- Kategori
- Sosyoloji
Bireysel metodoloji ve '' biz ''

Türk düşün hayatına, Ziya Gökalp’ın gayretkeşliği ile girmiş olan Durkheim; insan ve toplum terazisinde, toplum kefesinin daha ağır bastığını ifade ederken, Prens Sabahattin sayesinde tanıştığımız Le Play; insan(birey)-toplum ayracında insanı ön plana çıkarmaktadır.
Birini kolektivist-toplumcu, diğerini ise ferdiyetçi-liberal düşünce tarzları olarak adlandırabileceğimiz toplum ve insanı gözetme, konumlandırma anlamında birbirine zıt, bu perspektifleri, mihenk taşı kabul ederek günümüz Türkiyesinde toplum ve insan tarifini yapmak, kanımca geleceğe yönelik olarak oluşturulacak sosyal politika projeksiyonları açısından son derece önemlidir.
Toplumlar ürettiklerinden daha fazlasını tüketme temayülünde oldukları sürece, tüketim toplumlarıdır. Tüketici toplumlarda, bireyleri sonuçları uzun dönemde elde edilebilecek politikalara uyarlamak veya kanalize etmek olanağı son derece düşüktür. Bunun sebebi fertlerin geleceğe yönelik olarak miyop olmaları, kısa dönemli anlık tatminleri daha tercih edilebilir kabul etmeleridir. Temel amaç; fayda maksimizasyonudur. Peki bireysel fayda en çoklandığında, toplumsal fayda artar mı?
Ekonomi biliminde var olan başlıca kriterlere göre(örn: Bergson Kriteri), bireysel tatmin ile toplumsal tatmin arasında bir korelasyon vardır ve bireysel fayda(refah) arttıkça toplumsal refahta artar. Ancak bu görüşe katılmak mümkün değildir. Çünkü toplum homojen bir varlık değildir. Bireylerin tek tek istedikleri ile toplumun genel istekleri arasında aynı doğrultuda bir ilişki kurulamaz, birey için yüksek gelir düzeyi, ekonomik büyüme önemli iken, toplum için ekonomik kalkınma ve adil gelir dağılımı daha öncelikli hedef olabilir. Peki bu noktadan hareketle uygulanabilecek bir politika karmasında toplum mu yoksa birey mi öncelikler sıralamasının birinci sıralamasına konulmalıdır?
Dinen ve ahlaken “ben” değil “biz” demenin salık verildiği bir toplumda, her ne kadar popüler kültür bütün aşağılık argümanları “biz”i yok edip yerine “ben”i ikame etmeye çalışsa da, değerler hiyerarşimizi yağmalayıp materyalist bir “ben”den mürekkep yeni bir hiyerarşi dayatmaya var gücüyle çalışsa da politika karmalarında toplum hedef olarak seçilmeli ve konumlandırılmalıdır. Çünkü aslolan “biz”dir ve aslını inkâr, sokak itlerine yaraşır.