​ Bir tren yolculuğu... / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Aralık '16

 
Kategori
Anılar
 

Bir tren yolculuğu...

Bir tren yolculuğu...
 

En sevdiğim yolculuklardan biri tren yolculuğudur. Tam da bu başlıkta geçen yıl bir yazı yazmıştım.
 
Çok sevsem de, fazla uzun mesafeli olmamıştır tren yolculuklarım; il merkezimiz Konya'ya kadardır, o da sadece 80 km... 
 
Rusya'daki 9 bin kilometrelik tren yolculuğu yapmak, gerçekleşmesi imkansız hayallerimden biridir.
 
II. Abdülhamit zamanında yapılmış Anadolu demiryolu hattının güzergâhı bizim köyden geçer. Köyün arka tarafı hafiften meyilli olduğu için, istasyon 2 kilometre köyün güneybatısına yapılmıştır. Sebebi merak edenler için söyleyeyim: Rampalar trenin durmasını ya da hareket etmesini zorlaştırır, bir de 1890'lı yılların teknolojisini düşünün.
 
Eski trenler kömürlerin yakılıp buhar üretmesiyle çalıştığı için, köydeki istasyona pompalar, kazanlar ve kömür yerleri yapılmıştı. 70'li yıllardan sonra bunların faaliyeti yavaş yavaş bitti. Kömür-sıcak su-buhar işi bitince, istasyonda pompacı diye çalışan görevlilerinde işleri sonlandı. 80'li yılların başında Ilgın Şeker Fabrikası açılınca köy istasyonu ıssızlığa terkedildi. Yakınlarda şeker fabrikası yokken, bizim köydeki ve yakın köylerdeki pancar ekicileri ektikleri pancarı tren vagonlarına yüklerlerdi. Fabrika açılınca o da sonlandı. Köye yalnız yolcu trenleri durmaya başladı. O da durakta durup yolcu alan ya da yolcu indiren şehir içi otobüslerinin durmasından farksız bir durmaydı.
 
Köyümüzde duran trenleri son gören bizim nesildi. 
 
Çocukluğumda köyde iki yolcu treni dururdu. Biri Konya-Eskişehir Expresi, diğeri İzmir-Diyarbakır Expresi... 2005 yılına varmadı bu durmalar. Bir süre sonra Konya-Eskişehir Ekspresi kalktı. İzmir-Diyarbakır Ekspresi hakkında ise pek bilgim yok.
 
Konya'ya giderken genelde Konya-Eskişehir Ekspresini kullanırdık. Çünkü en çok bu ekspresin saati uyardı.
 
*
 
Yazının başlığına gelelim. Size kendi başıma yaptığım ilk tren yolculuğumu anlatacağım:
 
Yıl 2001...14 yaşına girmek üzereyim. Annem Ankara'da kalpten ameliyat olmuştu. Konya'da oturan teyzemde kalıyordu annem. Ben ise 7. sınıfa gidiyordum. 23 Nisan münasebetiyle hafta sonuyla beraber okullar dört gün tatil edilmişti. Babamdan olur aldım, rahmetli dedem ve babannemden de olur aldım, kendi başıma Konya'ya gitmek için. 
 
Babamdan biraz para alıp, çıktım yola. İki kilometre uzağımızdaki tren istasyonuna yürüyerek geldim. Benden başka kimse yoktu istasyonda. Hiç yolcu yoktu Konya'ya gidecek. Tren saatinden bir saat önce gelmiştim istasyona. Treni beklerken beni korkular basıyordu: 'Ya beni adamdan saymayıp tren durmazsa' diye. Tam vaktinde geldi tren. Yavaşladı yavaşladı; 15-20 saniye durdu. Hemen atıldım tren merdivenlerine. İki elimle güç alarak, hızlı bir hareketle bindim trene. Benden başka binen yolcu olmadığı gibi, hiç inen de olmamıştı. Vagon kompartmansızdı, otobüs tipi koltukluydu. Hemen boş bir koltuğa oturdum, ve derin bir nefes aldım. Mutluydum, sevinçliydim, korkularım gerçek olmamıştı.
 
Tren bileti parasını ayırmıştım, kondüktör gelirse verecektim. Ama, bizim köyün durağından sonraki Kadınhanı ilçesinin durağına varasıya kadar, benden bilet parası almak için hiçbir görevli gelmedi. Kadınhanı istasyonundan birkaç müşteri bindi. Hemen bir parentez açmak isterim:
 
(Kadınhanı ilçe merkeziyle tren istasyonu arasındaki mesafe 10 kilometredir. Aralarında neden bu kadar mesafe var diye sorgulayanlara, söylenti bir cevap bile uydurmuşlardır: 'Gâvur gelmesin' diye. Tabii söylenti olma ihtimali çok yüksektir; çünkü demiryolu hattı meyili Kadınhanı ilçe merkezi çevresine göre en uygunudur;120 sene önce döşenen bu hat.)
 
Tren Kadınhanı istasyonundan hareket etti. Kadınhanı'ndan binen yolcuların biletlerini kontrol etmek için gene bir kondüktör gelmedi. Sarayönü ilçesinin istasyonuna vardık. Tren bekledi, bekledi; ses-soluk yok. Öğrendik ki karşıdan tren gelirmiş, ve bir saat bekleyecekmişiz. Trenden indim, istasyon büfesine gidip bir mısır çerezi aldım. Trene bilet için ayırdığım parayı mısır çerezlerine veriyordum. Ama gene isterlerse ana paradan veririm diyordum. Mısır çerezlerini zevkle yerken, bi taraftanda endişeler hafiften ruhumu daraltıyordu. Eğer tren tam saatinde varsaydı Konya'ya, vakit akşam ezanı sırası olacaktı; ama bir saat geç varacaktı Konya'ya. Bir saat geç varmak havanın tamamen kararması demekti. Ben ise 14 yaşında bir çocuktum, ve kendi başıma ilk yolculuğumdu. Ya başıma bir bela gelirseydi, ya şaşırıp bulamazsamdı, ya bir it-kopuk beni yalnız gördüğü için saldırırsaydı. Zaten köyde bize misafir gelmiş bir amca beni korkutmuştu. Kendi başıma Konya'ya gideceğimi öğrenince, 'Aman oğlum kendine dikkat et, devir kötü; bir milyon(lira) için bile adam öldürüyorlar' demişti. Endişeleri def edip iyi düşünmeye başladım.
 
Bir saat bekleyişten sonra, karşıdan gelen tren nihayet geldi. Bizim tren de aniden hareket etti. Bu sefer kondüktör gözüktü. Kadınhanı ve Sarayönü'nden binenlerin biletlerini sorguluyordu. Benim köyüm Karaköy'ü hiç anmıyordu. 'Siz beni adam yerine koymuyorsunuz demek, ben de sizi tanımıyorum' dedim içimden. Bilet parasından yırttım diye hafiften bir seviç vardı içimde.
 
Birkaç köy durağında durduktan sonra, beklemeyle beraber üç saat süren yolculuğun ardından Konya'ya vardı trenimiz. İstasyona yaklaştıkça yolcularda da bir hareketlilik başladı. Ben vagonun kapısında bekliyordum. Tren istasyona girince dedemi(annemin babası) gördüm. Şaşırdım. Meğer köyden dedemi aramışlar, Mustafa geliyor, karşıla demişler. Tren durdu, hemen indim. Dedem beni görünce seslenip el salladı. Hemen yanına gidip elini öptüm. 'Sen ne aran burada dede' dedim. 'Köyden aradılar, seni karşılamaya geldim' dedi. 'Öyle mi dede, ama ben teyzemgile gidecektim' dedim. Teyzengilin ev uzak, iki arabaya bineceksin, yatsı karanlığında zorlanırsın, bu gece bizde yat, sabah gidersin' dedi. Hiç hoşuma gitmemişti teklif, dedeme de itiraz edemedim, mecburen kabul ettim. Tren istasyonuna yürüme mesafesinde uzaklıkta olan dedemgilin evine doğru yürüdük.
 
(Parantez açalım: Dedem 80'li yılların başında Konya'dan ev almıştı. Anneannemle beraber yazlık-kışlık niyetine kalırlardı beraber. Yılın bir kısmını köydeki evlerinde, bir kısmını da Konya'daki evlerinde geçirirlerdi. Üç buçuk yıl önce, 52 gün arayla, ikisi de kavuşacaklardı sadık yârları kara toprağa.)
 
Dedemle beraber evlerine vardık. Trenle bedava geldiğimi ayrıntısıyla anlattım. Dedem kahkayla güldü bana. 'N'apıyım onlar istemedi, ben de vermedim' dedim. Dedem bu anımı 3-5 sene hiç unutmayacaktı, 'Treni dolandıran oğlan o' deyip gülerek anlatacaktı.
 
Dedemgilde yattım o gece. Dedemin verdiği otobüs biletini alıp yola çıktım sabah. Belediye otobüsüyle çarşıya geldim. Zafer'i adımlayarak Afra'ya kadar yürüdüm. Afra adlı avm'yi de arşınladım, epey ıvır zıvır aldım. Teyzemgile gitmek için bilet alıp bir başka belediye otobüsüne binip teyzemgile vardım. Benim geldiğimi gören annem ve teyzem çok sevinmişlerdi.
 
23 Nisan kutlamalarını izlemek için stada bile gitmiştim bu gezimde. Ertesi günde Diyarbakır-İzmir Ekspresine binip köye geldim. Bu sefer bilet almıştım, ve kondüktör kesin soracaktı...
 
Geçen yıldı. TCDD, Konya-Akşehir arasında gidip gelecek olan tranvay benzeri iki vagonluk yolcu treni koydu. Bu tren bizim köyde de duruyordu. Hem de, 2 km ötedeki istasyonda değil, hemen köyün dibinde. Malesef bu projenin ömrü altı ay sürdü. Boş gidip geldiği için hattı kaldırmak zorunda kalmışlar. Ne Akşehirli'ler bildi kıymet, ne Ilgınlı'lar, ne de bizim köylüler... Bu güzel projenin yaşaması için elden gelen yapılmalıydı halbuki. Ama duyarsızız, benciliz, bana ne'ciyiz. Tabakhaneye b..k yetiştirecek gibi, çok işimiz varmış gibi, çok yoğunmuşuz gibi her şeyin karayoluyla yapılacağını sanırız.
 
Benim tekerlekli sandalyeyle binmem zor olur diye hiç binmedim, binemedim bu trene. Hiç binmediğim ve binme imkânım olmadığı halde, projenin sonlanmasına ben kadar üzülen pek yoktur herhalde.
 
-Mustafa Yıldırım - 29.12.2016
 
Toplam blog
: 480
: 715
Kayıt tarihi
: 03.11.12
 
 

Konyalıyım. Edebiyat okudum. Amatör yazar ve şairim. ..