​ Bir şantiyecinin not defterinden bölüm-1 / İş Yaşamı - Kariyer / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ağustos '07

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
 

Bir şantiyecinin not defterinden bölüm-1

Bir şantiyecinin not defterinden bölüm-1
 

Vurduğu her darbede çelik levhanın inatçılığı onu daha da kızdırıyordu. 2 saat içerisinde atölye şefine vermiş olduğu sözü yerine getirmeliydi. Şantiye şefi hastane kapısında doğum yapmak üzere olan karısını bekler gibi atölyenin etrafında volta atıyordu. Atölye şefi şantiye şefinin yanında bir an olsun ayrılmıyordu. Nede olsa doğum ertelenebilir bir sonraki güne kalabilirdi. Arasıra atölyeye girip çıkmaları usta ve kalfalar arasında homurdanmalara yol açsa da yapmış oldukları işin kendilerini zorlamasının önüne geçmiyordu.
10 dakika sonra atölyeden acı bir insan ve metal haykırışı tüm şantiyede yankılandı. Bu ses doğumun başarısız olduğunun ve annenin başına bir şey geldiği anlamına geliyordu.

Yemekhanedekiler , koğuşta yatan gece vardiyası işçileri , kulübede oturan bekçi , idari kısım personeli kendilerini dışarı atmışlar. Hatta kendini bekçi köpeği sanan bir iki uyuz köpek haykırışın nedenini sorar gibi birbirlerine bakıyorlardı.

Ses ve seslerin devamı , şantiyenin ağır bakım atölyesinden geliyordu..

Mustafa usta yerde 1 dakika önce kestiği levhanın ona alaycı bakışını gözyaşları içinde seyrediyordu.Levha ve etrafında doluşan metal parçacıkları etrafını sarmış ondan hesap soruyor levhalardan birinin üzerindeki koyu kırmızı rengi fark ediyor , sol yanında ise inceden bir sıcaklık ilerliyordu.

Hiç tatmadığı bir duyguyla tanıştığının farkındaydı.Sıcaklığın olduğu yere bakmak hiç aklına gelmiyordu , levhanın üzerindeki koyu kırmızı boyanın güzelliğine gözleri takılmıştı.Bir rüyayla gerçek arasında dönüp dolaşıyor , etrafında konuşan gürültü edici unsurlar yavaş bir ritimle kulak duvarına tosluyor bir uğultu halinde boşlukta sallanıyordu.

Kademenin ağır yağ ve metal kokan bölgesinde şimdi makineler onun için haykırıyordu.Çalışır vaziyette olan bir kompresör , sessiz ve sinsi bir şekilde dönmekte olan bir canavar taşı sanki onun için bir yas tutuyordu.

Her şeyiyle o kademe onun için ağlıyordu.

Kademenin küçük camından , aletlerin asılı olduğu duvarı aydınlatan güneş sönmüş , kara bir bulutun ardında gözyaşlarını döküyor , her zaman dinlediği ve ayarını zor yaptığı radyo kanalı ise bir parazitin saldırısına uğramıştı.Havada asılı bulunan oksijenden başka hiçbir varlıkın yardımı yoktu ona.

Oysa bu onun son şantiyesi olacaktı.İki gün önce nişanlısına söz vermişti .Bulundukları ilçede bir tamirhane açıp bundan sonra bir daha yarinden ayrılmayacaktı.Telefonun ahizesini tutmayacaktı artık.Hasretliğini gidermek için ayları beklemeyecekti.Yarinin sesini kulağının dibinde nefesi ile beraber duyacaktı.Nasır tutan ellerinin bakımını nişanlısı yapacaktı , ona söz vermişti bir kere.

Gittikten 6 ay sonra düğün için denkleşen para ile dillere destan yemekli içkili bir düğün yapacaktı.Keşkek yaptıracaktı yarine , üzerinde sıcak tereyağının seviştiği.Yorgun olduğu zamanlar enflasyona inat erken kapatacaktı dükkanını.

Pazar günleri tatil yapacaktı.

Pazar sabahı 10 da kalkacaktı , sevdiğine sarılarak uyanacaktı.Kızarmış ekmeğin kokusunu , demlenen çayın buharını , pencerenin pervazında bulunan feslihanı koklayacaktı tüm şantiyeciler için.

Elbiselerinin en güzelini giyip kahve yolunu tutacak , akşam dönüşünde evine ekmeğini kendi alacaktı .Daha mahallelerindeki delikanlılara askerlik ve şantiye anılarını anlatacak , nişanlısı ile beraber , kaçamak buluştukları dere boylarında , sarmaşık kaplı ağacın altında anılarını yaşayacaklardı.

Tüm bunları film şeridi gibi gözünün önünden geçmesi ve yüreğinde hissetmesi ile acı gözyaşlarının arasından sıyrılan duygu yüklü bir damlanın kestiği levhanın üzerine damlaması ile gözleri bir karanlığa esir oldu.

Sonsuz bir karanlık içerisinde , bir tek aydınlık vardı. Aydınlığa ihtiyacı vardı.Uzakta bir aydınlık vardı , yetişmeye çalışıyordu ama nafile.Işığın nereden geldiğinin farkına varmaya çalışıyor , aynı zamanda boşlukta dönen vücudunu zapt etmeye çalışıyordu. Tekrar bir karanlıklar denizine doğru sürüklenmeye başlamıştı.Ardında aydınlığı da götürerek.

Çabalarının amaçsız olduğunu derinden gelen bir kalp sesi ile anladı.Kulağının duvarına toslayan sesler boşlukta sallanmaktan kurtulmuş ve gürültünün akışına kendilerini kaptırmışlardı.


Uzun bir zaman sonra kan gurubu ile ilgili bir konuşmanın rehavetindeki beyaz giysili birini ve onu dinleyen Tarık’ın yüzünü gördü.Gözlerini açtığının farkındaydı.Kollarına bağlanan serumlara anlamsız anlamsız bakışı tarığı heyecanlandırmış doktor ise sonraki olacak olan gelişmelerin bilinci ile hiç hareket etmeden tarık ile konuşmasını sürdürüyordu.


Çok geçmeden etrafındaki insanları ve nerede olduğunu fark edemeden göz kapaklarının karanlıkla olan işbirliğine tekrar yenik düştü.


Tarık durumun ciddiyetini doktorun endişeli bakışlarından anlayabiliyordu. İnce çerçeveli ve pahalı görünümlü gözlüğünün üzerinden doktor tarık için endişelenmemesi gerektiğini söylüyordu oysa. Tarık ilk şantiye şefliğinin böyle başlamasını kaderin bir oyunu olarak düşünüyordu.

Gereken kanın sınıfını telefonu ile şantiyeye bildirip aynı sınıftaki kanı araması için birisine talimat yağdırıyordu Tarık. Kan grubunun zor bulunan cinsten olmasını gerekçe gösteren doktor , radyoya anons yapılmasını emir eri gibi etrafında pervane olan hemşireden istemişti. Geç kalınmasından korkuyordu doktor . “Umarım allahın sevdiği kuludur” demekten kendini alamadı. Gözlüğünü çıkartıp beyaz önlüğünün üst cebine gösterişli biçimde astı. Ve pencerenin kenarına doğru ağır adımlarla ilerleyerek acilin bulunduğu hastane kapısına gözlerini dikip geleni geçeni izliyordu.

-“hepimiz bir gün öleceğiz ama bu telaş niye , sevdiklerimizi geride bırakmak o kadar kolaymı ? Tarık bey size soruyorum.” Demesi ile birlikte dikizlediği hemşirenin bacaklarından gözlerini aniden doktora çevirdi.

“Haklısınız tabii doktor bey” demesi tarığın olaya ilgisiz davranışını sezmesine yetmişti bile.

Zamanın ilerlediği dışarıda akan trafiğin yoğunluğundan anlaşılıyordu. Saatine sürekli bakışı ve telefonu ile hararetli konuşmalar Tarık da strese yol açmıştı bile . Doktor ise bilinmeyen bir kayba doğru gitmiş ve hemşireyi de yanında götürmüştü.

Bekleme salonunun kapısında ustanın yakınlarını kendi yakınlarını görmüşçesine sevinerek karşılamış ama durumun rehaveti gereği hiç sevinç belirtisi göstermeden gelenleri ustanın bulunduğu bölüme doğru götürüyordu. İnce ve sessiz koridorda telaşlanacak şeyin olmadığını insanlara anlatıyor aynı zamanda doktoru koridorun sonun da görmesi ile birlikte rahatlamıştı. Doktor telaşlı biçimde hasta yakınlarına doğru ilerleyip kan testinin yapılacağı yere doğru yönlendirmişti insanları. Tarık günün büyük bölümünü hastanede geçirmenin derdindeydi. Cebinden çıkardığı küçümsenmeyecek parayı kardeşi olduğunu söyleyen kişiye verip onunla ilgileneceklerini söyledikten sonra sürüden ayrıldı. Koridorun duvar kenarına doğru ilerleyip gider ayak hemşirenin kalçasına bakmaya çalıştıysa da esnek kapının dalga geçen kapanışı ile bakışını daha sonra olabilecek hasta ziyaretine bıraktı

 
Toplam blog
: 3
: 688
Kayıt tarihi
: 02.08.07
 
 

1997 senesinde tanıştığım şantiye ortamlarından fırsat buldukça, yazılarımla kendimi deşarj etme ..