Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '08

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
2031
 

Bir mülakat hikayesi

Amacım hep eleştirdiğim "kişisel gelişimciler" veya "sözde kurumsal eğitimciler" gibi mülakatta başarı sırları, soru soranın gözlerine bakmanız gerektiği, mülakatta otururken ayağınızın kolunuza olan açısını hesaplayarak konumlanmanızın önemi konularından bahsetmek değil.

Üniversiteyi bitirdikten sonra köyüne dönen ve köy evinde geceleri horoz sesi melodisi eşliğinde A grubu memuriyet(Müfettiş, Hakim, Savcı, Kaymakam, Uzman, Kontrolör vs.)sınavlarına hazırlanan bir genç, mülakat sınavlarından biri ile ilgili anısını editörlüğünü yaptığım web sitesine gönderdi.Mailini okudum ve ilk yaptığım bu hikayeyi ilgili platformlarda "anlatmak" konusunda kendisinden izin almak oldu.

1999 yılıdır. Hemen hemen her hafta sonu ÖSYM tarafından kariyer meslekleri ile ilgili yarışma sınavları yapılmaktadır.Yusuf bu sınavlardan birini kazanmıştır. İlgili kurum tarafından Köy Postanesi olarak da görev yapan bakkala "kazandınız" bilgisi yanında mülakata çağrı kağıdı gelir. Yusuf her zamanki gibi Ankara'ya otobüs bileti alır ve soğuk bir Ankara sabahında AŞTİ Terminalinin elek gibi delikli, kaygan ve gümüş rengi çelik koltuklarında seyyar satıcıların "çay" "çay var" bağırtılarını başının altına yastık yaparak saatin sekiz olmasını bekler. Mülakat başlamak üzeredir.Yarışma sınavını geçebilenlerin başarı sırasına göre adaylar içeriye davet edilmektedir.Sıra Yusuf'a gelir. Kapının çalınması, içeri adım atılması, kapının kapatılması, masaya geçilmesi, oturma şekli, el ve kol hareketleri konusunda cilt cilt yazılmış insan gelişim teorilerinden hiç haberi yoktur. Aslına bakılırsa kendine güveni de yoktur.Onu yüreklendiren tek şey "ben çalıştım ama olmadı" diyebilme hakkını elde etmek istemesidir.Mülakat komisyonu üç soru yönetir.İlk soru Yusuf'un memleketinin tarihi ile, diğer soru İngilizce bir ekonomi teriminin anlamı ilgilidir.Son soru ise "Atatürk İlkeleri'ni sayabilir misin?" dir.Yusuf "Tabiki sayarım bundan kolay ne var." gibi bir tavırla değil de çok yavaş ve duraksayarak ilkeleri sayar. Mülakat komisyonu şaşırır. "Atatürk İlkelerini de mi ezbere bilemiyorsun yoksa!" diye çıkışırlar. Yusuf biraz tutuk ama kendinden emin olarak "Biliyorum ama sırasına göre saymak için yavaş saydım." der. Mülakat komisyonundan bir üye "Ya Atatürk İlkeleri'nin sırası da mı var?" der ve gülümser. Yusuf "Var, Cumhuriyetçilik ile başlar, Devrimcilik(Inkılapçılık) ile biter" der. Yani 1-Cumhuriyetçilik, 2-Milliyetçilik, 3-Halkçılık, 4-Devletçilik, 5-Laiklik, 6-Inkılapçılık. Komsiyon üyesi "Peki neden Cumhuriyetçilik ile başlar Devrimcilik ile biter" diye sorar sorusunu. Yusuf "Cumhuriyet, cumhurdan yani halktan gelir, halkın kendi kendini yönetimidir, halk her şeyin üstündedir, dolayısı ile de Cumhuriyet yönetim biçimi hava gibi su gibi gereklidir, bundan dolayı Cumhuriyetçilik diğer ilkelerin başıdır.Devrimcilik ise son ilkedir.Bunun nedeni ise, diğer ilkelerde zamana(çağa) ayak uydurma konusunda o dönemin yöneticilerince gerekli yenileştirme ve reform yapılmaz ise, Devrimcilik ilkesi geri besleme(feedback) etkisi ile diğer ilkeleri denetler, korur.Yönetim süreçlerinde son aşamanın "denetim" olması gibi bir durumdur bu" der.

Üç gün sonra mülakat sonuçları açıklanır.Yusuf mülakatı ikinci sırada kazanmıştır.(Aynı sınavı ben de 6. sırada kazandım) Yusuf şu anda üst düzey bir bürokrat olarak görev yapmaktadır.Özel anısını bizlerle paylaştığı için kendisine teşekkür ediyor başarılarının devamını diliyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1116
Kayıt tarihi
: 17.08.07
 
 

1976 yılında Hatay da doğdum. Uzun zamandır iş hayatım gereği İstanbulda yaşıyorum...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster