Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Kasım '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
112
 

Bir gün

 
Gece uyumanın ilk defa bu kadar zor olduğunu anladı Serpil. Gece yatağa yattığında düşünmek, insana uyumaması için yatağı çivili bir işkence aletine dönüştürüyor sanki. Ancak Serpil’in zamanı yoktu. Yarın, hayatındaki bataklığın ilk günü olacaktı yoksa. Düşünmeliydi.
 
1 gün önce
 
“Kızım, hele bir sus sen,” dedi annesi kızını tehdit edercesine, “Baban hoş görmüşse bu iş olacak, bitmiştir! Sen boşu boşuna kendini yorma. Hem ne varmış Macid’de? Amcanın oğlu fena mı? Uzağa da gitmezsin hem, yakın yakın birbirimize gider geliriz.”
 
Serpil cevap vermedi annesine. Cevap verse de, anlayacağı ne malumdu ki? Annesine göre kızının eş dostla evlenmesi iyiydi, zarar ziyan gelmezdi kızına. Hem de en önemlisi, birbirlerine evleri yakıncaydı, gelir giderlerdi sık sık. Ancak annesi cehaletin verdiği bir düşünceyle, kızının daha mutlu olacağını zannederek onu başka bir adamın altına zorla sokup, kendisinin ve beyinin istediği adamın kızlarının bakireliğini bozmalarına izin veriyorlar hatta zorla bedenine tecavüz ettiriyorlardı. Kızlarını göz göre göre cehenneme atıyor ancak bir türlü farkına varamıyorlardı. Döktüğü gözyaşlarını görmezden geliyor, ancak istedikleri herifin onun gözyaşlarını dindirebileceğine inanıyorlardı. Ama bir şey bilmiyorlardı. Serpil zevk’in verdiği mutlulukla mı gözyaşı dökecekti o herifin altında? Yoksa acının verdiği hüzünle mi, yatağı sırılsıklam edecekti?
 
Onlar, kızlarının bir yaz yağmurundaki bulutlar gibi su dökeceğini zannediyorlar iken, şiddetli yağmur öncesi gelen elektrikli bulutların neden ses çıkarttığını ve bu denli sert yağdığını bilemiyorlardı. Serpil, kapkara bulutlara bürünmüş, birbirlerine çarpmaması için kendini feda etmişti, son bir ümitle…
 
Adımlarını yere sert sert basarak konaktaki merdivenleri çıktı. Kapısını sertçe kapatıp, başını yastığa gömdü ve güzelliğine acıdı! Köydeki kızlardan güzel olmanın verdiği havayla dolaşmanın cezası bumu olacaktı Allah’ım, diye düşündü kendi kendine. Ona bahşedilen güzelliği göstermenin cezası bu mu olacaktı? İçindeki acıyı dışarı fışkırtma mak için kendini zor tuttu ve ağlamakla yetindi. Gücü anca buna yetiyordu. Çaresizdi. O içindeki elektriği boşaltamayan, ışığını bundan böyle o pis herife göstermek zorunda kalan sessiz bir kızdı.
 
Babası Mahmut Efendi, Serpil’i kime uygun görür bilinmezdi. Ama Serpil her zaman dua etmişti içinden, “Ey Allah’ım, sen beni sevdiğimle beraber kıl, kardeşimden uzak eyle,” der ve tekrar kendi “Amin”lerdi duasını. Çünkü kendisinden beş yaş küçük olan, on altı yaşındaki kardeşi Murat’la evlenme ihtimali daha yüksekti. Gelenek görenek bunu gösterirdi. Erkek kardeş, erkek tarafı, erkekler… Onlar buraların tanrısıydı bir nevi. Kadınları kendilerine itaat etmesi için yaratıldığını düşünen bir seks tanrısı erkekler! Seks kölesi kadınlar! Hepsi bundan ibaretti, kadınlar bundan ibaretti işte! Onlar, hiç bir zaman baskın olamaz, hiçbir terazide erkekle denk düşemezdi, her zaman altta kalır, susar veya susmayı bir çare olarak kendilerine adanmış büyük bir nimet gibi görenlerdi.
 
Onlar, sessiz yaşamların efendileriydi…
 
Serpil, kardeşiyle kendini aynı yatakta koyun koyuna gördüğü rüyalardan uyanınca, hemen bildiği bütün duaları okur, etrafına üflerdi. Ve ardından hemen bir duş alır kendinden iğrenirdi. Aynı rüyayı üst üste gördüğünde annesi artık dayanamayıp sorardı, “Kızım, bu ne iş böyle her gün suya girmek? Yeni adet mi bu da?” der, Serpil de cevap vermez, hemen üstünü başını çıkarır, kirini temizlerdi vücudundan. Ve tekrar tekrar iğrenirdi kendinden.
 
Amcasının oğlu İrfan, tüm bu olanlardan memnundu. Bu sebepten hiç ses çıkartmıyor, babası ne derse uygun gördüğünü belirtecek anlamda kafasını sallıyordu. Köyün en güzel kızıyla evleniyordu, amcasının kızıymış onu alakadar etmezdi. O, aldığı zevk ve onun göğüslerinden gelecek kokuyu merakla beklemişti senelerce. Şimdi bunca zaman beklediği ve kasıklarında depoladığı şehvet duygusuna yenilmesi mümkün değildi.
 
O, Serpil’i düşünüp onun üzerinde planlar kurmaya başlamıştı bile. İnsan ne bulut ne de bulutların arasında uçan martı olmayı kabul etmiştir. Ya da  ne denizin içinde yüzen bir balık veya yosun olmayı. İnsan bir okyanus olmayı istemiştir her zaman! Bulutuyla, yosunuyla, balığıyla ve martısıyla… Ne güzel söylemişti Nazım…
 
1 gün sonra,
 
gece yarısı.
 
İrfan yakışıklıydı aslında ama sevmedikten sonra bir önemi yoktu Serpil için. İstemiyordu onu. Onun bedenine dokunmasını, onu okşamasını ve ona abanmasını! Ona bakmasını dahi istemiyordu işte… Sevmek ve sevildiğiyle alt alta üst üste olmak istiyordu. İrfan’la yapamazdı bunu. Yüreği el vermezdi. Ama artık çok geçti… Annesi şimdi sık sık gelir gider ona ve görür nasıl da tuzlu tuzlu etrafını yakarak ağladığını. Mutlu olur mu acaba, İrfan’ın ona zorla tecavüz ettiğini duysa? O istemediğini söylese de, “Sus, bu gece sen benimsin! Baban kendi ağzıyla verdim demedi mi?” dediğini söylese mutlu olur muydu acaba?
 
Zorla soydu vücudunu ve yine zorla içine girmeye başladı. Boynunu, dudaklarını, saçlarını öptü…
 
Ses çıkarmadı Serpil. Kendi tuzlu göz yaşını yuttu, İrfan onun bedenini yuttu.
 
Delercesine, acımadan, girip çıktı Serpilin vücudunda. kasıklarındaki enerjiyi boşaltıyordu. Senelerin enerjisi, Serpilin vücuduna akıyordu hızla… şehvetle…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 90
Toplam yorum
: 24
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2451
Kayıt tarihi
: 03.11.12
 
 

Kafasına takılan her konuyu sonuna kadar araştırmaya üşenmeyen, bildiklerini, öğrendiklerini ve i..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster