- Kategori
- Anılar
Bir öğretmenin anıları
“Bugünden yarına bakmak gerek,” diyordum kendi kendime. Bu bende eskiden beri huydu. Karar vereceğim şeyler hakkında önce kendimle konuşurdum. Alternatifler üzerinde dururdum, evirir çevirir ve sonunda karar verirdim. O günde Çamlıca’nın zirvesinde böyle yaptım. Bir yıldan az kaldı yüksekokuldan mezun olacaktım. Kendimi tanımalıydım, keşfetmeliyim. Ah kendimi bir bilebilseydim, neler yapamazdım! Ne yapacaksın? Hangi mesleği seçeceksin? Diye, soruyordum kendime. Hayallere dalıyordum...
Daha dün gibiydi. Maddi sıkıntılar içindeydim. Açılan bir Din Görevlisi sınavına girdim, kazandım. Muhataplarım hep yaşlıydı. Dünyadan alabileceklerini almış ya da alabileceği bir şey kalmamış insanlardı. Bana göre mesleği kutsal yapan ona olan ilgidir, sevgidir. O görevdeyken kendimi adeta zorluyordum.
Okulların tatil olduğu yaz döneminde Kur’an-ı Kerim öğrenmek için yaz kursuna gelen öğrenciler vardı. Onları yetiştirmek için adeta gecemi gündüzüme katmıştım. Yarışmalar yapıp ödüller vermiştim. Kısa zamanda olsa bile, gençlerle birlikteliğimin bende oluşturduğu canlılık, küçük bir tespitti. Meslek seçiminde küçük bir ipucuydu benim için.
''Dün dün gece bitti.''
Yoğunlaşacağım tek şey bundan sonra ne yapacağımdı. Yüksekokuldan mezun oldum. Hemen öğretmenlik mesleğine gitmek istemedim. Deneyimim olsun istedim. Kurtuluş'ta bir ortaokulda Din Dersi öğretmenliğine başlamaya karar verdim. Hem bu esnada yaptığım hataların, kırdığım potların farkına varmış olacaktım. Okul müdürüyle telefonda konuştum, hemen göreve başlamamı istedi.
Derse ilk gireceğim gün programı elime verdiler. Müdür beyle sınıfa girdik. Beni tanıttı, başarılar dileyip sınıftan ayrıldı. Sınıf çok kalabalık olduğundan tek tek tanışma faslına geçmedim. Kendimi tanıttım. Sınıfın bir kısmı azınlıktı. Rum, Ermeni, Yahudi. Sohbet havasında geçti. Onların da hoşuna gitmiş olmalı ki zil çaldığı halde çıkan olmadı…
***
Öğretmenliğimin ilk yıllarında nelere dikkat etmemiz gerektiği hususunda bir araya geldiğim iki arkadaşımın başından geçenler bana ipucu vermekteydi.
Bir şeyler vermekten çok kötü örnek olmamak için gayret sarf edilmeliydi. Heyecanlı arkadaşım ilk dersinden sonra öğretmenler odasına girer ve selam verir. Kimse selamını almaz. Pot kırmış olur. Bu olumsuz etkiyi kıramaz ve zaman zaman dalga konusu olur.
İlk intiba çok önemliydi. Başkalarını etkilemek isteyen önce çok iyi yetişmeliydi. Muhatabını çok iyi anlamalıydı. Diğer arkadaşım onların diliyle rencide etmeden konuşmuş, pot kırmamıştı. Diğer öğretmenler ona ilgi duymuş, zamanla diyalog kurmuşlardı.
''Dünyayı değiştirmeyi herkes düşünür; ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.”
***
Güzel alışkanlıklar disiplinle elde edilir. Bana göre kendilerini sevdirmek için aşırı şakacı olanlar, pek de bir şeyler kazandıramazlar. Öğrencilik yıllarında üzerimde çok etki bırakan öğretmenlerim, ciddi ve disiplinli öğretmenlerim olmuştur. Voleybol oynarken ki sevecen tavırları… Tahtayı disiplinli kullanmaları…
''Sevgi ve disiplin; ikisi bir arada olduğunda, yapamayacağı iş, açamayacağı hiç bir kapı yoktur.
***
Bulunduğum okulda Din Dersi zorunlu değildi ama yine de azınlıklar derse giriyorlardı. Dinleyip beni motive ediyorlardı. Özgür görüntüden ve toleranslı tavrımdan etkilenip memnun oluyorlardı.
Konu Peygamberimize gelmişti. İyice hazırlandım. Önce bütün peygamberlerin aynı kaynaktan beslendiklerini ifade ettim. Hepsi kardeşti. Ateist düşüncelerle mücadele etmişlerdi. Büyük sıkıntılara katlanmışlardı. Semavi dinler üzerinde dururken azınlık öğrencilerin gözlerindeki parıltıyı görmemek mümkün değildi.
Dersi canlı tutmak için Peygamberimiz ile ilgili ayetleri yerinden okumak adına İncil getirmelerini istedim. Birisi Agop getirir diye bağırdı. Agop ismini duyunca ayağa fırlayarak Müslüman olacağım diye ağlamaya başladı. “Sana Müslüman değilsin diyen kim?” dedim. Saçını okşamaya başladım, sakinleştirdim.
Düşündüm. Çocuklardaki din duygusu hele peygamber sevgisi fıtriydi… Yeter ki o sevgiyi verebilelim...
***
''İnanıyorsak, amacımıza kilitleniyorsak, hayat her zaman bizim yanımızdadır, gelecek çok yakınımızdadır.''
***
Bu günkü günlüğümü evde herkes yattıktan sonra, yalnız kaldığım odada bacağı kırık masada yazıyorum. İçerde de dışarıda da sessizlik var. Bir de gecenin karanlığını hesaba katarsanız bu sessizliğin ne kadar arttığını siz hesaplayın.
O gece de öğrencilerimle geçirdiğim o tatlı anıları not etmeye başlamadan ve fırsat bulmuşken içimin bu konuşmalarına kulak kabarttım. Vicdanımla nefsim arasında kaldım. Nefsim, "Çek git bu şehirden" diyordu. Vicdanım, "Başladığım bir iş var onu bitirmeliyim, hem o günahsız gençliği nasıl öksüz bırakabilirim?" deyip direniyordu.
***
Öğretmen bulunduğu çevrede kendi kişiliğini kabul ettirmeliydi. Aksi halde söyleyecekleri ve yapacağı hizmet hedefe ulaşmazdı. Gerek öğrenciler gerekse öğretmen arkadaşları tarafından kabul görmeliydi. Yoksa bulunduğu ortamda nasıl etkili olabilirdi?
***
Kurtuluş Ortaokulu'nda yaptığım görev benim için iyi bir deneyimdi. Genç kuşakla ilgilenmem bana son derece zevk veriyordu. Öğretmenlikte kendimi buluyordum. Bu süre içinde meslek seçimime tam karar veriyordum. Öğrencilerle iyi bir diyalogum vardı.
Ya nefsim? O başka telden çalıyordu. "Ne olacak?" diyordu ve bu güzel düşüncelerden beni uzaklaştırmak için,"Senin hayatın uzun soluğa ihtiyacı var. Enerjini şuracıkta harcayamazsın. Daha çok öğrencilerle karşılaşacaksın." Kanıtlar gösteriyordu. Deneyimlerimi geleceğe saklasam daha iyi olurmuş!
***
Ve bir gün ansızın devam etmemeye karar verdim. En kötü karar kararsızlıktan iyidir, derler ya. Biraz rahatladım. Öğrencilerimi unutmaya çalıştım. Okula başka birisiyle devam edemeyeceğimin haberini ulaştırdım. İçimdeki sızıdan yanlış karar verdiğimi çoktan anladım. Bundan sonra ne mi yapacağım? Benim yazı karalama tutkum vardı. Bu işlere ağırlık vereyim dedim. Öyle de içime kapanırdım. Yalnızlığımda öğrencilerimi unuturdum.
***
Benim için bir dönem kapanıyordu. Bu bir deneyim dönemiydi. Artık asaleten de öğretmenliğe müracaat edecek zamanım gelmişti. İstanbul'da kalmayı çok istiyordum. Ancak öğretmenlik isteği daha baskın çıktı. Ve nihayet atama haberi bana ulaştı. Atamam Trabzon Arsin Lisesi'ne Din Dersi öğretmenliği olarak yapılmıştı.
***
Pazartesi günü ilk derse başladığım gündü. Lise birinci sınıfının bir şubesinin dersine girdim. Tanışma faslından sonra;
"Din dersi hayat dersidir," dedim.
***
Birçok öğrenciyle yakından ilgilendiğimi söyleyebilirim. Kimine günlük tutmayı kime şiir, hikaye, denemeyi, kimine kitap okumayı, hatta kimine de herhangi bir koleksiyon tutmayı tavsiye etmişimdir. Yetenekli öğrencilerle kişisel bazda ilgilenmenin yararı büyüktür. Aslında bu çalışma, sistemin içinde pedagojik ölçülerle yine eğitimin bir kolu olarak yapılmalıydı. Bu olmayınca iş bize düşüyordu. Gittiğim her sınıfta bir takım hobilerin olması gerektiğinden söz ederdim. Hobiyle başlar her şey.
"Çok, azdan doğar. Büyük projeler sürekli ve düzenli çalışmanın sonucunda meydana gelir."