- Kategori
- Siyaset
Bir başka açıdan CHP ve Atatürk

2007 Genel Seçimleri sonrasıydı. Özel bir TV kanalında MHP milletvekili Deniz Bölükbaşı ile CHP milletvekili Onur Öymen dış politikaya ait bir meseleyi tartışıyorlardı. Söz sırası Deniz Bölükbaşı’nındı ve konuşuyordu. Onur Öymen beklemekten sıkılmış olmalı ki birden atıldı. Başladı o “bilindik” “klasik” cümleden:
-CHP Cumhuriyet’i kurmuş bir partidir. Atatürk’ün de partisidir. Atatürkçü partidir… Ben burada “laf” dinlemeye gelmişsem bunun benim için bir anlamı yok.
Sunucu da Deniz Bölükbaşı da şaşırmıştı. Bölükbaşı’nın sözlerinin içinde Öymen’in çıkışında adı geçen kişi ve partiye bırakın “eleştiri”yi ne Atatürk’ün ne de CHP’nin mevzuu bile geçmemişti.
Aslında yine mesele aynı idi.
Demesi o idi ki Onur Öymen’in, “Biz mademki Cumhuriyet’i kurmuş bir partinin günümüz temsilcileriyiz ve ortada bir “memleket meselesi” var. Kenara çekilince de partimizin köklü geleneğinden bize miras kalan tecrübe ile birkaç söz “buyuralım.”
Aslında bunu hep yapıyorlar. Baykal da sıkışınca ya da bugüne ait söz “malzemesi” bitince partisinin mazi “ipi”ne sarılırdı. Ama ne yalan söylemeli Tayyip Erdoğan da bazen kötü basıyor bam tellerine. CHP’nin “yumuşak karınları”nı iyi buluyor ve meydanlarda tam da halkın anlayabileceği gibi anlatıyor.
(Dipnot: Yerel seçimler ortamında iken Tayyip Erdoğan nereden bulmuşsa almış eline ekmek karnesi Halka soruyor:
-Bu ne biliyor musunuz?
-Hayırrrrrrrrrrrrrrrr, diye ses yükseliyor meydandan.
-Bu elimdeki, CHP döneminde verilen ekmek karnesi. Onların zamanında halka ekmek bile karne ile veriliyordu.
Birkaç gün sonra da “Cumhuriyet’i kuran partinin 2009’daki genel başkanı Baykal başka bir seçim meydanından haykırıyor;
-Yahu adam 2. Dünya Savaşı yıllarındaki karneyi gösteriyor. O durumdan bile bizi sorumlu tutuyor. Ayıp. Ayıp.)
Bence günümüz CHP’si “Atatürk’ün Partisi, Atatürk’ün kurduğu parti, Atatürkçü parti…” gibi söylemleri sıcak siyasetin içine sokmamalı. Bu durum, özellikle Cumhuriyet Türkiyesi’nin kurucusunu yıpratıyor ve CHP yüzünden, yerli yersiz Osmanlı’nın “son günleri”nin ve Cumhuriyet’in altın sayfalarının çok önemli bir şahsiyeti Atatürk, tartışma alanına çekiliyor.
Sıcak siyasette, ikide bir “Biz Atatürk’ün kurduğu partiyiz.” demenin pratikte mantığı da yok. Kalkıp biri ya da birileri 2009 Yerel Seçimleri’nde CHP’nin aldığı %23.8’lik oyu baz alarak:
-Siz CHP olarak, “Atatürk’ün kurduğu Partiyiz.” diyorsunuz. Aldığınız oy oranı %23.8. Şimdi bundan hareket ederek söylersek 18 yaş üstü Türk insanının sadece %23.8’i mi Atatürkçü?
Dahasını da ben söyleyeyim: Başka partilere oy vermiş olan milyonlarca Türk insanının “Atatürkçü” oluşundan şüphe mi duymalıyız? Onlar da en az bir CHP’li kadar Atatürk’ü sevmiyorlar mu? Onun bıraktığı “cumhuriyet kazanımları”na sahip çıkmıyorlar mu?
Şu doğrudur: Cumhuriyet Halk Partisi (CHF) Atatürk’ün direktifleriyle kurulan bir partidir. Kökeni Sivas Kongresi’ne dayanır. Mayasını Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nden almıştır. Dahası: 9 Eylül 1923'te 9 CHF’nin siyasi programı ilan edilir ve iki gün sonra İçişleri Bakanlığı'na verilen bir dilekçeyle Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) kurulur. Parti kurucuları arasında kimler yoktur ki… En traji-komiği 27 Mayıs 1960 askerî darbesinden sonra idama mahkûm edilen ve 65 yaş üstü olduğu için “darağacı”ndan dönen; Millî Mücadele'nin başlaması ile birlikte Anadolu'ya geçerek bu harekete fiilen katılan Galip Hoca yani Celâl Bayar…
CHP’den 1931’de Aydın Milletvekili seçilen birisi de siyasi tarihimiz açısından “mâtem” sayfalarının güzel yüzlü bir insanı. İstiklal Savaşı'na katılmış ve İstiklâl Madalyası almış, 10 yıl (1950 – 1960) Türkiye Cumhuriyeti’ne başbakanlık yapmış ve 17 Eylül 1961'de İmralı Adası'nda “yağlı ilmik”ten o ince boynunu çekip çıkaramamış bir insan: Adnan Menderes. (Kader… Rabbim rahmetini esirgemesin.)
Geleyim Atatürk bahsine… Atatürk belli hiçbir partinin, belli hiçbir derneğin, belli hiçbir kurumun ve kuruluşun “tekeli”nde değildir. Atatürk; partiler, dernekler, kurumlar ve kuruluşlar üstüdür. “Particilik” Atatürk’ün sadece bir yanıdır. “Askeri dehâsı” de bir başka yanı, “devlet kuruculuğu ve adamlığı” bir başka, cemiyet veya dernekçiliği de bir başka yanıdır… Örnekleri uzatmak mümkün. Sonuçta Atatürk bütün kurum ve kuruluşların üstündedir. Bu, Atatürk’ün kişiliğinde uyum içinde şekil alan birçok yön, birkaç yöne indirgenemez. Böyle bir tavır hemen Atatürk’ü anlamamaktır hem de onu dar kalıplara sığdırmaktı.
Son cümle: Engin ufuklu insanları dar kalıplara taşımak, bulunduğunuz binadan pencerenin görme alanına giren büyük bir gökyüzünün bir kısmını görmek gibidir. Diğer kısımlarını görememek “görme” ile ilgili bir sınırlamadır. Gökyüzünün diğer kısımlarının olmadığı anlamına gelmez.