- Kategori
- Gündelik Yaşam
Bir garip dua ya da temenni

Bu yazının konusu insanlar şu anda hayatta oldukları için kimseyi kırmamak üzere isim yazmamaya çalışacağım. Ancak artık hayatta olmadıkları için yapacak bir şey olmayan birkaç kişinin ismini yazacağım.
Bildiğiniz gibi insanlar doğdukları andan itibaren ölmeye başlıyorlar. Sıfır yaştan yüz küsur yaşlara kadar hayatın bir noktasında yaşam bitebiliyor. Bu genç yaşta olursa insana, ölenin yakınlarına ve sevenlerine acı veriyor. Ancak bundan kaçınmak mümkün değil. Bu böyle, insanlr isteseler de istemeseler de ölüyor. Bu konuda ‘Yaşanmış Hayatlar’ başlıklı yazıda bir şeyler yazmıştım. Şimdi konu biraz daha özel.
Kendimden başlayayım. Ben 18 günlük iken yeşil ishal denen bir hastalığa yakalanmışım. Tam ölecekken direkten dönmüşüm. Şimdi 61 yaşındayım ve sağlığım hiç iyi değil ama bugüne kadar yaşamayı becerebildim. Yaş sırasına göre gideceğim.
Çok yakın bir akrabam 2 yaşında öldü. Çok tatlı bir bebekti. İdrar yollarındaki bir düzensizlik yüzünden. Yavrucak çişini rahat yapamazmış, kimse fark edemedi.
Çok yakın bir akrabam 3-4 yaşlarında iken üzerine bir tencere kaynar süt döküldüğü için öldü. Ben ondan 1-2 yaş büyüktüm. Hatırlıyorum. Eskiden gaz ocakları vardı. Tezgah yalnız bulaşık yıkamak işine yaradığı için gaz ocağı yere konurdu. Annenin küçük bir hatası, bir anlık bir ihmal…
Annem tarafı 7 kardeşti, 3 erkek, 4 kız. Ama erkeklerden Oral, yani gelecekteki dayım, 4 yaşının yukarısını göremedi. İpek gibi uzun saçları hâlâ durur. Neden öldüğünü bilmiyorum.
Bir arkadaşımın 14-15 yaşlarında dünya güzeli gibi bir kızı vardı. Tanışma fırsatı bulamadım. Trafik kazasında öldü.
Babamlar 6 kardeşti. 3 erkek, 3 kız. Ama gelecekte amcam olacak Mahmut, 18 yaşının üstünü göremedi. Göğüs bölgesindeki bir deformasyon yüzünden olduğunu söylerdi babam. Ondan hiç iz yok.
Başka bir arkadaşımın 22 yaşında 1.85 cm boyunda aslan gibi bir oğlu vardı. Onunla tanışmıştım. Sebepsiz yere intihar etti. Belki yaşamayı sevmiyordu, ağır geliyordu, sorunları vardı, kim bilir?
Anneannem yine hamile kalmıştı ve çocuk doğurmak istemiyordu. Bebeği düşürmek istedi. Başkalarının yanlış tavsiyelerine uyarak, zamanın ünlü ilacı kinini aşırı dozda aldı ve kanı zehirlenerek öldü. 34 yaşındaydı.
Halalarımdan biri damdan düşerek öldü. 48 yaşındaydı. Üçgen merdivenle bahçedeki odunluğun damına çıkarken ne olduysa betona çakıldı. 2 gün yaşadı. O’nu çok severdim. O kadar naifti ki kocasına yani enişteme adıyla hitap edemezdi. Biz de şaka olsun diye onu söyletmeye çalışırdık.
Dayılarımdan biri güle oynaya girdiği bir ameliyattan sağ çıkamadı. 60’lı yaşlarındaydı.
Babam öldüğünde 84 yaşındaydı. Kanserden öldü. Ama bu yaşa kadar yaşamış olmasına, olacak her şey apaçık bilinmesine rağmen onun ölümü çok zoruma gitti. Demek istediğim, kim olursa olsun, kaç yaşında olursa olsun ölüm, ölenin yakınları için çok zordur.
Bir de şu anda –benim gibi- yaşamakta olan fakat birkaç kez direkten dönenler var. Ben daha sonra birkaç kez daha ölüm tehlikesi atlattım. Biri yanlış iğine, biri Kürt mafyası, trafik kazası, iş kazası, gırla. Ama yaşayanlar için hayat sürüyor ve sürecek.
Bu yazıyı neden yazdım. Çok yakın akrabalarımdan birinin çocuğunun doğum günü geldi. İnernet’te, facebook’ta babaya –benim yakın akrabama- mesaj gönderiyorlar:
“Allah acısını göstermesin.” Ama bir tane, iki tane değil, neredeyse herkes böyle yazıyor. Aslan gibi sağlıklı çocuğu bir günde 50 kez öldürüyorlar. Benim çocuğum yok, ama olsaydı ve bana böyle mesajlar gelseydi herhalde ya kafayı üşütürdüm, ya katil olurdum, ya da bütün arkadaşlarımla aram açılırdı. Herhangi bir sorun yok, her şey –şimdilik yolunda gidiyor. Baba ömründe o acıyı belki hiç tatmayacak ama bu yazanlar insanı taciz edercesine, dilenci ağzıyla “Allah acısını göstermesin, Allah ayırmasın” deyip duruyorlar. Bu bence bir iyi niyet duası veya temennisi değil. Kıskanıyorlar mı, bir şey mi bekliyorlar nedir?
Nazara, duaya hiç inanmam. Her şey olacağına varır. Kötü şeyler olmaması için önlem alınır sadece. Böyle bir şey var evet, günün birinde herkes ölecek ama bunu her dakika hatırlatmanın ne alemi var? Yaşıyorsak ve bir sorun yoksa yaşamın tadını çıkarmalıyız. Hep öteki tarafı düşünerek yaşamak, yaşamak değil, akıl tutulmasıdır. Ne yazık ki Türk insanımız bu durumdadır.