Bir Dali'nin hatıra defterinden... / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Temmuz '08

 
Kategori
Deneme
 

Bir Dali'nin hatıra defterinden...

Bir Dali'nin hatıra defterinden...
 

ressamın ta kendisidir


Kendi portresi, 1921

Salvador Dali 11 Mayıs 1904'te, İspanya'nın Katalonya bölgesinde bulunan Figueres kentinde, Salvador Dali Cusi ve Felipa Domenech Ferres çiftinin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Çiftin 1901 doğumlu ilk çocuğu, Dali'nin doğumundan tam dokuz ay on gün önce (1 Ağustos 1903'te) sindirim yolu iltihabından ölmüş, onun ismi olan Salvador da ikinci çocuğa geçmiş. İlk çocuklarının küçük yaşta ölmesini bir türlü kabullenemeyen Dali çifti, küçük Dali'nin yanında sık sık ölmüş ağabeyinden bahsediyor, ilk Salvador'un bir resmini yatak odalarının duvarında tutuyor, ve Dali'yle beraber düzenli olarak ilk Salvador'un mezarını ziyaret ediyorlarmış. Bu durum, Dali'nin küçük yaşta kendi kimliği konusunda karışıklık yaşamasına sebep olmuş. Sonradan, hiç tanımadığı ağabeyi hakkında "iki su damlası gibi birbirimize benziyorduk, fakat yansımalarımız farklıydı [...] O, herhalde benim fazla mutlak olarak tasarlanmış ilk versiyonumdu." diye yazmış.

Evren nasıl da biz doğmadan harekete geçmeye başlıyor, tuhaf bir ressamın yaratılması için nasıl da uygun bir atmosfer yaratmış evren…

Bazen kendimi bir başkasının kopyası olarak düşünüyorum, sanki benden daha doğru daha mantıklı ve karakterli yaşayan bir başkası var da, ben onun bir başka türlü versiyonu gibiymişim gibi geliyor.( Niyetim Türkçeyi katletmek değil ama bazen yeni bir şeyler anlatmak için yeni kalıplar gerekiyor, “gibiymişim gibi”…) Yani bu mutlak bir versiyon sanki, yani olması gereken bir ideal Bihter var, bir de onun bu sahte yaşayan kopyası…(Paralel evren dedikleri böyle bir şey mi acaba? Yani ben Bihter’in milyonlarca paralel evreninden biri miyim?)

Evet evren Salvador Dali gibi bir ressam arıyordu ve icabına baktı…( Tabi tüm o deha sadece ölmüş abisinin yarattığı trajik atmosferden çıktı demiyorum, deha daha başka bir şeydir fakat malumunuz, sanatta imge önemli bir mevzudur ve Dali’nin imgelemi çoktan oluşmaya başlamıştı…)

Dali'nin babası, sert ve otoriter karakterli bir notermiş. Annesi ise tam tersine sevecen ve anlayışlı ve oğlunun resim konusundaki çabalarına destek veriyormuş. Dali üç yaşındayken kız kardeşi Ana Maria doğmuş. Evin tek erkek çocuğu olarak, annesi, kız kardeşi, teyzesi, anneannesi ve bakıcısından sürekli ilgi gören Dali, küçük yaşlarından itibaren şımarık ve kaprisli bir karakter sergilemeye başlamış.

1914'te annesinin desteğiyle özel bir resim okuluna yazılan Dali, 1919'da Figueres Belediye Tiyatrosu'nda ilk sergisini açmış. Şubat 1921'de ise çok sevdiği annesini meme kanserinden kaybetmiş. Annesinin ölümü hakkında "hayatımda aldığım en büyük darbeydi. Ona tapardım [...] Ruhumun kaçınılmaz kusurlarını görünmez kılabilmesine hep güvendiğim bir varlığın kaybını kabullenemiyordum." diye yazacaktı. Dali'nin babası, karısının ölümünden kısa süre sonra baldızıyla evlenmiş.

Madrid, Paris ve ABD

1922'de Madrid'e taşınan ve buradaki San Fernando Güzel Sanatlar Okulu'na yazılan Dali, ilk eserlerinde kübizm ve dadaizm etkileri göstermiş. Fransa ve İsviçre kökenli olan bu yeni akımlar, o sıralar Madrid'de pek yaygın değilmiş, ve Dali'nin eserleri kısa sürede ilgi çekmeye başlamış. Dali, Madrid'de geçirdiği yıllarda, kendisi gibi avangart sanata meraklı olan film yapımcısı Luis Bunuel ve şair Federico Garcia Lorca ile yakın arkadaş olmuş. 1923'te disiplinsizlik yüzünden geçici olarak okuldan uzaklaştırılan Dali, aynı yıl Girona'da anarşist gösterilere katıldığı için tutuklanmış ve bir süre gözaltında tutulmuş. 1925'te okula geri dönmüş, ve Barcelona'da ilk kişisel sergisini açmış. Resimleri eleştirmenler tarafından ilgi ve şaşkınlıkla karşılanmış.

Belleğin Azmi, 1931

1931 yılında Dali en meşhur eseri olan Belleğin Azmi’ni yapmış. Yumuşak Saatler ya da Eriyen Saatler olarak da bilinen eserde, geniş bir kumsal manzarası önünde eriyen cep saatleri resmedilmiştir. Eser genel olarak, katı ve değişmez zaman kavramına karşı bir protesto olarak yorumlanır. Dali sonradan bu resmin ilhamını, sıcak Ağustos güneşi altında erimekte olan bir Camembert peynirinden aldığını yazacaktı.

Biraz resme bakalım istiyorum, hiçbirimiz sanat eleştirmeni değilizdir herhalde.( belki de blog yazarları arasında eleştirmen vardır bilemem) Resimden de anlamak zorunda değiliz. Sadece düşündüm de ben bu resme bakınca “anların ölümü” nü görüyorum. Değişik zamanlarda durmuş ve durmakla kalmamış erimiş saatler… Ölü bir tabiatın, arka planı oluşturduğu resimde “anlar” da ölmüş. Zaten “zaman” kavramını icat ettiğimizden beri anları öldürmekten başka ne yapıyoruz?

Evet resme siz de bakabilirsiniz ve diğer resme de…

 
Toplam blog
: 30
: 1362
Kayıt tarihi
: 19.07.08
 
 

Antalya'da yaşıyorum, bir dönem İzmir'de de bulundum, iyi ki bulundum. Türk Dili ve Edebiyatı mezunu..