Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '13

 
Kategori
Kitap
 

BİR KİTAP, BİR FİLM

BİR KİTAP, BİR FİLM
 

Önce kitap;

 

Düğümlere  Üfleyen Kadınlar

471 sayfayı bir solukta okuyabilecek kadar sürükleyici. Kalın kitapları okumak zordur.  Kalın kitapla ilgili bir şeyler yazmak daha da zordur. Matruşka gibi sayfalar, okudukça içinden başka bir sayfa çıkacakmış gibi heyecanlı…

Kitap bir yol hikayesinden ibaret. Belki de seviyoryum yol hikayelerini diye bir solukta okudum kitabı.

Aşağıdaki satırlarla hiçlik duygusunu bir kez daha vuruyor okuyucunun yüzüne Ece Temelkuran.

Çölde güneş uzun uzun batıyor. Arabadaki herkesin yüzü kızıl. Çöl mor. Yeterince kalırsan orada hiç olursun, böyle diyor çöl, tane tane hiçbir şey söylüyor. Yok gibi hafifliyor insan. Anlatılacak hiçbir şey kalmıyor. Sözcüklerden temizliyor insanı, öyle güzel. Gönül rahatlığıyla ölebilirsin burada. Bu yüzden gönül rahatlığıyla yaşayabilirsin.”

Hikaye Tunus’ta bir otel  terasında tesadüfen karşılaşıp tanışan 3 kadın ile başlıyor, ilerleyen günlerle Madam Lilla’nın da katılmasıyla 4 kadının yol hikayesi devam ediyor.

Kitabın kahramanlarından;

Maryam:

Kahire’den, devrimden gelen 36 yaşında Mısırlı akademisyen. Hayattan tokat  yiye yiye kalbi taşlaşmış bir kadın. Zırhına bürünüp düşmüş yollara. Kendini şöyle ifade ediyor;

"Ben ciddiye aldım biliyor musun? Bedenini örteceksin dediklerinde, içimin içini örttüm. İnanacaksın dediklerinde, hücrelerimin endoplazmik retikulumuna kadar inandım. Devrim yapıyoruz dediler, gece gündüz Tahrir'de yattım, kayboldum, yok oldum, bir oldum..."

 Amira;

Tunuslu, hem dansçı, hem aktivist, hem de devrimci. İkisi bir arada olamayacağına inanan insanlar tarafından hep horlanmış. Ama net tavrı takdire şayan…

 

"Dans edemeyeceksem devrimi ne yapayım ben!"

 

   Ve Türk gazeteci…kitabın anlatıcısı. Kendi kendini sürgün etmiş memleketinden, memleket özlemi duyan, dönmeye cesareti olmayan gazeteci…

 

Ve feleğin çemberinden defalarca geçmiş Madam Lilla. Kudretli, hiç kimseye benzemeyen kadın

"Saniyelerin hakkını veren bir salon kadını sabrıyla duruyor. Hareketleri yavaş gibi görünüyor, ama daha ziyade biz yaştakilerin boşlukları doldurmak için fazladan yaptığı hareketlerden kaçınıyor. Sabırla sadeleştirilmiş bir şiir gibi."

"Ölüme çok yakın bir kadının çok uzaktaki sevdiği adamı bulmak için çıktığı yolculuktayız"  diyor  anlatıcı…

Madam Lilla, yolculukları boyunca bu üç kadına nefeslerini üflemeyi öğretmeye çalışıyor.

"Felak suresi... Neffasati fil'l-u'gad... Sure, 'Düğümlere üfleyen kadınların şerrinden sakının' diye buyurur. Büyücü kadınların şerrinden sakının... Allah biliyor yapabileceklerimizi. İyiyi de kötüyü de. Ama biz unuttuk sadece."

 

İçinde Ortadoğu ve Arap Baharının da olduğu kurgusal bir roman bu kitap. Tunus’un Yasemin Devriminden,  Tahrir Meydanı, Mısır devriminden yola çıkılarak kalme alınmış  bir öykü.

Kitap okumanın en sevdiğim yanlarından biri de yeni kültürler öğrenmek. İşte onlardan bir tanesi TUAREGLER…böyle bir topluluğun olduğunu bile bilmiyorudm. Kitapta diyor ki;

Adam Tuareg. Tuaregler, 'Mavi İnsanlar' olarak da bilinirler. Afrika'nın en büyük göçer halkıdır. Sadece erkekleri örtünür. Onlar da koyu mavi bir kumaş örterler, ağızlarını yüzlerini kapatırlar. O kumaş bir süre sonra kalıcı bir mavilik bırakır yüzde. O yüzden mavi adamlar denir onlara.

 

Netteki minik bir araştırmanın sonunda da aşağıdaki bilgileri edindim.

 

“Tuaregler, Burkina Faso, Cezayir, Libya, Mali ve Nijer arasında geniş bir alanda yaşayan ve Berberi dillerinden birini konuşan halk. Sayıları yaklaşık 1,2 milyona ulaşan Tuaregler bağımsız bir siyasi örgütlenmeye de sahiptirler. Geleneksel Tuareg toplumu, soylular, din adamları, vasallar, zanaatçılar ve eskiden köle emekçilerinden oluşan katmanlara bölünmüştür.Tuaregler geleneksel olarak, kırmızıya boyanmış deri çadırlarda yaşarlar. Günümüde deri yerine naylon çadırlar da kullanılmaktadır. Güneyde beşik tonozlu keçe çadırlar yaygındır. Yetişkin erkekler kadınların, yabancıların ve evlilik yoluyla akraba oldukları kişilerin yanında mavi bir peçe takarlar; ama bu gelenekler kentleşmeyle birlikte kaybolmaya başlamıştır. Tuaregler arasında eski Libyalıların kullandıklarına benzer bir el yazısı (tifinag) varlığını korumaktadır.Tuareg toplumunda kadın baskı altında değildir ve kısıtlanmamıştır. Tek eşlilik yaygındır. Kadınlardan çok erkeklerde örtünmeye önem verilir.”

Öğrenmek… işte bu yüzden araştırarak okumaktan yanayım hep.

Vel hasılı dostlar, Düğümlere Üfleyen Kadınlar’ı merak ediyorsanız mutlaka okuyunuz…

Yüreğine, emeğine  sağlık Ece Temelkuran.

  • Kitaptan;
  • "Kesif bir sessizlik. Işığın bir sesi olmalı. Yoksa sivrisinekleri karanlıkta daha iyi duyuyor olamazdık. Işığın bir kütlesi olmalı. Yoksa karanlıkta daha geniş sevişiliyor olmazdı.

 

  • Gerçekten ayıldığımızda bir köy kahvesinde ekşi suratlarla kahve içip kruvasan kemiriyoduk. "Kolonyalizm ne acayip şey" diye düşünüyordum kruvasana bakıp bakıp. Çölün ortasında niye kruvasan yiyoruz ki biz? Bu insanların kendi ekmekleri vardı herhalde Fransız sömürgecilerden önce. Ekmeklerini nasıl unuttular? Ne zaman?

 

  • Amazirler, hatta siz ona Berberiler deyin, ki denmeli bana sorarsanız, bu dünyada barbar olmaktan daha asil bir şey var mı, topraklarını ve bağımsızlıklarını koruyabilselerdi... 

 

  • Gücünü yumuşak kalpli, sevilmek için hep daha fazlasını yapması gerektiğine inandırılmış kızlarda deneyecek erkeğin gülümsemesi. Kalbi hiç sıtma görmemiş Ortadoğulu erkek gülümsemesi."

 

Ve  sinema: Gadjo Dilo (Çılgın Yabancı)

 

 

"Stephane, bilinmeyen bir şarkıcıyı bulmak için Romanya'ya tuhaf bir seyahat yapmakta olan genç bir Fransızdır. Aradığı kişiyle ilgili tek ipucu, bir kasetin üzerinde yazılı bir isimdir: Nora Lurca. Babasından kaldığı için manevi değeri olduğunu düşündüğü kasetteki sesin sahibini, bu çingene şarkıcıyı bulup gün ışığına çıkarmak üzere dolaşırken, kırsal alanda Isidore'ye rastlar. Çingenelerin bu yaşlı şefi ona sahip çıkar. Böylece genelde kapalı bir toplum olan Çingenelerin arasına karışan bu deli dolu, cesur ve yabancı genç sevilir ve kendisini kabul ettirir. Herkes onun dillerini öğrenmek için orada olduğunu sanmaktadır. Köyün genç kızlarından Sabina, tutkulu karakteri ve duygusallığı ile Stephane'ın kalbini çalar. Stephane, peşinde belki de boşuna koştuğu hayali ararken aslında kendini, aşkı ve yepyeni cıvıl cıvıl bir yaşama şeklini bulacaktır"

Tony Gatlif'in en iyi filmlerinden diyebilirim. Filmdeki pek çok karakterin, oyunculukla ilgili bir geçmişi yokmuş. Sanıyorum filmdeki doğallığın sebebi bu. 

Yeni yaşamlar, yeni insanlar keşfetmenin en iyi yolu film izlemek. Renklerinden, seslerinden, yeme-içme kültürlerinden, inanışlarından, gleneklerinden...hepsinden birer parça oturduğunuz yerden öğreniyorsunuz. 

Bu filmde de eğlence ve hüzün harmanlanmış. Müzik, kıvraklık, dans...Rona Hartner'i keşfettim bu roman filminde. 

Çingenelerin arasına tesadüfen katılan  ve kendisini kısa sürede sevdiren bir Fransız 'ın ve çingenelerin yaşamının trajikomik hikayesi...

Sabina'nın dans sahneleri müthiş...Müzikler ayrı güzel, danslar ayrı... Hele hele romanların kültürlerini tanımak, yaşam şekillerini görmek ayrı keyifliydi.

Dans sahneleinden biri; iyi seyirler dostlar.

 

http://www.youtube.com/watch?v=_TjGQbUz36Q

ve yine filmden başka bir dans sahnesi

 

http://www.youtube.com/watch?v=RR6w7HV5pgI

 
Toplam blog
: 184
: 2109
Kayıt tarihi
: 11.03.07
 
 

1974 Bremen doğumluyum. Hayatın Med-Cezir'lerle dolu olduğuna inanırdım; yaşaya yaşaya anladım ki ö..