- Kategori
- Sivil Toplum
Bir başka 12 eylül
" Darbeler neden birbirini izliyor? Askeri rejimlerde bunca ölüm ve işkenceye rağmen, halk neden en çok askere güveniyor? Siyasal belirsizlik, halkta neden askeri çağrışıma yol açıyor?
Çünkü, suçlu sivil iktidarlar, seçilmiş yönetimler. Halkın seçilmiş sivil iktidarlara güvenini sağlamaktan uzak politikacılar. Geçmişten ders almayan onlar. Sistemi kilitleyen, uzlaşmayan onlar.
Bugün 12 Eylül, darbenin 27. yılı. Bir daha ve hiç bir zaman, bin yıl sonra da, on bin yıl sonra da, hiç kimsenin soğuk gece yaşamaması dileğiyle.
Demokrasi, demokrasi, yine ve ille ve mutlaka demokrasi."
Sayın okurlar yukardaki paragraf Sn. Yalçın Doğan' ın 12 eylül 2007 tarihli Hürriyet gazetesindeki yazısından aynen yapılmış bir alıntıdır. Sn. Doğan çok takdir ettiğim, deneyimi, birikimi tartışılmayacak bir kişidir. Ama yine de sanırım benden kaynaklanan sorunlar nedeni ile ülkemde hiç kimse ile bir türlü hiç bir konuda temel mantalitede anlaşamıyorum. Teorik olarak son derece makul görülen cümlelerin demokrasi..... ile başlayan sonuncusu hariç hangisi sizce doğru bir mantık, en azından ülkemiz somut gerçeklerinde.
Çünkü eğer halk en çok askere güvenseydi bugünkü iktidara oy vermezdi. Hiç kimse bugünkü iktidar ile askeri kanat arasında en hafif deyimi ile yüzde yüz uyum olduğunu söyleyemez. Veya halkımız çok matrak. En çok askere güveniyor, ama askerin en az güvendiği siyasilere en çok oyu veriyor. Sizce benmi yanlış düşünüyorum yoksa yukarda aynen yapılan alıntıda mı bir hata var.
Gelelim ikinci paragrafa. Nasıl olup da demokrasilerde sivil iktidar suçlu olup o sivil iktidarı başa getiren halk suçsuz oluyor. Sivil iktidarlar uzlaşmıyor ama sanki halkımız her konuda uzlaşacağım diye birbirlerinin boynuna sarılıp öpücüklere mi boğuluyorlar. Halkın neredeyse tamamının birbiri ile bir şekilde mahkemelik olduğu, birbirine her konuda en sert davranış biçimlerini sergilediği ülkemizde mi uzlaşmayan sadece siyasiler. Üstelik bence halkımızın % 99' u ile siyasi iktidarlar (farklıymış gibi görünenleri dahil) uzlaşma içinde değiller mi asıl önemli temel konularda. Örneğin Atlas dergisi eylül sayısında Konya havzası su sorununu incelemiş. Aynı konuya NTV' de uzunca bir program ile değindi. Konya havzasını halk, halkın seçtiği siyasiler, siyasilerin atadığı bürokratların yönettiği kurumlar ör: DSİ birlikte bugünlere getirmedi mi? Şimdi neden siyasiler ve DSİ suçlu sadece. Hangi siyasi parti Konya havzası ve tüm sulak alanlarımız için türban konusunu konuştukları kadar somut öneriler hazırlayarak her an bu kadar gündeme getirdiler ve tartışmaya açtılar. Ama en önemlisi suyu tükenen Konya havzasındakiler dahi bu konuyu gümbür gümbür gündeme getirdiler mi ? Tanrı aşkına getirdiler demeyin. Seçim sonuçlarına bakın.
Mıcırlı duble yollarda onlarla kırılan halkımız duble yolların mimarlarına geçmişten bugüne oy vermedi mi hem de isteyerek. Hayatında sağ hiç bir partiye oy vermediğini bildiğim insanlar duble yollar yapılmalı ama diyorlar. Ben de işte tam da bunu söylüyorum. Türk insanının temel konularda aslında sağ sol bir farkı yoktur ve asıl korkutucu olan budur diye kendimce uyarmaya çalışıyorum. Yani inanılmaz bir uzlaşma mevcut bizde aslında.
Sayın okurlar en aydınımız, en deneyimlimiz, en olaylara yıllardır teorik olarak vakıf olanımız eğer bu toplumda bizim masum ama nasıl oluyorsa herhalde gökten zembille inen siyasilerin suçlu olduğunu düşünüyor ve yazıyorsa ne nasıl değişir? Eğer biz masumsak ve eğer biz çoğunluksak ama o siyasilere bu çoğunluk derdini anlatamıyor ise ne nasıl düzelecek ?
Ya benim düşünce sistematiğimde gerçekten bir sorun ve bundan öte benim bir psikoloğa ihtiyacım var ya da bu toplum sorunlu. Umarım ben bireysel olarak sorunları olan bir insanımdır. İnanım razıyım. Aksi çok kötü çünkü.
Çünkü, suçlu sivil iktidarlar, seçilmiş yönetimler. Halkın seçilmiş sivil iktidarlara güvenini sağlamaktan uzak politikacılar. Geçmişten ders almayan onlar. Sistemi kilitleyen, uzlaşmayan onlar.
Bugün 12 Eylül, darbenin 27. yılı. Bir daha ve hiç bir zaman, bin yıl sonra da, on bin yıl sonra da, hiç kimsenin soğuk gece yaşamaması dileğiyle.
Demokrasi, demokrasi, yine ve ille ve mutlaka demokrasi."
Sayın okurlar yukardaki paragraf Sn. Yalçın Doğan' ın 12 eylül 2007 tarihli Hürriyet gazetesindeki yazısından aynen yapılmış bir alıntıdır. Sn. Doğan çok takdir ettiğim, deneyimi, birikimi tartışılmayacak bir kişidir. Ama yine de sanırım benden kaynaklanan sorunlar nedeni ile ülkemde hiç kimse ile bir türlü hiç bir konuda temel mantalitede anlaşamıyorum. Teorik olarak son derece makul görülen cümlelerin demokrasi..... ile başlayan sonuncusu hariç hangisi sizce doğru bir mantık, en azından ülkemiz somut gerçeklerinde.
Çünkü eğer halk en çok askere güvenseydi bugünkü iktidara oy vermezdi. Hiç kimse bugünkü iktidar ile askeri kanat arasında en hafif deyimi ile yüzde yüz uyum olduğunu söyleyemez. Veya halkımız çok matrak. En çok askere güveniyor, ama askerin en az güvendiği siyasilere en çok oyu veriyor. Sizce benmi yanlış düşünüyorum yoksa yukarda aynen yapılan alıntıda mı bir hata var.
Gelelim ikinci paragrafa. Nasıl olup da demokrasilerde sivil iktidar suçlu olup o sivil iktidarı başa getiren halk suçsuz oluyor. Sivil iktidarlar uzlaşmıyor ama sanki halkımız her konuda uzlaşacağım diye birbirlerinin boynuna sarılıp öpücüklere mi boğuluyorlar. Halkın neredeyse tamamının birbiri ile bir şekilde mahkemelik olduğu, birbirine her konuda en sert davranış biçimlerini sergilediği ülkemizde mi uzlaşmayan sadece siyasiler. Üstelik bence halkımızın % 99' u ile siyasi iktidarlar (farklıymış gibi görünenleri dahil) uzlaşma içinde değiller mi asıl önemli temel konularda. Örneğin Atlas dergisi eylül sayısında Konya havzası su sorununu incelemiş. Aynı konuya NTV' de uzunca bir program ile değindi. Konya havzasını halk, halkın seçtiği siyasiler, siyasilerin atadığı bürokratların yönettiği kurumlar ör: DSİ birlikte bugünlere getirmedi mi? Şimdi neden siyasiler ve DSİ suçlu sadece. Hangi siyasi parti Konya havzası ve tüm sulak alanlarımız için türban konusunu konuştukları kadar somut öneriler hazırlayarak her an bu kadar gündeme getirdiler ve tartışmaya açtılar. Ama en önemlisi suyu tükenen Konya havzasındakiler dahi bu konuyu gümbür gümbür gündeme getirdiler mi ? Tanrı aşkına getirdiler demeyin. Seçim sonuçlarına bakın.
Mıcırlı duble yollarda onlarla kırılan halkımız duble yolların mimarlarına geçmişten bugüne oy vermedi mi hem de isteyerek. Hayatında sağ hiç bir partiye oy vermediğini bildiğim insanlar duble yollar yapılmalı ama diyorlar. Ben de işte tam da bunu söylüyorum. Türk insanının temel konularda aslında sağ sol bir farkı yoktur ve asıl korkutucu olan budur diye kendimce uyarmaya çalışıyorum. Yani inanılmaz bir uzlaşma mevcut bizde aslında.
Sayın okurlar en aydınımız, en deneyimlimiz, en olaylara yıllardır teorik olarak vakıf olanımız eğer bu toplumda bizim masum ama nasıl oluyorsa herhalde gökten zembille inen siyasilerin suçlu olduğunu düşünüyor ve yazıyorsa ne nasıl değişir? Eğer biz masumsak ve eğer biz çoğunluksak ama o siyasilere bu çoğunluk derdini anlatamıyor ise ne nasıl düzelecek ?
Ya benim düşünce sistematiğimde gerçekten bir sorun ve bundan öte benim bir psikoloğa ihtiyacım var ya da bu toplum sorunlu. Umarım ben bireysel olarak sorunları olan bir insanımdır. İnanım razıyım. Aksi çok kötü çünkü.