- Kategori
- Şiir
Bir şiirin doğuşu

Çocukluğumdan beri edebiyata, şiire çok düşkünümdür. Okul çağlarımdan beri demiyorum özellikle. Çünkü henüz okula başlamamışken bile şiirle içiçeydim. Babamın şiir hafızası mükemmeldir ve son derece güzel şiir okur. Babamın lisedeki edebiyat öğretmeni, o yıllarda Antalya Lisesi'nde öğretmenlik yapan Cahit Külebi'ymiş. Bir öğrenci için bundan güzel bir şans olabilir mi? Düşünsenize, ülkenin en iyi şairlerinden biri edebiyat öğretmeniniz...
Bu arada, şunu da üzüntüyle belirtmeden geçemeyeceğim, geçtiğimiz yıllarda Antalya Lisesi'nin yanındaki dar sokağa Cahit Külebi Sokağı adını verdiler ve sokağın girişine de ' Bebek ' adlı şiirini plaket olarak astılar. Sonraları plaket ortadan kayboldu. Sanırım ilgili makama bildirecek kişi ben olacağım.
Babam o yıllarda şiir okuma birincisi olmuş Antalya'da yapılan bir yarışmada. Hâlâ dinlemeye doyamam babamın şiir okuyuşunu. Birlikte seyahate gittiğimizde yol boyunca bize şiirler okur, coşturur.
Uzun bir süre Antalya Radyosu'nda değerli Nuri Erkal öğretmenin programında şiirler okudu babam. Zaman zaman da yerel televizyonlarda, özel günlerde...
Yine böyle bir dönemde şiir arayışına girdi babam. İstiyordu ki, daha önce duyulmamış bir şiiri okusun. Ezberindeki sayısız şiirlerden birini okumasını istedim, değişik bir şiir olsun istiyorum bu kez dedi. Ben de kendisine bu konuda yardımcı olacağımı söyledim. Hatta istersen ben yazayım, benim şiirimi oku baba dedim. Bu teklif çok hoşuna gitti babamın.
Yılbaşı yaklaşıyordu. Şiirin konusu da yılbaşını hatırlatmalıydı, babam öyle bir şiir arıyordu. Zaten benim de babama söylemek istediklerim vardı, şiirle aktarmak istedim hepsini. Ortaya çıkan şiir şuydu;
Çoğalmak
Eksilen ne günlerdir,
Ne aylar, ne de yıllar...
Yüreğinde hâlâ umutlar taşıyorsan,
Gelecek güzel günlere inanarak uyanıyorsan..
Her yorgun günün sabahında,
Küllerinden yeniden doğuyorsan..
Hâlâ güneş doğar ve batarken coşuyorsan...
Hâlâ gökyüzündeki ay,
Hilâlden dolunaya gün gün koşarken,
Kaç dolunay daha görürüm kimbilir diye,
Hesaplar yapmıyorsan...
Hâlâ ilkbaharda tabiat uyanırken,
Çocukça neşelerle dolup taşıyorsan...
Hâlâ öğrenemediğin ne çok şey kaldığının,
Farkına varıyorsan...
Ve hâlâ insanların,
Neşe ve hüznünü paylaşabiliyorsan...
Eksilen ne günlerdir,
Ne aylar, ne de yıllar...
Bil ki sen her sabah,
Yeni bir yıla uyanmaktasın,
Sen sevgileri yaşayarak çoğalmaktasın...
Ertesi sabah babam bana uğradı. Kendi şiirimi sona saklayıp, bir demet şiir tutuşturdum eline. Hepsini okudu, seçmeye çalıştı. Bir de bu şiir var baba dedim, kendi yazdığım şiiri uzattım. Babamın o anki mutluluğunu gözlerinden ve sesinin tonundan anlıyordum. Diğerleri kalsın dedi, senin şiirini okuyacağım yarın.
Yayın saatinde radyoyu açtım, dinlemeye başladım. Sohbetin aralarına serpiştiriliyordu şiirler. Sıra benim şiirime gelmişti. Babam öyle güzel okudu ki, öyle güzel vurguladı ki söylemek istediklerimi...Şiir bitince spiker bayan, ne kadar güzel ve anlamlı bir şiir, hiç duymamıştım daha önce, kime ait diye sordu. Babam da gururla, kızımın şiiri diye cevapladı.
Hiçbir zaman şairim dememişimdir, onca şiirime rağmen. Onlar benim duygularım der, geçerim. Bu aralar yine şiir yazma arzum depreşti. Şiir düzyazı gibi yazılmıyor, aniden doğuyor. Akrostiş dışında hiçbir şiiri, dur ben bir şiir yazayım edasıyla yazmadım. Akrostiş konusunda da bir blog yazacağım. Harflerle, kelimelerle oynamayı sevdiğim için, akrostiş yazmak çok çok hoşuma gidiyor.
Yazdığım her şiirin bir öyküsü vardır. Yukarıdaki şiirim, babama söylemek istediğim onca sözün, yeniyılla harmanlanmış halidir. Bu aralar harmanlanacak pek çok duygu taşması yaşıyorum. Doğacak şiirlerim var. Okuyanlar beğense de, beğenmese de, dedim ya; onlar benim duygularım!