- Kategori
- Öykü
Bir Gazete Arşivi
İş çıkışı üzerimizde tatlı bir yorgunluk. Beyaz bir minübüs yaklaştı. Sürücü adeta flulaşmış. Tekerlek bir iki döndü. Sakin bir sokak... İki katlı bir bina. “Ne olur birkaç dakika durur musunuz? İsterseniz siz gidin, beni beklemeyin. Bir kitap alıp geleceğim.” Dememe rağmen, arkadaşım; “Yok canım, acelemiz yok, bekleriz.” Dedi. Minübüsten inip eski binanın kapısına yaklaştık. Kapalı. İçerden bir tıkırtı geldi. Elimi yüzüme siper edip içeriyi görmeye çalıştım. Orta boylu, yüzü kırışık, zayıf, orta yşın üzerinde, özenle giyinmiş bir beyi fark ettik. İki çocuğum da yanımda beliriverdi. Israrlı duruşumuz karşısında kapı açtı. Biraz gergindi. Konuşmadan bize loş bir odayı gösterip iç tarafa çekip gitti. Toz burun çeperlerimi yakıyordu. Kitap yerine siyahlığı kaçmış, üzerindeki beyaz boya ile yazılmış yazıları iyice grileşmiş, adeta parça parça olmuş eski bir gazete arşivi yer alıyordu. “Kitaplar nerede?” diye sormak istedim. Cesaret edip soramadım. Arşivin içinde çocuklarım koşmaya başladılar. İkaz ettim. Soruma doğru cevap beklemiyordum. İç taraftan çıkıp yanımıza geldi. “Yeni bir arşiv kurmak için çalışma başlatıyoruz.”
Bulunduğumuz eski binanın terasını büyük bir asma kaplamış. Hayret, yaprakların dökülme mevsimi değil, ama asmanın yaprakları doluşuverdi. Seyhan nehrinin serinliği binayı biraz daha soğutmuştu.
Arşivdeyiz. Güneydoğuyla batı duvarlarının yerine geniş cam bölmeler oluşuverdi. Güneydoğu köşesinde büyük bir pirinç saksı içinde yetiştirilmiş, pırıl pırıl geniş yapraklı salon bitkisi, duvarın orta yerine kadar yükselmiş. Batı Batı yönünde, güvez – sarı – yeşilin birkaç tonundan yapılmış “Hitit Güneşini”çağrıştıran kapı üstü süsleme. Kesme vitray, batmakta olan güneşi renga renk içeri doğru süzüyordu. Her iki duvarın dış kısımlarını, özenle dizaynı yapılmş, kırmızı topraklı küçücük bir bahçe sınırlamış. Kuzey kısmında uçsuz bucaksız geniş bir arazi – bahçe karışımı alan. Kimi yerde yüksek binalar, kimi yerde bol ağaçlı mesire yerleri. Sessiz, sakin. Ağustos böceklerinin sesleri yükseldikçe yükseldi.
“Yeni arşıvınız bu mu?” gözlerinin içi parlayarak, sevinçle, “Evet”dedi. Ben biraz şaşkınlıkla görüşümü bildirdim. “Ama bu yeni arşiv gazetenizden çok uzakta.” “Böylesi daha uygun. Daha korumalı.”
Dışarıda bizi bekleyen minibüs yoktu. İklim değişmişti. Adeta bir müzeyi andıran eski arşiv binası yoktu. Yerleşim merkezini yüksek, uzak bir yerden görüyorduk.