​ Gıdasız kalan ruhun tedavi süreci / Kültür - Sanat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '09

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

Gıdasız kalan ruhun tedavi süreci

Gıdasız kalan ruhun tedavi süreci
 

İnsanın ruhu gibi beyni de gıdasız kaldı mı, çelimsiz, biçare bir cılızlığa doğru yol alıyor, ağır ağır…

Çoğu zaman kendisini açıkça ortaya koymadan [sessiz sedasız] devreye giriyor bu süreç…

İnsan fark ediyor etmesine de, çoğunlukla, içgüdüsel bir refleksle erteliyor, iteliyor bu olguyu kendisinden uzağa doğru…

Ruhsal bir derinlikten nasibini hiçbir zaman alamamış olan kişilerde bu ertelemenin izi bile seçilemiyor… Ve dışarıdan fark edilemeyen silik bir leke misali, belli belirsiz yüze düşmüş bir gölge bile oluşturmuyor

Ancak, sözünü ettiğimiz bu “tip”in dışında kalan kalabalıklarda durum biraz vahim… Çünkü, istediğiniz kadar saklamaya çalışılsın, derinliğin boyutu ve yoğunluğu ölçüsünde durumun acıklılığı bütün çıplaklığı ile, sere serpe ortaya dökülüyor..

Giderek daha küt, daha gevrek, daha kuru ve daha kaba olmaya başlıyorsunuz.

Her geçen gün, yaşamınızın renklerini soluklaştırıyor… Beğenileriniz, heyecanlarınız, sevinçleriniz basitleşiyor, yavanlaşıyor, bayağılaşıyor.

Günler, dimağın, zihnin ve ruhun teğet dahi geçmediği bir sıradanlığa dönüşüyor.

Yaşam, daha somut bir nesnelliğe ve fiziksel bir kuraklığa dönüşüyor… Ve yaşam, giderek dökülüyor… Akmıyor yatağında, öylece duruyor, biteviye deviniyor ve donuyor sanki…

Konuştuğunuz dil basitleşiyor, rengini yitiriyor; anlamdan soyutlanmış, somut… Sadece nesnel ve naylon bir sıradanlığa dönüşüyor.

Ruhunuz, dilin peşinden gidiyor ve gerçekte de O’nu belirleyen önemli bir etken oluyor… Cılız, silik, kaskatı fiziki bir varoluşa doğru koşturuyor.

Yaşam, başka bir şey oluyor.

Ve işin en kötü tarafı, insan, bu başkalığa ayak uyduruyor. Herşey dibe, en dibe doğru seğirtiyor, sönüyor, seyreliyor…

Ruhun zafiyeti, anlamın, derinliğin ve bilincin sönmesine, gerilemesine ve yitip gitmesine neden oluyor. Herşey birbirini hiç durmadan ve karşılıklı olarak etkiliyor ve tetikliyor.

Ancak, sözünü ettiğimiz bu süreçlerin her birisi için, “durum” o kadar da umutsuz, “ucu açık” ve karanlık değil…

Çünkü, uğranılan zafiyet, her zaman ve her koşulda, iyi seçilmiş gıdalarla beslenebilir; tedavi edilebilir…

İyi, tempolu, sürekli ve disiplinli bir beslenme rejimi ile tümü ile giderilebilir.

Ruha derinlik, dile kıvraklık, yüreğe soluk!.. Ve sabır ve devamlılık ve istikrar sağlanabilir…

Sonra çalışma, sonra yine çalışma; ve en sonunda daha fazla çalışma!.. [ile] yitirilen her nitelik geri-kazanılabilir.

İşte bu diyalektik ilişki insanı, yeniden hayata döndürebilir.

Bilinçli yaşamanın başka bir yolu yok.

Gerçekten mutlu olmanın bir başka yöntemi yok.

Hayatı anlamlı kılmanın ötesinde ve gerisinde başka hiçbir şey yok…

Hiçbir şey…

Hiçbir şey!

http://www.soruyusormak.com/

 
Toplam blog
: 913
: 485
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..