- Kategori
- Gündelik Yaşam
Bir gün elbet...

Onlarca biletim var o garip ülkeye. Aklımın yapacağı o güzel seyahatler için bastığım onlarca bilet. Kimi gerçek dünyaya taşınmış kimi henüz sisler ardında olan kimi gidilmekten vazgeçilmiş onlarca hayale yapılmış seyahatlerin eskimiş biletleri bir de... Tıpkı üzerine rengarenk etiketler yapıştırılmış bir bavul gibi aklım. Gitmekten bıkmayan ve şikayet etmeyen, yorulmayan ve eskimeyen...
Uzun zamandır biletim aynı hayale alınmış. Gözlerimi kapadığım an, gitmekten hiç bıkmadığım adını henüz bilmediğim o kentin taş döşeli sokağında bir kapı önünde buluyorum kendimi. Uzaktan bir yerden deniz kokusunu taşıyor rüzgar burnuma, garip bir yaşamak coşkusuna kapılıyorum. Sonra iki kanatlı geniş bir kapının önünde sonlanıyor adımlarım. Ve kapıyı açıyorum. Hafif bir çan sesinden sonra burnuma kitap kokusu doluyor. Ve ben her açışımda o kapıyı ve doymaz gözlerle baktığım o küçük mekanın benim olduğuna her sabah ama her sabah bir kez daha şükrediyorum. Duvarlar boyu dizilimiş kitapların kederli, neşeli, romantik, ürperten gülüşleriyle selamlaşıyorum her sabah. Tahta masalar üzerindeki küçük vazolardaki solmuş kır çiçeklerini yeniliyorum bir de. "Birazdan gelirler" diyorum kahvemi hazırlarken "kitap delilerinin kahvelerini şimdiden hazırlamalıyım." Biliyorum birazdan burada pek çok insan olacak. O tahta masalara oturup bir fincan kahve ya da bir bardak tavşan kanı çay eşliğinde gömülüp sayfalara unutacaklar nerede olduklarını. Bazı günler uzun uzun tartışacağız edebiyat üzerine, hayat üzerine, aşk üzerine... Bazı günler her birimiz başka bir kitabın içinde yitip gideceğiz. O sessizlik içinde kelimeler yağacak üzerimize ılık bahar yağmurları gibi. Bazen onlar farkında olmadan bu kocaman fotoğrafa bakıp bakıp gülümseyeceğim. Bu küçük mekanda insan sesleri ve kitap kokusuyla sarmalanmış bir hayatın içinde, hayatla öyle sarmaş dolaş olup onun o tatlı rüzgarına kapılıp gideceğim. Gelecekte, ben ve bu insanlar zamana karşı durmuş olacağız. Kitapların öldüğünü düşünenlere bir cevap olacak o küçük mekan. Sokaktan geçenler içeriye baktıkları zaman bir yitik zaman tablosuna bakıyor gibi olacaklar. Kitaplar, kağıtlar, kurşun kalemler ve insanlardan oluşmuş bir güzel tabloya...
Bunu hayal etmeyi seviyorum. Tam uyumadan önce, gözlerimi kapadığım an, birden o kitap kokulu mekanın içine giriverdiğim bu hayali tıpkı gerçekmiş gibi yaşamayı seviyorum. Ve bütün kalbimle inanıyorum bunun bir gün gerçek olacağına. Ne zaman, nerede ve nasıl henüz bilmesem de bir gün orada, o insanlarla oturuyor olacağımı biliyorum. Ve asla bunu hayal etmekten vazgeçmeyeceğimi de...
Fotoğraf: http://iamkatia.deviantart.com/art/i-pods-16367159
Uzun zamandır biletim aynı hayale alınmış. Gözlerimi kapadığım an, gitmekten hiç bıkmadığım adını henüz bilmediğim o kentin taş döşeli sokağında bir kapı önünde buluyorum kendimi. Uzaktan bir yerden deniz kokusunu taşıyor rüzgar burnuma, garip bir yaşamak coşkusuna kapılıyorum. Sonra iki kanatlı geniş bir kapının önünde sonlanıyor adımlarım. Ve kapıyı açıyorum. Hafif bir çan sesinden sonra burnuma kitap kokusu doluyor. Ve ben her açışımda o kapıyı ve doymaz gözlerle baktığım o küçük mekanın benim olduğuna her sabah ama her sabah bir kez daha şükrediyorum. Duvarlar boyu dizilimiş kitapların kederli, neşeli, romantik, ürperten gülüşleriyle selamlaşıyorum her sabah. Tahta masalar üzerindeki küçük vazolardaki solmuş kır çiçeklerini yeniliyorum bir de. "Birazdan gelirler" diyorum kahvemi hazırlarken "kitap delilerinin kahvelerini şimdiden hazırlamalıyım." Biliyorum birazdan burada pek çok insan olacak. O tahta masalara oturup bir fincan kahve ya da bir bardak tavşan kanı çay eşliğinde gömülüp sayfalara unutacaklar nerede olduklarını. Bazı günler uzun uzun tartışacağız edebiyat üzerine, hayat üzerine, aşk üzerine... Bazı günler her birimiz başka bir kitabın içinde yitip gideceğiz. O sessizlik içinde kelimeler yağacak üzerimize ılık bahar yağmurları gibi. Bazen onlar farkında olmadan bu kocaman fotoğrafa bakıp bakıp gülümseyeceğim. Bu küçük mekanda insan sesleri ve kitap kokusuyla sarmalanmış bir hayatın içinde, hayatla öyle sarmaş dolaş olup onun o tatlı rüzgarına kapılıp gideceğim. Gelecekte, ben ve bu insanlar zamana karşı durmuş olacağız. Kitapların öldüğünü düşünenlere bir cevap olacak o küçük mekan. Sokaktan geçenler içeriye baktıkları zaman bir yitik zaman tablosuna bakıyor gibi olacaklar. Kitaplar, kağıtlar, kurşun kalemler ve insanlardan oluşmuş bir güzel tabloya...
Bunu hayal etmeyi seviyorum. Tam uyumadan önce, gözlerimi kapadığım an, birden o kitap kokulu mekanın içine giriverdiğim bu hayali tıpkı gerçekmiş gibi yaşamayı seviyorum. Ve bütün kalbimle inanıyorum bunun bir gün gerçek olacağına. Ne zaman, nerede ve nasıl henüz bilmesem de bir gün orada, o insanlarla oturuyor olacağımı biliyorum. Ve asla bunu hayal etmekten vazgeçmeyeceğimi de...
Fotoğraf: http://iamkatia.deviantart.com/art/i-pods-16367159