- Kategori
- Haber
Biz eskiden, eskiden...

Su içerdik testiden, biliyorum, hepimiz biliyoruz bu tarihi gerçeği. Peki ya Birleşmiş Milletler teşkilatına üye olma maceramız hakkında ne biliyorsunuz? Hiç düşündünüz ya da merak edip, kafa yordunuz mu bugüne dek? Cevabınız “hayır” ise, meselenin çok önemli bir tarafını sizlerle paylaşmak isterim.
Norveççe’de “Atatürk gibi olmak” şeklinde bir deyim olduğunu biliyor muydunuz? Tahmin ediyorum, büyük çoğunluğumuz bilmiyordu. Ben de çok yakın bir süre önce okudum, öğrendim. Mesela, hani şu reklamlarda meşhur olan “Norveçli Balıkçılar” var ya...İçlerinde en başarılı, en güçlü ve zirvede olanlarına “Atatürk gibi oldu” derlermiş. En tepede olmanın, başarının ve zaferin sembolü bir deyim yani. İnsan, “ya kardeşim Allah’ın İskandinavya’sında ne alaka” falan diyebiliyor değil mi? İşte işin aslı öyle değil. Mustafa Kemal, sandığımızdan ve tüm cehlimizle bildiğimizden de büyük, dünya toplumlarının gözünde.
Atatürk’ü, büyük bir lider kılan yüzlerce özellik, olay ve tarihe, altın harflerle işlenmiş başarı var muhakkak. Bu yüzlerce hususu, enine-boyuna incelemek istersek ciltlerce kitap yazmamız gerekir.
Büyük ve gerçek anlamda üniversal bir imparatorluğun, siyasal ve kültürel birikimi ve dinamizmi üzerinde, adeta küllerinden doğan genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, o zaman ki adıyla Cemiyet-i Akvam, şimdi ki adıyla ise Birleşmiş Milletler Teşkilatı’na girişi ve bu süreçte Gazi Mustafa Kemal’in diplomatik tavrı; üniversitelerde okutulabilecek ders niteliğindedir.
Birleşmiş Milletler yasası gereği, teşkilata üye olma prosedürü, ülkelerin üyelik başvurusunda bulunması ile başlamaktaydı. Dünyanın en gelişmiş ve güçlü devletlerinin pençesinden şerefli mücadelesi ile kurtulmuş ve binlerce yıllık devlet geleneğinin sahibi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni; dönemin devletleri ve Birleşmiş Milletler yönetimi, teşkilat çatısı altında görmek istemekteydiler. Ve Türkiye’nin, üyelik başvurusunda bulunmasını istiyorlardı.
Cumhurbaşkanı Atatürk, bu talepler karşısında; “ülkesinin herhangi bir üyelik başvurusu planı ve düşüncesi olmadığını, ancak davet edilirsek, şartlarımızı ortaya koyabileceğimizi, değerlendireceğimizi ve uygun görür isek teşkilata gireceğimizi” beyan eden açıklamalarda bulundu.
Evet, sıkı durun değerli okurlar. Gazi’nin, bu son derece mağrur ve onurlu dış politikası karşısında; Birleşmiş Milletler yasası, bizim için değiştirilmek suretiyle, Türkiye Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletler’e üye olması için resmen davet edildi. Genç ve bir ölüm-kalım harbinden çıkmış, yaralarını sarmaya çalışan, bu, dedelerimizin ülkesi, Birleşmiş Milletler’den üyelik daveti alan, dünyanın ilk devletidir. O Atatürk de, bu ülkenin ve devletinin Reis-i Cumhur’udur.
Ne günlerden, ne günlere değil mi dostlar? Ne liderlerden, ne liderlere? Gazi zamanında olsa, adını ağzına almaya çekinecek birtakım dalalet ve hıyanet içerisindeki kişi ve çevreler, ne acıdır ki, boylarına, poslarına bakmadan, bugün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni tehdit edebilme cür’etini gösterebilmektedirler. Bu cesareti, onlara verenler utansın, inanın ki biz değil.
Gerçekten de her yeni gün, yepyeni yürek yangınlarının uğursuz kıvılcımları olarak doğmaktadır. Bu aziz millet, hep yaptığı gibi, bugün de gurur ve vakarını, mayasında bulunan asaleti ile korumasını bilmektedir. Ta ki bıçak kemiğe dayanana dek. Yumuşak atın çiftesi pek olur baylar ve bayanlar, unutmayınız ve iyi biliniz. Bugün sırtınızı dayadığınız, o tuzu kuru “birileri”; zamanında bu milletin çok tokadını yemiştir. Onlar, emin olun ki sizin gibi “balık hafızalı” da değildirler. Pabucun pahalı olduğunu gördükleri ve hissettikleri anda, sizi iyot gibi açıkta bırakır ve sıcak evlerine çekiliverirler. Asırlardır, ekmeğini yediğiniz topraklara ihanet etmekten vazgeçiniz. Birilerinin dolduruşuna da gelmeyiniz. Bugün, özgürce yaşayabildiğiniz bu toprakların elimizde kalmasının en büyük mimarlarından olan, Gazi Mustafa Kemal’in bir küçük resmini dahi salonlarınıza, odalarınıza asmaktan imtina etmektesiniz. Yazıklar olsun size, yazıklar olsun !!!
“Tohum saç, bitmezse toprak utansın.
Hedefe varmayan mızrak utansın.
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen.
Çatlarsan doğuran kısrak utansın.”