- Kategori
- Siyaset
Yazı yazmak, bir hesaplaşma eylemidir

Bir insanın masanın başına oturarak bir şeyler karalaması için, bilincinden ve gönlünden ve [bunların iç-mücadelesi ortamında oluşacak olan] kimliğinden kopartarak insanlara söyleyeceği bir şeyleri olmalı…
Bu bir şeyler, siyasal düşünceler olabilir.
Toplumsal yaşamın tortusundan oluşan bireysel duyarlılık ya da saptamaların ürünleri olabilir…
Ya da insanın kültürel konumundan ruhsal derinliğine sarkan duygusal sızlanmalar olabilir…
Olabilir…
Zaten insan denen yaratık, ancak bu olabilirliklerin ortamında ve bu düzeyde ve bu doğrultuda ve [ancak] bu seviyede kendi varoluşunu kazanabilir… Ve yaratarak, yapılandırabilir…
İnsan, olumlu bir biçimde ancak, insanlık değerleri adını verdiğimiz toplumsal ortak kültür düzleminde öteki insanlarla ilişkilerini oluşturup; sürdürebilir…
Evet, insanlık değerleri… Ve birbirleri ile örtüşen siyasal düşünce ve duruştan kaynaklanan insan ilişkileri…
İşte bu iki ilişki türü ya da nedeni sonrasında kurulan dostluklar vardır… Ve bir de tümü ile rastlantılardan doğan; örneğin komşu olmaktan, bir toplu taşıma aracında bir süre birlikte yolculuk yapmaktan doğan geçici, sıradan ve bir seçime dayanmayan ilişkiler…
İnsan, yaşarken karşı karşıya geldiği her şeyde olduğu gibi öteki insanlarla ilişkilerini de bilincinin süzgecinden geçirmeli ve sorgulamalıdır.
İşte masanın başına geçilerek yazılacak yazının bir konusu da bu sorgulamaların ayrıntılarına ayrılmalıdır.
Özetle, siyasal duruş, iç duyarlılık, kültürel olgular ve insan ilişkileri konularındaki sorgulamalar ya da bu sorgulamalardan doğan sonuçlar yazılacak “yazı”nın konusunu oluşturmalıdır.
Peki, geriye ne kaldı diyeceksiniz?..
Çok önemli bir şey kaldı.
Gerçekte, şu anda okumakta olduğunuz yazının konusunu da bu “geriye kalan” şey oluşturuyor…
Bir insan, hiçbir zaman diğer insanların kuyusunu kazmak için yazı yazmamalı…
Siyasal, kişisel ya da ekonomik çıkarları doğrultusunda kalemi eline almamalı.
Klavyesini, siyasal hırslarının tatmin aracı haline asla getirmemeli…
Ve yazı masasına, bencilliğinin esiri ya da uydusu olarak oturmamalı… Tam aksine, onu yok etmek… Olmuyorsa, kontrol etmek yönünde vereceği mücadelenin mütevazı bir savaşçısı olarak oturmalı…
Yazı yazmak, bir hesaplaşma edimidir. Yani, öyle olmalıdır.
İnsanın, kendisi ile, toplumsal değerlerle, düşünceleriyle ve öteki insanlarla sürdüğü ikili ilişkilerin dozu, düzlemi ve seviyesi ile ilgili oluşumların musalla taşıdır yazı masası… Yani, bu şekle sokulmalıdır.
Kısacası “adam olma” edimine doğru yol alan ince ve uzun bir yoldur bu emekçi rahlesi… Yani, bu rahleyi kullanmadan yazı yazmaya başlanmamalıdır.
Bir başka deyişle, yazı yazmak, insanlık ideali yolundaki bir hesaplaşmanın er meydanında at oynatmaktan ibaret yoğun bir emek eylemidir…
Ve bu yoğun emek eylemi, her düşünen insanın yaşamsal hedefi haline getirilmeli ve toplumsal değerlerimiz sözünü ettiğimiz bu kültürel ortam içinde yoğrulmalıdır…