- Kategori
- Siyaset
Biz de açılım istiyoruz!

- Biz de Türk açılımı istiyoruz…
Kimi görsem, kime sorsam aynı şeyi söylüyor…
İşçi, bize de açılınsın, diyor… Asgari ücret, açlık sınırının üzerine çıkartılsın!..
Memur, “memur açılımı” istiyor.
Ekonomi, ulusal çıkarlara dönüm bir açılım istiyor.
Türkiye halkı, ülkenin siyasetinde tam bağımsız güçlü bir açılım istiyor…
Bu ülke, çıkarlarının, geleceğinin ve var-olma mücadelesinin önünü kesenlere karşı bilinçli, dirençli ve kararlı bir siyaset açılımı istiyor…
Özetle söyleyecek olursak, bu ülkenin insanı, kendisine dönük, bu ülkeye yönelik gerçek bir “açılım” istiyor…
Hal böyle, gidişat karanlık ve gelecek gölgeli…
Ve ülkenin iktidar ve ana muhalefet partilerinin dilindeki “açılım”lar çok farklı..
AKP, Kürt açılımı diye bir şey tutturmuş; ipin ucu Atlantik ötesinde, davul Hükümet’in beline sarılmış; tokmak Avrupa Birliği’nde…
CHP, türban açılımı takiyesini denedi; olmadı; tutturamadı… Atış, karavana!..
Peki, bu iki “açılım”ın birbiri ile benzeşen ve örtüşen ortak özelliği nedir?..
Eleştiriyel bir bilinçle yaklaşın bu iki “hamle”ye ve bakın…
Tespit edeceğiniz ortak payda, her iki açılımın da, Türkiye’nin sadece bir kısım insanına hitap etmekte olduğu gerçeğidir…
Kürt kökenli yurttaşlarımızı bir etnik grup olarak yeniden yaratma siyasetinin tohumları yeşermiş, serpilmiştir.
Aynı biçimde, babaannemizin ak-pak başörtüsü, siyasal bir simge haline getirilmiş ve türban adını alarak politika tezgâhının vitrinine yerleştirilmiştir.
Her iki açılımın hedefi de, ülkemizin bu bölünmüş-bütünlüğünden siyasal çıkarlar umut etme hesaplarına dayanmaktadır.
Her iki açılımın hedefi de, halkı birleştirmek değil; tam tersine bölünmüş ve birbirinden ayrışmış insanların psikolojilerini okşayarak oy elde etmektir…
Oysa bir ülkenin hükümeti ve muhalefeti, “açılım”larını o ülke halkının bütününe yöneltmek zorundadır.
Bölünmüş grupların değil, bölünmez bütünlüğün siyasal güç ve temsilcileri olmak zorundadır.
İşçisi, köylüsü, memuru, milli girişimcisi ve tüm halkı ile açılımların yöneleceği tek hedef ülkenin tüm insanlarıdır…
Türkiye’nin siyasetçisi, uzaktan kumandalı bir iktidar ile, ondan boşalacağını umduğu yere gözlerini dikmiş bulunan bir muhalefet alternatifi arasına sıkışmış olan rolünü terk etmeli, bu ülkenin ulusal menfaatlerinin ödünsüz savunuculuğunu yapan “milli nitelikli” bir kimliğe ulaşmalıdır.
Türkiye’nin siyasetçisi bu kimliği oluşturup, taşıyacak güç ve bilinçten yoksunsa, o zaman Türkiye halkı da, bu kişileri değiştirebilecek bir ehliyete kavuşmalı; kavuşturulmalıdır…
Türkiye’nin sorunu, bu kadar basittir… Ama yerine getirilmesi de, o ölçüde zor, meşakkatli ve sabır isteyen bir sürecin nihayetindedir…
Hepimize kolay gelsin…