- Kategori
- Felsefe
Bir şans ver geceye
Karanlıkları seviniz! Belki soğuğundadır gecenin, aşk, barış, başarı... Belki kaybettiğiniz umutlarınız saklıdır gecede, dokunamam sandığınız; oysa gözbebeklerinizden daha da yakın yıldızlarda. Belki siluetiniz sandığınız gerçek sizi bulursunuz orda!
Yıldızlar umuttur; hayaldir ve yalnız gece gözükür; geceyi sevmeyen hayallerini göremez, dokunamaz umutlara. Her bilge bilir, her karanlığın ardından gelir aydınlık. Önemli olan gündüz kadar değerlendirebilmektir geceyi. Herkes uyurken bekleyebilmektir güneşin doğuşunu sabırsızlıkla.
Geceyi kovalamasa aydınlık, ışığı sever miydi insanlar bu kadar? Bu kadar sevinir miydi insan, karanlıkların üstüne doğmasa güneş?
Sevmek lazım geceyi... Işığın güzelliğini ortaya çıkardığı için, her şeyin her zaman iyi, doğru ve güzel olmadığını gösterdiği için. Yoksa kim fark ederdi bir kristalde ışığın nasıl kırıldığını?
Sevmek lazım geceyi... Ardından ışığı getirdiği için... Hani hep örnek verilirdi ya, Klasik Orta Çağ Avrupa’sı… Olmasa o karanlık günler, çekilmeseydi gözlere mil, kim fark edecekti belki de görmenin yedi harikasından biri olduğunu? Ya da ışık vurunca insanın yüzüne kim şükredecekti dünyanın güzelliğine?
Osmanlı yaşamasaydı son demlerini, düşmeseydi yatağa, savaşılmasaydı Kurtuluş Savaşı'nda el-kol bağlı olduğu halde, anlaşılır mıydı değeri bugünün, cumhuriyetin, barışın?
Bazen fark edemiyoruz güzellikleri. 'Güzel' deyince insanın aklına hemen ışığın altında bir şeyler beliriveriyor. Oysa güzel insan, gecenin de güzelliğini fark edebilendir. “Gece kırar ışığı, olduğundan farklı gösterir nesneyi…” bu mu bizim bahanemiz? Hayır, kandırmayalım kendimizi. “Gözler görmek istediğini görür, kulaklar duymak istediğini duyar. İnsan nasıl inanıyorsa, öyle yaşar!” diyor şair. Demek ki gece daha güzel bakıyoruz nesnelere!
Kimilerince zorluktur karanlıklar, kimilerince umut; kimilerince ölmektir, kimilerine göreyse kendini görebilmek aynada, çözebilmek gizemini güneşin. Şurası bir gerçek ki ne gece gündüzsüz ne de gündüz gecesiz... Ne ışık karanlık olmadan derdini anlatabilir ne de karanlık ışık olmadan. Gündüzü uzatırken, geceyi kısaltmamak gerek; bilmek gerek değerini karanlıkların. Kimi zaman çok uzun gelse de karanlıklar unutmamak gerek ki: “En karanlık an şafak sökmeden önceki andır.” * Ve “her karanlık yeni umutlara gebedir.”
*Paulo Coelho ( Simyacı )
Bir güneş kaydı
Bir bir aydınlandı kararan umutlarım
Bir güneş kaydı
Yüze çıktı dibe vuran sancılarım
Bir güneş kaydı, bir sen kaydın
Bir sen vardın
Gözlerimi kör eden
Düşünce sen yüreğimden
Ellerim de düştü önce yere
Sonra anladım ki
Bir güneş batınca
Bin yıldız doğarmış
Bir güneş batınca
Akşamlara şans doğarmış
Bir güneş batınca
Umutlar su yüzüne çıkarmış
Yıldızlar göz kırparmış
Usulca dokunurmuş omuzlarına
Yolunu sakın şaşırma diye
Yoldaşlık ederlermiş sana