;  İÖ II. yüzyılda İznikli Hipparkos güneş saati, usturlap, dioptra, çemberli gökküre gibi o devirdeki ölçüm aygıtlarıyla yıldızların yerlerini gösteren bir gök haritası oluşturmuş,  İÖ 190da gerçekleşen güneş tutulmasında ayın dünyaya uzaklığını, yer yarıçapının 60,50 katı olarak belirlemişti.

Demek ki, astronomik temel bilgilerin azımsanmayacak bir bölümü Kuran yazılmadan önce zaten biliniyordu. Üstelik bunlar vahiy veya mucizeler sayesinde değil bilimsel gözlemlerle belirlenmiş bulgulardı. İslam ilahiyatçıları ise Yasin suresinde dünyanın yuvarlak olduğunu, gezegenlerin kendi yörüngeleri çevresinde döndüğünün anlatıldığını ve bunun büyük bir mucizeye işaret ettiğini ileri sürerler.  Bu gerçekten böyle midir, yoksa bunun temelinde Kuran’ın bilime uydurma çabaları mı vardır?   

Yasin suresinin ilgili 38-39-40 ayetlerini  -çeşitli Kuran çevirilerini göz önünde tutarak- mercek altına alıp incelediğimizde bu soruya yanıt bulmak zor olmayacaktır. Müfessir ve mutasavvıf Dr. Abdülbaki Gölpınarlı’nın çevirisi şu şekildedir:

“38- Ve güneş de karâr edeceği yere kadar akıp gider bu, üstün, hüküm ve hikmet sâhibi mâbûdun takdîridir.  39- Ve ay için de muayyen zamanlarda konaklar takdîr ettik, her devrin sonunda, eski, kuru ve eğri hurma salkımının çöpüne döner. 40- Ne güneş, aya yetişebilir ve ne gece, gündüzü geçebilir; hepsi de bir gökte yüzüp durur.” (Yasin Suresi: 38-40, Dr. Abdülbaki Gölpınarlı)

Burada “karar etmek” “durmak, dinlenmek, rahat etmek” anlamındadır. Yani güneşin batacağı/dinleneceği yere kadar gökte akıp gittiğinden  söz ediliyor. Kuran’ın 1783 yılında doğubilimci Claude-Etienne Savary tarafından yapılan ilk Fransızca çevirisinde de aynı anlam vardır:  “Le soleil parcourt  sa carrière jusquau lieu où il se repose”  ( Güneş dinleneceği yere kadar mesleğini sürdürür.)

Görüldüğü gibi söz konusu ayetlerde ne dünyanın yuvarlaklığından, ne de gezegenlerden söz ediliyor. Sadece güneş ve ayın gökteki hareketlerinden,  gece ve gündüzden söz ediliyor. Hepimizi bildiği gibi aslında güneş dünyanın çevresinde dönmez.  Ama biz dünyadan baktığımızda onu öyle zannederiz. Yörüngede giden ve güneşin çevresinden dönen dünyadır. Bu nedenle “güneşin akıp gitmesi” bilimsel bir açıklama olarak görülemez.

İkincisi güneş ve ayın koşut bir göksel düzlemde olduğu zannedilmiş ki güneşin aya yetişmesinden söz ediliyor. Oysa güneş aydan  148.620.000 km uzaktadır ve ikisi aynı düzlemde değildir. Üçüncüsü güneş ve ayın gökte “yüzmeleri” bilimsel değil ancak şiirsel bir yorum olarak algılanabilir. Dördüncü olarak ay kuruyan bir hurma dalı gibi şekil değiştirmez; güneşe olan konumu dünya çevresinde dönüşü ile birlikte değiştiğinden güneş ışığının geliş açısına göre ayın “şekli” değil “görüntüsü” değişir. Kuran’ın  Elmalılı  çevirisi ise biraz farklı olup güneşin “kendi yolunda” akıp gittiğinden söz edilir: 

“38 - Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.  39 - Ay'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür. 40 - Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.”     (Yasin Suresi: 38-40, Elmalılı H. Yazır)

Burada da bilimsel olmayan bir  anlatım olup ayette yazdığı gibi “güneşin kendi yolu” yoktur. Diğer taraftan, güneş aya “çatmasa” bile, yılda  en az iki, en fazla beş güneş tutulması olduğuna göre ay ve güneşin parabolik bir doğrultuda arka arkaya dizilerek çakışması söz konusudur ki ayette nedense buna hiç değinilmiyor.

Bilim geliştikçe, yeni şeyler keşfettikçe din ile bilimi bağdaştırma ve uzlaştırma kaygılarının İslamcı kesimde arttığını,  özellikle AKP’nin iktidara gelmesinden sonra yeni basım Türkçe Kuran çevirilerinde  ayetlerde  tashih, tevil, düzeltme amacıyla anlam çarpıtmalarına gidildiğini, ayetlerin asıl anlamlarının değiştirilmeye  kalkışıldığını   gözlemliyoruz.  Bu bağlamda Diyanet İşlerinin çevirisini  örnek gösterebiliriz:

“38.Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah’ın takdiri (düzenlemesi)dir. 39. Ayın dolaşımı için de konak yerleri (evreler) belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur. 40. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.” (Yasin Suresi: 38-40, Diyanet İşleri)

Kuran’da “yörünge” sözü geçmediği halde Diyanet İşleri  neden “güneşin yörüngesi” den söz ederek böyle bir  muharref  çeviri yapıyor? Çünkü, son bulgulara göre, salt güneşin değil ancak tüm  “Güneş Sistemi”nin 100.000 ışık yılı çapında ve içinde 200 milyar yıldız barındıran Samanyolu Gökadası (Galaksi) nın içinde olup gökadanın merkezinin çevresinde döndüğü saptanmıştır.  Gökadanın merkezinde Sagittarius denilen kara delik bulunur.  Güneş sisteminin  gökada içinde hızı 220 km/s olup galaktik yörüngesindeki  dönüşünü 250 milyon yılda tamamlar. 

Yalnız burada dikkat edelim: Galaktik yörüngeyi izleyen sadece güneş değil, tüm güneş sistemidir.  O halde, Diyanet İşlerine önerim, Kuran’ın yeni baskılarında söz konusu ayeti “Güneş sistemi de kendi galaktik yörüngesinde akıp gitmektedir” diye düzeltsinler ! Bu şekilde bir düzeltmeyle Kuran bilimsel gerçeğe daha yakın olur!

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün çevirisinde ise -  güneşin bir gün enerjisini yitirip söneceği kuramından hareketle  ayetleri bu görüşe uydurma çabası açığa çıkar. Yaşar Nuri güneşin kendi yörüngesinde  değil de, “bir durak noktasına/bir durma zamanına doğru” akıp gittiğinden söz eder:

“38.Güneş kendine özgü bir durak noktasına/bir durma zamanına doğru akıp gidiyor. Aziz, Alim olanın takdiridir bu. 39. Ay'a gelince, biz onun için de birtakım durak noktaları/birtakım evreler belirledik. Nihayet o, eski hurma sapının eğrilmişi gibi geri döner.40.Güneş'in Ay'a ulaşıp çatması gerekmiyor. Gecenin de gündüzü geçmesi gerekmez. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.”  (Yasin Suresi, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk)

Görüldüğü gibi postmodern Kuran çevirilerinde ayetleri bilime uyduracağız diye Kuran’da yazmayan şeylerin sanki orada yazıyormuş gibi sunulması, ya da, eski devirlerin anlayışlarını allayıp pullayarak bilimsel düşünceye "benzetme" söz konusudur. Kuran’ın yeni yapılan İngilizce ve Fransızca  çevirilerinde de ayetlerin bilime ve çağdaş anlayışa uygun hale getirildiğini gözlemlemekteyiz.   Örneğin Nisa 34teki “kadınları dövün” emri “kadınları (hafifçe) dövün” şeklinde değiştirilmektedir! Bu neden yapılıyor, neden böyle bir yola tevessül ediliyor? Böylelikle pozitif bilim ve çağdaş ahlak ile Kuran’da yazanların uyum içinde olduğu mu  kanıtlanmaya çalışıyor? Bu çevirileri yapanlar aslında ayetleri tahrif etmiş olmakla Kuran’ı  muharref hale getirdiklerinin farkında değiller mi? 

Kuşkusuz, bu çeviri kargaşasının  çok şiddetle kınanması gereken, dünya kamuoyunu ve insanlığı aldatmaya yönelik etik olmayan yaklaşımlar olduğu apaçık ortadadır. Görüşüme katılmıyorsanız o zaman Hammurabi Kanunlarını da aynı yöntemle "bilimselleştirelim" ve "çağdaşlaştıralım" ve topluma dayatalım ! Böyle bir din anlayışının ciddiye alınması mümkün olabilir mi? Böyle bayat ve yüz kızartıcı taktikler gelecekte çok daha büyük sorunlara yol açması kaçınılmazdır.  

Tüm bu gerçeklere karşın yine de İslam ilahiyatçılarının  iddialarından ve kendi doğrularını millete kabul ettirme sevdasından vazgeçmelerini beklemiyoruz.  Nedense din hala kendini sürekli bilime uydurma çabası içinde, oysa Ortaçağda bilim kendini dine uydurmak zorundaydı !

Yaşar Nuri’nin “Allah ile Aldatmak” isminde bir kitabı var. Ona naçizane önerim  Kuran çevirileri konusunu ele alması ve bu konuda bir kitap yazması. Kitabın adını da  “Kuran ile Aldatmak” koyması sanırım uygun olur.

KURANI KERİM KAYNAKÇASI:

1)      Kuranı Kerim, 2 cilt, Abdülbaki Gölpınarlı, (1900-1982), Arapça metinle birlikte, İstanbul, 1955;

2)      Hak Dini Kuran Dili, Yeni Mealli Tefsir, M. Hamdi Yazır (Elmalılı), Arapça metin, çeviri ve tefsir, 9 cilt,  İstanbul,  1970;

3)      Kuranı Kerimin Yüce Meali, Prof. Dr. Süleyman Ateş, Yeni Ufuklar Neşriyat, İstanbul, 1975;

4)      Kuranı Kerim Meali (Türkçe Çeviri), Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Hürriyet Ofset, İstanbul, 1994;

5)      Kuranı Kerim ve Meali, T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı, 2002

 
Toplam blog
: 129
: 1871
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1968 yılından bu yana dinler tarihi, mitoloji, sosyoloji, antropoloji, dinbilim, teozofi, metafiz..