Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '11

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
515
 

Bin Ladin: Ne doğrarsan aşına!

 

Obama’nın açıklamalarına bakılırsa Usame Bin Ladin öldürüldü. 

1978’de, kendisi için sonun başlangıcı da kabul edilebilecek emperyal bir girişimde bulunan Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali, herkesten çok, Hint Okyanusu’na açılan bölgeyi kimseyle paylaşmak istemeyen ABD’yi rahatsız etmişti. ABD Hükümeti, hem Afganistan’ı Sovyetler için bir batağa çevirmek hem de siyasal İslamcılığın geleneksel olarak güçlü olduğu bu topraklardaki direniş hareketini ABD’nin uydusu yapmak amacıyla CIA’yi görevlendirmişti. 

CIA, Afganistan’ı Sovyetler için bataklığa çevirecek bir senaryo hazırlamış; tek eksiği, bu senaryoya uygun bir lider tipi bulmaktı. CIA’nın istediği lider, hem Sovyetler’e karşı savaşacak hem de İslamcı militanların idolü olabilecek özellikler taşımalıydı. Afganistan’daki direniş odaklarını kontrol altında tutmak ve istediği gibi yönlendirmek isteyen ABD’nin aradığı özellikleri, nitelikleri, yetenekleri ve karizmasıyla herkesi etkisi altına alabilecek lider, GIB(Suudi İstihbarat Servisi) tarafından bulunmuştu. Bu kişi, Obama tarafından öldürüldüğü açıklanan 1957’de, 54 çocuklu bir babanın 17. çocuğu olarak dünyaya gelen Usame Bin Ladin’di. 

Zaten savaşmak için fırsat kollayan Ladin’e bu görev, arkadaşı ve GIB Başkanı El Turki tarafından teklif edildi. Böylece El Turki, İslam için savaşmak isteyen arkadaşı Ladin’in isteğini de yerine getirmiş olacaktı. CIA’nin bu projeden haberdar olduğunu hissettiren El Turki, Ladin’e, Afganistan’da nasıl bir ortamda, kimlerle karşılaşacağını uzun uzun anlattı. 

Cidde’deki Kral Abdulaziz Üniversitesi’nde eğitim alan Ladin, herkesten bağımsız ve kendi kararıymış gibi Afganistan’a gitti. Peşaver’de, Filistinli Hocası Abdullah Azam ile karşılaşacağından emindi. Afganistan’a varır varmaz, kendisine güvenen tavrını etrafına hissettirdi. Hiç acele etmeden ve sadakati elden bırakmadan Azzam’ın asistanlığını üstlendi. Öncelikle Celalabad yakınlarında bir savaşa katıldı ve burada yaralandı. Ladin’in savaşa katılıp yaralandığını istihbarat servisleri herkese duyurdu. CİA, O’nun için “Afganistan’daki en iyi savaşçılardan biri” tanımını yapmıştı. Dünyanın dört bir yanından gelen Müslüman militanlarda Ladin hayranlığı yaratmak için her fırsat kullanıldı. Savaştaki binlerce mücahit arasında yalnızca O’nun yaralanması olay olmuş; herkese duyurulmuştu. Ona karşı saygı, sevgi ve güven duyulması için her fırsat kullanılmıştı. 

Yalnızca kendisinin bildiği bir program dâhilinde militanların eğitildiği bütün kampları ziyaret etti. Savaşta yaralanan militanları hastanelerde yalnız bırakmadı. Ev adreslerini aldığı militan İslamcıların ailelerine yardım gönderdi. Bu arada kiraladığı villayı da, uluslararası İslamcı gönüllüler için bir çeşit konuk evi ve geçiş noktası olarak kullanıma açmayı da ihmal etmedi. Bütün bu uğraşları ismi etrafında bir efsane yaratılmasını sağladı. 

Topladığı adreslerin yardım gönderme amacı taşıyacak kadar masum olmadığı zamanla anlaşılacaktı. Yaptığı yardımlar, Onu İslamcıların gönlüne oturturken, o gelecekte kuracağı örgütün alt yapısını kurmakla meşguldü. Amacı, gerektiğinde herkese kolaylıkla ulaşabilecek bir sistem kurmaktı. Gazeteci Jason Burke’nin dikkat çektiği gibi, “Bin Ladin ne istediğini ve ona nasıl ulaşmayı umduğunu gayet iyi bilen bir eylemcidir”. Başlangıçta bu yeteneğini farklı ülkelerdeki İslamcı militanları kendisine bağlı hale getirmek için kullandı. Gelecekte yapılmasını planladığı eylemler sırasında harekete geçirebileceği yerel güçlere para transferini çok önceden başlattı. Bu transferler sırasında CIA’nin ve Suudi İstihbarat teşkilatının bilgisi ve yardımını gördü. 

Dışarıdan bakıldığında küçümsenemeyecek bu “koruma ve kollama” işi, sıradan İslamcı militanların çıplak gözle görebileceği bir durum değildi. Dolayısıyla Ladin de, kendisine verilen bu bilgi ve destekten dolayı herhangi bir komplekse kapılmadı. Çünkü O’nun hedefi, küçük sorunlara takılmayacak kadar büyük ve önemliydi. Üstelik, kendisi tarafından belirlenen başlama vuruşu anına kadar takkiye yapması da, Siyasal İslam’a aykırı bir davranış değildi. İslamcılar, Afgan Savaşıyla birlikte savaş kadar Ladin’i de konuşmaya başlamışlardı. Ladin, karizması ve sabrı kadar, “İslam’ın Altın Çağı”nı kurmakta kararlı bir lider havası yaratmıştı. Adı, adeta uluslararası İslamcı hareketle özdeşleşmişti. 

Sovyetler yenilmiş ama Afganistan’da yaratılan ‘canavar’ evine dönmemişti. Sonradan ‘İkiz Kuleler’ ve Türkiye’deki Sinagogların bombalanması başta olmak üzere çok sayıda şiddet eyleminin müsebbibi gösterilen Bin Ladin, bu haliyle GIB’in yardım ve desteğiyle ABD’nin CIA patentli bir yaratımıdır. Dün sona eren yaşam, genç yaşından itibaren Müslüman Kardeşler’in fikirlerine sempati duyan Bin Ladin’in kontrol edilemez bir şiddet eylemcisine dönüş(türül)mesinin de öyküsüdür. 

(*) Bu yazı, 3 Mayıs 2011 tarihli Haberturk Gazetesi’nde yayınlandı. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhabalar, Çıkar ve menfaati için kendilerinin dışındaki tüm eşref-i mahlukat olan insanları ezilecek bir böcekmi gibi hor gören bir cemiyet topluluğundan başka ne beklenebilir ki? Usame Bin Ladin'in yaptıklarını da tasvip etmiyorum. Çünkü İslam dininde terör yoktur. Suçsuz ve sebepsiz yere insan canına kıymak yoktur. Saygılarımla.

Pervane 
 03.05.2011 21:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 102
Toplam yorum
: 67
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 678
Kayıt tarihi
: 06.07.10
 
 

8 Ocak 1961'de doğdu. Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster