​ Bir millî ruh nağmesi / Kişisel Gelişim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ekim '07

 
Kategori
Kişisel Gelişim
 

Bir millî ruh nağmesi

Bir millî ruh nağmesi
 

İnsanlar, kendilerine gösterilecek yüksek hedef ve ulvî ideallerle canlılıklarını korurlar. Hedefsiz, mefkûresiz, bîkes ve biçare kaldıklarında ise kadavralaşır ve birer iskelet halini alırlar. Rotası belli olmayan bir gemi gibi rüzgârın onları götüreceği yere gitmeyi beklerler. Bu belli belirsiz bekleyiş içinde ruhları köhneleşir, fikirleri fersudeleşir, bakışları bulanır ve en ufak bir dalgada bile kalpleri ürperir durur.

Bir cemiyet, üzerinde kurulup geliştiği felsefe ve manevî değerlere sımsıkı bağlı kaldığı müddetçe, ihtişamıyla payidar olur. Kendine has bu diriltici iklim ve bu kaidelerden uzaklaşmaya başladığı andan itibaren de içten içe kokuşup çürümeye ve dağılıp gitmeye yüz tutar.

Bizler, son bir iki asır içinde, bin türlü ölüm deliğine düşmüş, ruhen ve bedenen inkırazdan inkıraza sürüklenmiş ve bu yüzden bağı çözülmüş tespih taneleri gibi darmadağın, şirazesi kopmuş bir kitabın sayfaları gibi ayaklar altında kalmaya mahkûm olmuş bîbaht, biçare ve düşünceleri mefluç olmuş bir milletiz. Dostun vefa bilmediği, düşmanın cefadan havf etmediği, kibrin ve ihanetin ruhumuzu esir aldığı ve bu türlü esaretlerin en yüz kızartıcısıyla yüz yüzeyken hürriyet türküleri söyleyecek kadar şirazeden çıktığımız haset ve inkisar dolu bu dönemde millet ağacı defalarca ırgalandı; cemiyetin ruh kökü tekrar tekrar baltalandı; insanımız, uğradığı her yerde, gittiği her mekânda, her sokakta, her köşede, muhtelif tehlikelerle, başka başka gulyabanilerle, kana susamış köpek balıklarıyla karşı karşıya kaldı. Eğer bu esbab-ı cefaya, bu çeşit çeşit ölüm ağlarına her maruz kaldığımızda bir inayet eli imdada yetişmeseydi bu cehennem çukurlarından birine gömülmüş ve tarih sayfalarından ebediyen silinip gitmiş olacaktık.

Eyyam-ı atide, bizleri nelerin beklediğini söylemeye ve bâtılı tasvir ederek, saf düşünceleri buhranlar içinde mefluç ve müstebit bırakmaya gerek yok; millete, kendini yenileme yolları gösterilmeli ve istikbali omuzlarında bayraklaştıracak genç kuşaklar, yüksek mefkurelere irşat edilerek gayesizlikten kurtarılmalıdırlar.

Bu vazife-i âli, mektepten mabede kadar bütün millî müesseselerde hassasiyetle benimsetilmeli ve imkânlar el verdiği nispette de kafa ve kalp izdivacına muvaffak olmuş, aydın ruhlara gösterilmelidir. Zîra mürşid, evvela kendi ruhunda hakikate eren, sonra da sinesinde tutuşturduğu ilham kıvılcımlarını müritlerinin gönlüne boşaltan kâmil insandır. Evet, kaînatın dört bir yanından gelen ilahî tayflarla gönlünü ve dimağını aydınlatamamış ham ruhların, kitleleri bir buhranlar anaforundan kurtarıp aydınlığa çıkarma yolunda yapacakları zerre kadar bir şey yoktur. Olsa olsa böyleleri kuvvetin temsil edildiği müesseselerde, maziye ait destan ve türkülerle teselli olur; dinî hayat adına bazı merasimlere sığınır ve insanların “Halık-ı Âli”yle olan münasebetlerinde, başkalarına ait neşidelerle gürler, onlarla mahmur olurlar; ama kat’iyyen ilhamları coşturucu, ruhları kanatlandırıcı ve yüreklere fer verici olamazlar.

Başkalarının destan ve menkıbeleriyle coşup teselli olmak, ferdî ve içtimaî sorumluluğunu yerine getirmede muvaffak olamamış bir tür acezenin marazî keyfiyetidir. Bu hastalığa müptela olmuş bir cemiyette; siyasî ve içtimaî alanda cihanı idare etmeye namzet bir düşünce sistemi, yerini maziyi destanlaştıranlara, sırf eskiye ait türküleri mırıldananlara ve bütünüyle marşlara gömülüp gitmişlere bırakmaya mahkûm olur. Böyle bir toplumda dinî mükellefiyetler, aşk ve heyecan mahrumu sefil bir güruhun biçare dimağında folklor haline getirilerek yığınları teskin edici, eğlendirici bir festival halini alır. Yine böyle bir cemiyette, kalp ve ruhun derece-i hayatına giden bütün yollar; himmetleri mefluç, iç dünyaları muamma ve başkalarının yaşadığı harika ve hakikatleri hikâye etmekle teselli olan bir kısım haddini bilmez, abesle iştigal eden, güçlüye el açmaktan utanmayan, zayıfa eza ve cefa etmekten usanmayan, şirazeden çıkmış kendini bilmezlere kalır.

Tabiî ki mazi en yüce duygularla yâd edilerek, atalarımıza ait kahramanlık türküleri gönülden heyecanlarla tekerrür edilmeli; ruhlarla bütünleşerek başı yüce âlemlere ermiş kudsiler sinelerimize taht kurup oturmalı; fakat her şey bundan ibaret olmamalıdır.

Yiğitlik önce serhadlarda destanlaşır, sonra türkülerin içine siner. Hak eri olmak, aşk-u heyecanla kanatlanıp sonsuzla münasebete geçenlerin ulaşabileceği bir payedir.

Bizler, mazinin gür, pürüzsüz ve mehabetli soluklarını, günümüzün en canlı besteleriyle seslendirilip en parlak afrazeleriyle aydınlatmalıyız ki; insanlığa yepyeni bir nağme duyurmada ve ışıl ışıl bir güzellik göstermede muvaffak olup günümüz insanını o fersude seslerden ve o köhne düşüncelerden kurtarmada terakki edebilelim. Bu nağme bütün hususiyetiyle idealizme susamış, boşluktaki nesilleri mazinin o atlas renkli kubbesi altında ve yaşadığımız zamanın altın ikliminde bir araya getirecek bir millî ruh nağmesi olmalıdır.

 
Toplam blog
: 6
: 566
Kayıt tarihi
: 28.10.07
 
 

Şiir yazıp, memleket meselesi konuşmaktan başka hiçbir şey yapmayan bir adam... 12.09.1988 Van doğ..