​ Biz Eskiden Eskiden / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '08

 
Kategori
Anılar
 

Biz Eskiden Eskiden

Biz Eskiden Eskiden
 

Biz eskiden eskiden...... Biz eskiden dosttuk, biz eskiden samimiydik. Eskiden bizim mahallelerimizde küfür yoktu. Eskiden bizim mahallelerimizde kap kaç yoktu. Yolda birbirlerine rastlayan aynı apartmanda oturan komşular birbirlerine selam vermemek şöyle dursun birbirlerini görmezden gelmeye yeltenmedikleri gibi değil aynı apartmanda oturmak göz göze geldiğin insanlara selam vermemek ayıptı. Eskiden bizim mahallelerimizde kapılar ardına kadar açık olurdu. İnsanlar birbirlerinin evine girip çıkarken seslenirlerdi." Huuu Nermin ben geliyorumm!! ""Gel gel!! İt kapıyı açık".

Eskiden bizler sokakta ip atlar, top, oynar tekerlemeler söylerdik. Woltran , He man, Selena ya da Kulina ‘yı bilmezdik.Sokaklarda kolye, küpe bilezik, oyuncak satmayı sonra da satılan incik boncuğun parasının peşine düşüp arkadaşlarımızla birbirimizi yemeyi , küfür etmeyi ya da para için kavga etmeyi bilmezdik. Yağ satarım bal satarım, mendil kapmaca, yakan top , istop oynardık.

Eskiden Sana yağ kuyrukları vardı, tüp kuyrukları vardı. Herkese ikişer adet sana yağ verilirdi o yüzden de biz çocukları sokarlardı kuyruklara ki, bekleyelim yağları alalım sonra tekrar kuyruğa girelim diye. Sonra da her ev yağlarını birleştirir ve eşit olarak paylaştırırdı. Her şey herkesindi. Birimizin evinde olmayan bir şey varsa , o şey her ne ise diğerinin evinde mevcutsa muhakkak biri diğerleri ile her ne ise onu paylaşırdı. Kimse kimseden bir şeyini esirgemezdi.

Arşaluz teyze vardı Garo'nun annesi. Hilda vardı komşumuz. Anahit teyze vardı en yakın arkadaşımın annesi. İnsanlar sabahları kapılarının önlerini süpürürlerdi ve birbirlerine günaydın derlerdi. Kimse pencereden aşağı çöp poşetini "Paaattttttt!!!" diye bırakmazdı. Binaların önünde yığma çöpler, sokaklara atılı bira kutuları ya da pet şişeler yerine Vita kutularında , işlevini yitirmiş delinmiş teneke kovalarda ekili begonyalar, akşam sefaları, cam güzelleri olurdu. Agavni morakur sokaktaki kediler için melamin tabaklarda su ve akşamdan artan yemekleri kaldırımın üzerine bırakırdı ve her sabah o tabakları üşenmeden yıkar yeniden su ve yiyecek koyardı. Kediler bile adabını bilirdi yemek yemenin. Ortalığa saçmaz, tabakları devirmezlerdi. Bir de sokak kedisi dersiniz. Muhakkak birbirlerine gülümser ve selamlaşırdı insanlar. Acı da paylaşılırdı, sevinç de işte bu yüzden acılar az, mutluluklar çoktu. Radyolardan çıkan Hamiyet Yüceses, Zeki Müren, Mustafa Sağyaşar nağmeleri pencerelerden süzülüp sokaklara taşardı ve birbirlerini çaya , kahveye davet eden hanımların seslerine karışırdı. Bizim o apartmana taşındığımız gece Agavni Morakur'un kocası ölmüştü ve helva kavrulmuştu Agavni Morakur bize de koca bir tabak sıcacık mis kokulu bol fıstıklı helva göndermişti. Bir daha da hiiççç siyahtan başka bir renk giymemişti Agavni Morakur. Beyaz saçları ve siyah giysileri ve de hafif kamburu ile aklımdadır hep.

Mari benim en iyi dostumdu. Hala da dostumdur ya her ne kadar eskisi gibi görüşemesek de. Mari'nin annesi Anahit Kuyrik'i özlüyorum en çok. Yıllar yılı yüzündeki tatlı tebessümle ve siyah giysileri ile dolaşıp durdu hep. Anahit Kuyrik’i siyahtan başka hiçbir giysi ile görmedim. Ben onları tanımadan ölmüştü kocası ve siyahtan gayriyi yakıştırmamıştı bir daha kendisine. Her olaya pozitif yaklaşan, bardağın dolu yarısını gören, biz karamsar bile olsak o hep iyimser telkinler veren, dünya tatlısı bir kadındı. Ne de olsa görmüş geçirmiş bir kadındı.Tam bir İstanbul Hanımefendisi.

Annem de asil bir İstanbul hanımefendisiydi. Tüm o devrin kadınları gibi.Ama biz başaramadık. Biz asil hanımefendiler olamadık. Asillik kayıp demek çünkü bu devirde. Gözü açık, vahşi ve mücadeleci ve hırslı olamazsan sana yer yok çünkü hayatta.

Anahit Kuyrik’in tadını hiç bir zaman hiç bir yerde bulamadığım vişne likörlerini özlüyorum en çok. Her paskalya, noel ve diğer bayramlarında kutlamaya giderdik onları ve çikolata ile vişne likörü ikram ederlerdi. Likörün o berrak rengi, o tarçın, vişne ve alkol karışımının parfümü andıran kokusu, o içimine doyum olmayan muhteşem tadı ve çikolatan daha tatlı daha nefis bir sunum Anahit teyzenin hiç yüzünden eksik etmeği, biraz mağrur biraz asil illa ki sıcacık gülümseyişi.

Hiç biri yok artık. Hilda'lar yurt dışına gitti, Anuş ablalar da öyle. Onlar gençti kendilerine yeni bir hayat kurmaya gittiler.İstanbul denen mega köyü terk etmeyi tercih ettiler. Daha yaşlı olan ve topraklarından kopmayı göze alamayan Arşaluz teyze, Anahit Kuyrik, Agavni Morakur sonsuz yolculuklarına çıktılar. Şanslı bir insanım. Çevremde insana saygı duyan, medeni,kültürlü, küfür nedir bilmeyen, en küçük çocuktan en yaşlı insana kadar tüm bireylere sevgisini de saygısını da hissettirebilen, her ne olur ise olsun ses tonları ve duruşları değişmeyen hanımefendiler arasında büyüdüm. En büyük utancım o kültürü bu zamanlara taşıyamamak.En büyük üzüntüm Anahit Kuyrik’in o gurmelere taş çıkartacak liköründen bir daha içememek.

 
Toplam blog
: 167
: 1867
Kayıt tarihi
: 20.04.07
 
 

01/06/1967 Rize/fındıklı doğumlu olmama rağmen doğum yerimi hiç görmedim. Türkiye'nin hemen her ilin..