​ Bir kadın / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Temmuz '12

 
Kategori
Öykü
 

Bir kadın

Bir kadın
 

internetten alıntı


 

Flaş! Flaş! Flaş!

 

İzmir'in kıyı şeridini şişeler basmış.  Hem de sayısız şişeler...Hemen de rakı şişeleri sandınız değil mi?Yoook onların ağızları kapalı!!!

Sahipsiz, yolunu yitirmiş şişeler Ülke gündemini bile öteleyen şişeler! Şehit haberleri falan ikinci plana itildi.(Rahmet olsun şehitlerimize) Şimdi!!! Herkesin dilinde; Ağzı balmumuyla kapatılmış, içinde mesajlar ya da mektuplar olan yüzlerce şişe! Her biri bir başka yakaya. Kimi Mordoğan'a, kimi Çeşme sahiline, kimisi de Kordon boyunda kıyıya vurdu... Nereden atıldığı belli değil. Bir geminin güvertesinden mi? Yoksa bir başka sahil kıyısından mı? Karadan mı? Denizden mi? Yoksa zembille mi geldi gökyüzünden?  Bilinmiyor!!!

 

Meraklı bakışlar, meraklı okurlar...

Açıp da şişelerin içerisinde yazılı kâğıtları okumuşlar...

Bir merak sarmış her birini...

Kim kime yazmış bu yazıları...

İhtimalen bir kadından, uzaklarda olan sevgilisine yazılmış da, kimlikler meçhul.

Şimdi herkes bu mesajların peşine düşmüş!

Kolleksiyonerler bile!

Yazan çaresiz!

Bulan çaresiz!

Eline ulaşmayan hepten çaresiz... 

 

''Sevgilim,

Yalnız değilsin.

Tek sen misin? Sahiplenilen, sonra da terk edilen!

Tek sen misin? Huzuru, mutluluğu şişelerin dibinde ya da kadehlerde arayan.

Ya da simsiyah gökyüzünde,  yıldızlarda takılı kalan!

 

BEN!!!

Benim...

Buğulu bardağın dibinde bir damla kalan erimiş buz gibi yüreğim.

Ne zamandır sıcacık bir gülüşe hasretim.

Tek sen misin sanırsın, huzursuzluğu eş edinen garip gönlüne?

Tek sen misin sanırsın, umutsuzlukla kol kola girip de savrulan bilinmezliklere?

Tek sen misin sanırsın, hayıflanan boşa geçen koskoca bir ömre?

Tek sen misin sanırsın, ağlayan gidip de dönmeyenlere?

 

Bir baykuş öttü geceden geceden...

Bir martı ağladı, sessiz ve derinden...

 

Kıyıya bir balık vurdu yaralı.

Ağladı...

Bedenim değil, ruhum paralandı.

Kanayan yaralarıma tuz bastı.

Ne bana acıdı! Ne de kendine!

Bir yaprak salındı inceden inceye, gitti bilinmez bir yerlere...

Göç etti kuşlar misali, koptu bedenden, solmuş sararmış bir haldeydi.

Vakitsiz!!!

Çırpındı bir kelebek

Yandı durdu ateşin içinde titrek titrek!!!

 

Bilmezsin elbet!

Sen bilemezsin!

Altın değil mihenk taşında ayar biçesin...

Su değil litre litre ölçesin...

Gözle görünür değil elle hissedesin...

Bilmezsin elbet!

Sevda kuyusunun dibinde yosunlaşmış taş misali

İstesen de göremezsin elbet!

 

Deli gömleğine sarınmış bir divaneyi istesen de sevemezsin elbet!

''O'' yalnızlar rıhtımında demir almışken,

Yıllar sonra kıyıya vuran kocaman bir dalgaya âşık olup, kıyıdan açıklara sürüklenen

Bir kayıkçı küreği idi

Sağa sola yalpalanan...

Uzaklaştı usul usul kıyıdan, 

Yıllardır pas tuttuğu rıhtımdan...

Kaybetti yolunu...

İstesen de bulamazsın ki artık onu...

 

SEN!!!

Erosun oklarının taarruzuna uğramışken her bir yakadan

Korkularınla sarmaş dolaş olmuşken

İkilemlerinin içinde boğulmuşken!

Bir göz kırptığında sana dolu dizgin koşanı

Bir çırpıda elinin tersiyle ittirdiysen...

Bulamazsın ki artık onu...


Sen!!!


Beise kapılma boş yere

Yitip gitse de bilinmezliklere

Bulamasan da baktığın her bir yerde

Onun sevdası ölünceye değin hep seninle

Belki!!!

Belki yarın belki de yarından da öte!

Kim bilir belki de bekler seni ahirette...

 

Bir kadın yitip gide

Bir kadın öle

Bir kadın...

Belki de bir nefes ötede...''

 

 

Ayşen Arslangiray Kura

Yitik bir zamanda

 

 

 
Toplam blog
: 533
: 1375
Kayıt tarihi
: 14.11.10
 
 

Aydoğdu; kızgın güneşinde Ağustos'un, sararmıştı altın sarısı başaklar. Kırlangıçların göç dansın..