​ Bir Yönetmenin aşırı acıklı Hikayesi / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Temmuz '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Bir Yönetmenin aşırı acıklı Hikayesi

Bir reklam işi üzerinde günlerdir, hatta birkaç haftadır beraber çalıştığımız sevgili yönetmenim Tunay Sevinç’in yaşadığı ruhsal bir mücadeleden bahsetmek istiyorum. Belki onun yaşadıkları hepimiz için bir ders olur.

Yorucu bir iş günüydü.Dün… Aslında psikolojik olarak yorucuydu çünkü sürekli ertelenen çekimlerimiz yüzünden ve yapılması gereken çoğu hazırlığın yapılmış olması sayesinde zamanımızın büyük bir kısmını boş boş oturarak geçiriyorduk. Aramızdan biri hariç. Tunay… O, gün içerisinde bir toplantıya katılmıştı, ve bize göre daha yorgun hissediyordu.  Herneyse… Günün sonu gelmişti. Hepimiz günü bitirmenin ve eve gidip dinlenecek olmanın ya da arkadaşlarımızla buluşup eğlenecek olmanın verdiği bir heyecan yaşıyorduk. Bir tek o, soğukkanlılığını koruyordu…  Üzerinde öyle bir lanet vardı ki, sormayın. İnsan nasıl baş ederdi bu belayla bilemiyorum. Edemezdi.. O, insanla baş ederdi. Bu bela insanı ruhsuz bir beden, cansız bir kukla yapardı. 

Akşam yemeğimizi yiyorduk. Bir tek o hariç. O yemiyordu. 

”Acil eve gitmem gerekiyor, ortalığı toplamalıyım” dediğinde anlamamış, ciddiye almamıştık onu. 

”Temizlikçi kadın gelecek abi, o gelmeden önce gidip ortalığı toplamalıyım” dediğinde ise kafalarımız iyice karışmıştı. Ne yapacağımızı bilemiyor, endişemizi gizleyemiyorduk. Yalnızca birimiz sakindi.(kamera kesik ve normalden hızlı hareketlerle, belki zoom in’lerle Tunay’a döner.) Tunay… Bir tek o, yönetmenimiz sakindi…

Ve anlatmaya başladı…

Temizlikçi kadın’ın yerleri süpürürken Tunay’a nasıl iğneliyici bakışlar attığını, dağınık eşyaları düzenlerken kendi kendine nasıl söylendiğini, buzdolabının içini temizlerken son kullanma tarihi geçmiş yiyeceklerin karşısında nasıl gözlerini kısıp ‘cık cık cık’ edişini… Hepsini, bir bir anlattı. Tunay’ın gözünün içine bakıyor ve adeta ’ o kadar aç varken sen bu yiyecekleri çöpe atıyosun’ diyordu gözleriyle. Dorian Gray’e, baktığında ruhunu gösteren tablo gibiydi bu kadın. Tunay’ın ruhuna ayna tutuyordu ve derinlerdeki bencilliği, vurdumduymazlığı, müsrifliği gün ışığına çıkartıyor, tokat gibi yüzüne vuruyordu. İşte bu yüzden temizlikçi kadın evi temizlemeden önce o, eve gidip bir ön temizlik yapmak zorunda kalıyordu. Ruhuyla karşılaşmamak, kendisiyle yüzleşmemek için her hafta yapıyordu bunu. 

Hemen olağanüstü hal ilan edip tüm ofis’i topladık ve Tunay’a yardım teklif ettik. Ama o kabul etmedi. Çünkü içten içe biliyordu ki; ya kendisine bir çeki düzen vermesi ya da  bir gün temizlikçi kadının gözünün içine bakıp çöpe atılan yemekleri umursamadığını göstermesi gerekecekti. Sonsuza kadar kaçamazdı. Bir gün hesaplaşacaklardı… Ve bunu tek başına yapmalıydı… 

Güçlü ol Tunay… Kendine güven… Başaracaksın…

 
Toplam blog
: 16
: 111
Kayıt tarihi
: 06.12.11
 
 

Freelance Reji Asistanı Her felsefe, yazarının kişisel itirafı ve bir şekilde de, kasıtsız ve..