- Kategori
- Felsefe
Biz bizden uzaklaşınca

Yaşıyoruz telaşlar içinde , yetişmeye çalıştığımız bir yerler hep var adımlarımızda , geç kalma korkularımız bundandır...
Yaşadığımız hayatların içinde kayboluyoruz , farkında olmadan biz bizi yitiriyoruz köşe kapmaca hayatımızın içinde…
Uzaklaşıyoruz kendimizden attığımız her adımın izinde hayatın izini sürüyoruz , kendi izimizi kaybetmek istercesine….
Peşinden sürüklendiğimiz o kadar çok şey var ki hayatımızda , bir benliğimizin peşine düşemedik.
Yabancılaştık çoğu kez kimliğimize , tanıyamaz olduk soluğumuzu…
Çabaladık , kaybolduk hayata yetişebilme hırslarımızın kıskacında zaman zaman yorulduk.
Tam yorgunluğumuzun farkına varıp dinlenmeye karar verip kendi içsel sesimize ve uzaklaştığımız benliğimize merhaba demek isterken , tekrar geç kalma endişelerini yaşayıp , döndük yüzümüzü kendimize…
Hayatın gerisine düşeriz korkuları unutturdu bize mutluluklarımızı ve tekrarı olmayan yaşam sürecimizi.
Kalabalıkların içinde bile yalnızlaşırken , yaklaşamadık kendimize “kendin için bugün ne yaptın”sorusu gelmez oldu aklımıza…
Bir telaş almış başını gitmişken , bizi mutlu eden olaylardan uzaklaştık , kandırdık kendimizi , hırslarımızın gölgesine sığınıp , mutluluğun sırrının geldiğimiz noktalar olduğuna inandık, yaşarken aldığımız soluğun anlamını bunlara yükledik…
Gezemez olduk özgürce , saatlere , programlara bağladık kısa ömrümüzü , bilemedik , öğrenemedik , planladıkça hayatın daha sert vuracağını , yıllara devirdiğimiz yaşlarıın sonlarında karşılaştık çoğu kez bu gerçeklerle…
Bundandır o yaşların , denize kaçışı , bundandır o yaşların , kırmaktan uzak , sevgi dolu oluşu , bundandır o yaşların , doğanın binbir renk çiçeklerinin içinde soluk bulma isteyişi , bundandır o yaşların , ruhlarını daha çok maneviyata , aşka , sevgiye , dostluğa , vefaya ve en önemlisi özgürlüğe yöneltmesi…
Bir gün bizde anlayacağız ; tozlu , isli yolların zararlarını…
Bir gün bizde anlayacağız ; kısa ömrü kazanma adına , kendimizi tamamlayamadığımızı …
Bir gün bizde anlayacağız ; bir fidan dikmenin aslında hayatın en önemli unsurlarından olduğunu…
Bir gün bizde anlayacağız ; özgürce yaşayamadığımızı…
Bir gün bizde anlayacağız ; mutluluklarımızdan habersiz hayatımızı kullandığımızı…
Bir gün bizde anlayacağız ; telaşlarımız yüzünden , bedenimizi hoyratça kullandığımızı….
Biz bizden uzaklaşıyoruz , olması gerektiği gibi tamamlayamıyoruz evrelerimizi , eksik gelip , eksik dönüyoruz yaşamımızın diğer sürecine …
Dur noktası bırakmıyoruz kendimize , aldıkça almak istiyoruz yaşamdan sonra sıkışıp kalıyoruz maddesel kazançlarımızın içinde… mutlu olmak için yetmediğini görüyoruz ve daha bir hırs yapıyoruz , mutlu olmak adına başka başka şeyler aramaya başlıyoruz , tatmadığımız tatların peşine düşüyoruz , görmediğimiz şehirlere akıyoruz , bilmediğimiz mekanlara dalıyoruz , bir kendimize dönmeyi akıl edemiyoruz , her şeyi görmek , her şeyi bilmek , herkes tarafından bilinmek , her şeye sahip olmak adına birçok şeyi göze alıyoruz da bir içimize dönmeyi akıl edemiyoruz…
İçimize dönüşlerimiz , hayatın yıkıntılarıyla karşılaştığımız dönemlerin oluş anlarında gerçekleşiyor. Sağlıklı olmayan o dönemlerin ruh yansıması , bizi kendimizle karşılaşmaktan öte , bizi bizden uzaklaştırıyor.
Çünkü ; o dönemlerdir insanın ruhunun hastalıklı halleri , o dönemlerdir insanın en ezik en zayıf kimliği , korkup kaçıyoruz ve gerilere atıyoruz gördüğümüz manzaraları , kendimize dönmekten o anlarda vazgeçiyoruz .
Hastalıklı olduğumuza inanıp korkuyoruz özümüzden ve o kapıdan içeri girmekten uzaklaşıp başka başka hayatların içine seriliyoruz , uzaklaşıyoruz kendimizden henüz kendimizle yüzleşip tanımamışken…
Gömüyoruz kafamızı hayatın içine kazanmaya çalışıyoruz kendimizce hayatın getirdiğini , herkesin beklentisi bizimde beklentimiz olmaya başlıyor , hangi canlıyı dinlesen istekleri birbirine benziyor…
Ulaşılmak istenilen hedefler bile aynı olmaya başlıyor.
Herkes zengin olmak istiyor , herkes kariyer yapmak istiyor , herkes değişik ülkeleri görmek istiyor , bunlara benzer hayata dair birçok vs….var.. İsteklere bakınca herkesin mutluluklarının da aynı olduğu gerçeğiyle karşılaşıyorsun ve aslında herkesin kendinden ne kadar uzak ve yabancı yaşadığı gerçeği de gözler önünde…
Faklı farklı yüzlere sahipken , farklı farklı fiziksel özellikleri taşırken , aynı şeylerden mutluluk duyulur mu ?
Bunun adı yaşamın içinde kaybolmuşluğun işareti olabilir ancak…
Birçoğumuz gerçek “ ben “den habersiz yaşayıp gidiyoruz işte…
Evremizi bilmeden , özümüzü tamamlayamadan , varoluş hikmetimizin gerçeğinin sırrından uzak , gündelik telaşlar ve gündelik benzerlikler arasında yitiriyoruz , hem ömrümüzü , hem bizi biz yapan içimzdeki sesi…