- Kategori
- Futbol
Biri bizi durdursun yahu...

Dün akşam Fenerbahçe gerçekten çok güzel bir futbol ortaya koydu. Yıllardır görmek istediğimiz bir Fenerbahçe'ydi karşımızda gördüğümüz.
Herkes bununla ilgili bir sürü şey yazdı, çizdi.
İtalya gazeteleri, dünkü tarihi "Türk Bayramı" olarak ilan etti.
Evet, her şey bayramı aratmayacak nitelikteydi.
Peki, dikkatinizi çeken bir şeyler oldu mu?
Mesela, Kezman'ın üstüne sanki ölü toprağı atılmış gibiydi. Sahada koşacak hali bile yoktu. Ayağındaki topu tutmakta güçlük çekiyordu, koşmuyordu, kaptırdığı topların arkasından hiç umurunda değilmiş gibi öylece bakıyordu.
Şimdi siz diyeceksiniz ki, nasıl olur ya, adam muhteşem bir gol kaçırdı. Bir futbolcunun, muhteşem bir gol kaçırması onun iyi oynadığı anlamına gelmez. Evet, top direkten dönmeseydi gerçekten muhteşem bir gol olacaktı, ama girdiği başka bir pozisyon var mıydı Kezman'ın? Soruyorum size. İsterseniz cevabını ben vereyim, hayır!
Bence üstündeki ölü toprağını bir an önce atsa iyi olur. Çünkü dün akşam diğerlerinin yanında adeta bir hiçti.
Gelelim Deniz'e. Açıkçası beni çok şaşırttı. Nolmuş bu Deniz'e yahu, dedirtti izleyenlere. Hatası yok muydu, tabiki vardı. Top kayıpları yaptı kaç kere, ama mücadeleyi bırakmadı doksan artı üç dakika boyunca.
Lugano savunmamızın belkemiğiydi. Kimi zaman sert çıkışlarıyla karşı takımın oyuncularına gözdağı vermekten çekinmedi. İyi de etti tabi.
Yıllar önce Uche ve Högh diye iki efsane vardı hatırlar mısınız? Akşam onlar kadar olmasalar da Edu ve Lugano'yu izlerken, onları izliyormuş gibi oldum. Ama bu gidişle onların da muhteşem bir ikili olacakları belli.
Diğer yandan, Önder'in daha çok çalışması gerekiyor. Neden mi? Kanattan yapmaya çalıştığı ortalar çok kötü. Yeri gelecek o ortalara çok ihtiyacımız olacak. Bu nedenle Önder'in bu konuda kendini geliştirmesi lazım. Bu işi geçen yıllarda Ümit Özat iyi beceriyordu.
Maçta en çok hoşuma giden kare ise, Alex'in bir gol girişiminin ardından İnter'in kalecisi Cesar'la yerde çocuklar gibi birbirlerine sevgiyle sarılmaları ve iki aşık gibi yerde yuvarlanmalarıydı. :)
Bir de dün akşam şunu da düşünmeden edemedim. Tuncay, yedek kulübesinde otururken, dün akşamki maçı izlediyse neler hisstti acaba? Bana çoktan pişman olmuştur gibi geliyor.
Neyse konuyu dağıttım galiba. Bugünkü yorumuma burda nokta koyarken efem, bir başka Türk bayramı'nda yine hep beraber olmak dileğiyle, sağlıcakla kalın diyorum.
Herkes bununla ilgili bir sürü şey yazdı, çizdi.
İtalya gazeteleri, dünkü tarihi "Türk Bayramı" olarak ilan etti.
Evet, her şey bayramı aratmayacak nitelikteydi.
Peki, dikkatinizi çeken bir şeyler oldu mu?
Mesela, Kezman'ın üstüne sanki ölü toprağı atılmış gibiydi. Sahada koşacak hali bile yoktu. Ayağındaki topu tutmakta güçlük çekiyordu, koşmuyordu, kaptırdığı topların arkasından hiç umurunda değilmiş gibi öylece bakıyordu.
Şimdi siz diyeceksiniz ki, nasıl olur ya, adam muhteşem bir gol kaçırdı. Bir futbolcunun, muhteşem bir gol kaçırması onun iyi oynadığı anlamına gelmez. Evet, top direkten dönmeseydi gerçekten muhteşem bir gol olacaktı, ama girdiği başka bir pozisyon var mıydı Kezman'ın? Soruyorum size. İsterseniz cevabını ben vereyim, hayır!
Bence üstündeki ölü toprağını bir an önce atsa iyi olur. Çünkü dün akşam diğerlerinin yanında adeta bir hiçti.
Gelelim Deniz'e. Açıkçası beni çok şaşırttı. Nolmuş bu Deniz'e yahu, dedirtti izleyenlere. Hatası yok muydu, tabiki vardı. Top kayıpları yaptı kaç kere, ama mücadeleyi bırakmadı doksan artı üç dakika boyunca.
Lugano savunmamızın belkemiğiydi. Kimi zaman sert çıkışlarıyla karşı takımın oyuncularına gözdağı vermekten çekinmedi. İyi de etti tabi.
Yıllar önce Uche ve Högh diye iki efsane vardı hatırlar mısınız? Akşam onlar kadar olmasalar da Edu ve Lugano'yu izlerken, onları izliyormuş gibi oldum. Ama bu gidişle onların da muhteşem bir ikili olacakları belli.
Diğer yandan, Önder'in daha çok çalışması gerekiyor. Neden mi? Kanattan yapmaya çalıştığı ortalar çok kötü. Yeri gelecek o ortalara çok ihtiyacımız olacak. Bu nedenle Önder'in bu konuda kendini geliştirmesi lazım. Bu işi geçen yıllarda Ümit Özat iyi beceriyordu.
Maçta en çok hoşuma giden kare ise, Alex'in bir gol girişiminin ardından İnter'in kalecisi Cesar'la yerde çocuklar gibi birbirlerine sevgiyle sarılmaları ve iki aşık gibi yerde yuvarlanmalarıydı. :)
Bir de dün akşam şunu da düşünmeden edemedim. Tuncay, yedek kulübesinde otururken, dün akşamki maçı izlediyse neler hisstti acaba? Bana çoktan pişman olmuştur gibi geliyor.
Neyse konuyu dağıttım galiba. Bugünkü yorumuma burda nokta koyarken efem, bir başka Türk bayramı'nda yine hep beraber olmak dileğiyle, sağlıcakla kalın diyorum.