- Kategori
- İlişkiler
Bir deniz öyküsü

Çadırın fermuarını indirdiğimde yazın o sıcak mevsimine inat bir soğuk hava çıplak göğsüme çarpıyor. Günün yüzünü göstermediği, daha kuşların bile uyanmadığı bir sabah. Ciğerlerime giden sabahın bu ilk nefesinde deniz kokusunu almak en az denizi karşında görmek kadar güzel. Çıplak ayakla yürünen çam kurularıyla kaplı yolun sonunda görünen o sakin o sonsuz mavi...Deniz.
Denizi denize, kızı denize benzemeyen o büyük şehirden kaçıp geldiğim; bazılarına göre ıssız, sana göre ise dünyanın en mutlu kalabalığını birleştiren bu sahilde denize kavuşmak için hiç bir engel kalmamış aramızda. Ne kadar çok özlesemde kavuşmanında bir tadı olmalı değil mi?
Önce parmak uçlarımda hissediyorum o serinliği, o nazik dokunuşları. Sonra yavaş yavaş tüm bedenimi sarmasına izin veriyorum bu serin maviliğin. Bir kadın gibi dokunuyor deniz, her dokunuşu iliklerime kadar titretiyor. Sonra alışıyorum denize, deniz de bana. Okşar gibi dokunuşlarla derinlerine iniyorum bu maviliğin. Sanki daha derinlerde istiyor beni. Daha bir mavi daha bir deniz olan derinliklerde. Nefesim bitiyor, bırakıyorum kendimi. Meleklerin elleri kadar yumuşak eller yukarı taşıyor beni. Yukarı çıkarken gökyüzünün maviliğine bakıyorum. Denizden çalmış maviliği diye geçiriyorum içimden. Sonra şimdiye kadar yatmadığım kadar yumuşak bir yatağa bırakıyorum kendimi. Vücudumun her noktasını kavrayabilen bir yatak. Gökyüzünü izliyorum, kulaklarımda sahile vuran dalgaların sesleri.
Dünyanın en mutlu olabileceğim noktasında , en mutlu olabileceğim şeyle , en mutlu olabileceğim şekildeyim şu anda .
Rüyaların gerçek olacağı zamana kadar sadece bir düş...