- Kategori
- Gündelik Yaşam
Bir bahar sabahı

Güzel bir bahar günü eksikleriyle, matlaşmış renkleriyle gelmiş haberim yok. Akdeniz’de bahar dediğiniz zaman şöyle bir duracaksınız. Deniz buralarda laciverttir, çiçekler bin bir çeşit. Çam ağaçları ve ardıç ağaçları; her şey yeterincedir. Karadeniz’i görmeyi hep arzulamışımdır, şımarık yeşilliğini görmek… Ama buralarda güneş şımarıktır: çok severim.
Gelmiş bahar gelmesini de, ne bisikletime atlayıp fotoğraflar için koşmak geliyor içimden, ne de sahilde yürümek. Sahil dediysem kilometrelerce insan ayağı değmemiş güzellikler. Google earth programı varsa görebilirsiniz eşsiz sahilleri. Ha, bir de 331 değişik kuş türüne ev sahipliği yapan kuş cenneti. Bir ara Özal haritada yakınların mal paylaştırırken buralar davulcuya denk gelmiş, devreye Unesco girip durdurunca koruma altına alınmış bir bölge; dünya mirası yani. Özal’a teşekkür ederiz. Eğer bu yanlışı yapmasaydı yavaş yavaş nüfus ederek insan, yok edecekti o cenneti.
Özal deyince aklıma gelir; o sıralar İstanbul’da öğrenciyim, oğlunun düğünü var. Milyonlarca dolarlık bir harcama yapılmış, binlerce polis görevli, İstanbul’un en güzel tepesinde sivisotelde. Kenan Evren’de düğünde. İbrahim Tatlıses Kürtçe ilk kez şarkı söyler. Öyle bir düğün ülke tarihinde yok, olması da mümkün değil; gelecekte de. Bana ayrıntıları bir arkadaşım anlatmıştı.
Parasızmış gitmiş; yedik!
O zaman daha kötü, o paralar bizdense? Geçmiş gitmiş mi dediniz? “Zaten her şeye geçirmiş gitmişler dersiniz,” derler, aman ha.
***
Tabii insanın bir adaptasyon yeteneği var; bir de onu düzenleyen antagonist yönü. İkincisi ağrılaşıyor ve anlamsızlaşıyor yazma eylemi şu sıralar benim için. Değer bulma meselesi değil, değer verilenlerin kıyımı bu.
***
İtalyan gelin barış adına yola çıkmıştı. Ama nereden bilsindi Müjde Ar'ın arabesk filmini. “Gelinlikle ortalıkta dolaşan gerdekten kaçmış, beğenmemiş, ama o iş için hazır” görüntüsü ilkel beyinlerde varken. Ama bu kadın barış adına yola çıkmış, gideceği yer ortada doğu. Eee, silah tüccarları var, şu var bu var. Bize öküz diyebilecekler var; acaba? Ha? Senaryo hazırlanabilir mi? Arabasında kaç kişi kazma kürek taşır? Çiftçilikten bilirim, arabaya kürek sığmaz. Acaba? Hımm… Sperm tahlil sonuçları ne çıktı acaba? Yüzde bir.
Daha önce seri katillerle tanışmıştık. Devletin atadığı avukat çekilmişti onların: işte kaybettiğimiz an demiştim. Çünkü onlar ellerinde fırsat varken çocuk öldürmemişlerdi; küçücük bir umut ışığı: ama avukat çekildi. Medyada bir alkış. Keser döner sap…
sığmazsa?...
Duruverirsiniz yüzde bir şüphe beyninizde. Hele böyle bir ülkede…
Dünyaya gelme olasılığınız sayısal lotonun çıkma olasılığının on beş katı. İki yüz milyonda bir. Elli milyon sperm, dörtte bir ihtimal yumurtaya saplansa da; doğal şartlarda. Gerçekleşmiş olmalı ki, bu yazıyı okuyorsunuz.
***
12 Eylül sonrasında yapılan zulümlere soldan güçlü bir karşı atak geleceğini sananlar yanılmışlardı. Radikal sol değil, bildiğiniz sayın Ecevit solu. Gıkı çıkmadı. “Gibi gibiyim, gibi gibi” demekle meşgulken; baktı ortalıkta boşluk var gördü eylülcüler, bölünsünler misali, şimdiki zübüksever çıktı; nedense enerjikti, kendine güvenliydi. Demek arkada güçlü birileri vardı. (Karmaşık olmadı değil mi? Beyin jimnastiği iyidir. Tamamen Türkçe ve açık. Yavaş okuyun lütfen. Hızlı okuyanlara yazdım ikinci kitabımı zaten).
Size garip gelebilir, o günlerde en baba tepkiyi tam bir gazete sayfası bildiri yayınlayan sayın Demirel vermişti. Evet, sayın Süleyman Demirel.
Şöyle diyordu: “Neredeydiniz? Eylülden önce size tüm yetkiler verilmişken ve ortalık sıkıyönetimken; neredeydiniz de 12 Eylülün sabahı bitiverdi her şey!”
Vay dedim, daha küçüğüm ama sorgulama tam gaz: Yanlış adama kızmışım.
İşte o yüzden kendisine baba der Anadolu. Yoksa göbekle möbekle olmaz o işler.
***
Müslüm’e bakıp baba lafını yanlış anlamayın. Müslüm 85’lerde mefta olmuştu zaten. Baba denmeyi hak eden sesi varmış. Sonra seksenli yıllarda birden ses gitmiş: kesikleşen, boğuk, bozuk… 85’ten öncesini bulursanız orijinal birkaç şarkısı iyidir. Murathan falan da fark edip onu yontmaya kalktı ama özünü bilmediğinden komik oldu tabi. Onlar da mefta. Tıpkı Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü gibi. Bırakın öyle kalsın, öyle yaşasın demek geliyor içimden ama adamlar parasız kalınca, eski yaşayan değerleri de para kazanmayınca ne yapsınlar? Daha önce anlattığım-bir yazımda- maymun fıkrasındaki gibi, erkek maymundan ancak bu kadar.
Diyeceğim, halk kime baba diyeceğini bilir, ama unvan korunamayabilir. Sayın Demirel sanıyorum koruyor.
(Bildiri mildiri lafları gündemde olunca)
***
Neden sorgulamazsınız a dostlar. Neden önünüze her konulana kesin doğru gözüyle atlarsınız a dostlar. Sonra da dövünürsünüz a dostlar…
Medya ışıltı demek. İşini yapar. Sen de işini yap ve araştır, bekle ve öğren gerçeği.
***
Çözüm daha fazla demokrasiden öte, demokrasiye sahip çıkmakta. Yoksa onu kaybedersek ekmeksiz kalmaktan çoook daha kötüdür sonuçları.
Ömüğünüze-boğazınıza- çökerler hiç suçunuz yokken; her gün…
Sağlıcakla dostlar, sağlıcakla….
***
http://www.youtube.com/watch?v=NZmc0fKfgWs
http://www.youtube.com/watch?v=xIy7EvIk5AE&feature=related
http://www.youtube.com/watch?v=ijrY9uKw034
not: çektiğim fotoğrafları nasıl buluyorsunuz? cep telefonumla çekiyorum. yukarıdaki fotoğraf, örneğin, ışık süzülmesi ana tema. ama prof. fotocular bunu pek istemezlermiş; niye ki ne? merak ettim, bilen arkadaşlar aydınlatırsa sevinirim.