​ Biz Namık Kemal' liyiz, / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mayıs '07

 
Kategori
Anılar
 

Biz Namık Kemal' liyiz,

Biz Namık Kemal' liyiz,
 

Troleybüs,Konak-Fevzipaşa Bul. - Fuar Kahramanlar-26 Ağustos güzergahını izlerdi. Lisemiz buradaydı.


"Biz Namık Kemal'liyiz, ilim bizde şan bizde..."

Böyle başlardı lisemizin marşı. Unutmadım. Lisemizde okuyan varsa, hatırlar.

Lise sonda iken 6-E sınıfındaki bazı arkadaşlarımla, okulumuzun o güzel bahçesinde çektirdiğimiz fotoğraf, burada geçen üç yıla ait tek görsel anı. Fotoğraftaki arkadaşlardan şimdi Karşıyaka'da eczacı olan Gökay'a sık sık uğrar lise günlerimizi yadederiz.

O zaman hiç farkında değildim. Lisede de farkında olmadım, sonra farkına vardım. Karataş Ortaokulu'nun öğrencileri hep erkek öğrenciydi. Kız öğrenci yoktu okulumuzda. Lisede de öyle oldu. İlk yıl kız öğrenci yoktu. Biz ikinci sınıfa geçince lise birinci sınıfa kız öğrenci aldılar, biz üçe onlar ikiye, biz bitirdik onlar son sınıfa. İyi mi kötü mü bilmem ama ortaöğretim de geçen altı yıl boyunca kız öğrencilerle birlikte eğitim yapmadım. Vallahi billahi. Piyango (!) bizden sonrakilere vurdu. Ne dediğinizi duyar gibiyim ama, yok, belki.

Liseye kaydımı yaptırırken benden hangisini tercih edeceğimi öğrenmek istediler. Resim mi müzik mi? Birisini seç. Ortaokulda resimden neler çektiğimi bir ben bir de Allah bilir. Hiç yeteneğim yok desem inanmazsınız, sınıfta öğretmenimizin masanın üstüne koyduğu bir nesnenin, örneğin bir vazonun resminin yapılması istendiğinde başımdan kaynar sular dökülür, karabasanlar sarardı her yanımı, yalan yok beceremezdim, hala da öyleyim. Müzik dedim. Hem masrafsızdı. Aldığım müzik defterini üç yıl kullandım. Önemli olan sözlüde başarılı olmak. Tam bana göre. Hem Karataş Ortaokulu'ndaki müzik öğretmenim ne demişti bana?

Haftalığımı 10 liraya çıkardı babam. Okul evimizden biraz daha uzaklaşmıştı, Alsancakta, 26 Ağustos kapısının hemen önünde. Narlıdere'den Konak'a geldikten sonra ikinci bir otobüse daha binmem gerekiyordu. Boynuzlu troleybüslere. Ancak çoğu kez, dönüşte yaya yürürdük arkadaşlarla Konak'a. Hafta sonu, cumartesi - pazar, sinemalar için, maçları izlemek için, tasarruf yani.

Alsancak, Karataş'tan çok farklıydı. Karataş'ta okulumuzun bulunduğu yerden Konak'a kadar (şimdiki Polis Moral Eğitim Merkezi'nin olduğu yerler) denize paralel, sokak içinde, aile evi denilen sırs sıra onlarca tek katlı evler Alsancak'ta yoktu. İzmir için yazılan bloglarda çok güzel anlatıldığı için değinmedim, ara sıra bende arkadaşlarımla tarihi asansöre biner sonra merdivenlerden aşağı inerdik. Benim gözümle insanlar da yaşam da bir başkaydı Alsancak'ta.

(Polis Moral Eğitim Merkezi olan binayı sakın unutmayın. Kız Lisesinin hemen karşısında. Oraya gene döneceğim, çok sonraları)

Üç yıl da Narlıdere-Konak-Alsancak arasında geçti. Cumartesi günü nedense sadece iki ders yapılırdı. İki ders için gelirdik onca yolu. Ama benim canıma minnet. Cumartesi gününü çok severdim. Sinemalar var, tarihi Alsancak stadında maçlar var. Benim için sadece onlar vardı eğlenme açısından. Başkaları için neler vardı acaba İzmir'de o yıllarda? Yeni Sinema, İkbal ve Yıldız sinemalarına giderdik çoğu kez. Hep yabancı filmler izlerdik. İlk seansta öğrenci indirimi vardı. O nedenle zamanında yetişirdik sinemalara.

Şimdilerde futbol takımının çalıştırıcıları şikayetçi, mazeret hazır. Hafta içi kupa maçımız vardı, yorgunduk falan filan. O yıllarda hafta sonu için İstanbul'dan mesela Feriköy ve Fenerbahçe gelirdi İzmir'e. Cumartesi günü İzmirspor-Feriköy ilk maç, sonra Göztepe - Fenerbahçe ikinci maç. Pazar günü yer değiştirirler, Göztepe - Feriköy ilk maç, İzmirspor-Fenerbahçe ikinci maç. Böyle oynanırdı, yenilgiye mazeret aranmazdı. Altay ile Karşıyaka Ankara'ya gitmişlerdir belki hafta sonu iki maç yapmak için.

Maçlar öğrencilere 5 lira idi. Benim haftalığımın yarısı. Ancak Cumartesi günleri okula giderken kardeşimin siyah önlüğünü de götürürdüm yanımda. Maça girerken üstüme giyer o zaman 1, 5 liraya girerdim maça. Öğrenci 5 lira ilkokul öğrencisi 1, 5 lira. Kapıda görevliler durumu anlarlardı ki, bizlere takılarak "ne zaman bitireceksiniz bu okulu" der gülüp geçerlerdi halimize. Ben ve arkadaşlarım kızarır, utanırdık içeri girene kadar. Maçlara bedava girmenin ne yollarını aradım, ne de araştırdım.

Lisede de hiç kalmadım. Fakat her sene fizik dersinden bütünlemeye kalırdım. Alışkanlık olmuştu yazı onunla birlikte geçirmek. Aramız hiç düzelmedi onunla. Neden bilmiyorum. Bazen fiziğin yanına akla hayale gelmeyecek bir ders daha alırdım yalnız kalmasın diye. Sanat tarihi ve kompozisyon gibi, fizik sevinirdi yalnız kalmadım diye. Yaz boyunca çalışır, eylülde geçerdim, eylül en sevdiğim aylardan biridir. (Bazen fiziğim bozuk dediğimde bunu anlayın (!), lütfen.) Fizikle böyle uğraşırsam o da bana yapacağını yapar. Yaptı da.

Son sınıfta fizikten bütünlemeye kalmam sonraki yaşantıma da beklenmedik bir gelecek hazırladı. Ama o bana bir kaç kez söyledi de ben önemsemedim dediklerini. "Benimle uğraşma, sonu iyi olmaz".

Lise son sınıftaki öğrencilerin, sonraki yaşantısına yön verecek olan geleceğini kendisi hazırlama şansı ve imkanı varsa ne güzel. Kimisi yeter, benden bu kadar der işini, planını ona göre kurar, kimisi de şimdilerde ÖSS benim zamanımızda Merkezi Sistem sınavları sonucuna göre gireceği üniversite eğitiminden sonra karar verir geleceğine. Peki ben ne yapacağım, hangisini seçeyim?

Benim böyle bir şansım gene olmadı. Babam beni, bundan sonra okutamayacağını, en kısa yoldan hayata atılmamı istedi. Hiç olmazsa sınav harcını yatıracak parayı bulabilseydim, üniversite sınavlarına girebilseydim, gene bi ihtimal. Araştırmalar, tavsiyeler derken askeri okulların şimdilerde olduğu gibi o yıllarda da kısa yoldan hayata atılmanın en kısa yolu olduğuna karar verildi. Ne kadar okul varsa hepsine başvuruda bulundum. Kara-Deniz-Hava-Jandarma ne varsa.

Bir de o yıl Kara Harp Okulu bünyesinde yetiştirilmek üzere kurulan ve o yıl ilk kez öğrenci isteyen Deniz Piyade Harp Okulu'na da başvurdum. Deniz piyadeleri, Kıbrıs'a çıkartma yapan askerlerimiz. Onların okulu.

Onun sınavı nedense erkendi. Girdik ve kazandık. İkimiz, ben ve aynı sınıftan Şükrü Pamukçu. Alınacak 24 asil öğrenci arasında ben 10. Çukuli (öyle derdik Şükrü'ye) 12. Bu okulu kazandığımız için başka bir sınava da girmedim. Ancak ön kayıt yapacağımız da okulu doğrudan geçtiğimize dair belge istediler. Herşey tamam da o yok. Bütünlemeliyiz ikimiz de.

Bana sırıtıyordu fiziğim "Demedim mi" gibilerden. Ben, sevgili arsız fiziğimden, Şükrü de neden kalmıştı, unuttum. Okulda büyük yankı buldu bizim başarımız, başta öğretmenlerimiz olmak üzere tanıyan tanımayan hep üzüldü. İzmir'den kazanan iki kişiyiz aynı zamanda. Okulun da reklamı olacak. N'apsınlar, kayıtları mı değiştirsinler, öyle şey olurmu, olmaz ve olmadı. Ama ben hayatımda ilk kez fizikten ("bu kıyağımı unutma" dercesine) tam puan (10) alarak bütünleme sınavını geçtim ve mezun oldum. Mezun oldum da n'oldu. Lise mezunu, o kadar. Kendi işin yok ki çalışasın.

İşe başvur, (bugün de başvursanız aynı soruyla karşılaşırsınız) sorarlar "askerliğini yaptın mı?" evet yaptım, 10 sene kadar oluyor, yüzüme bak, 18 yaşında genç var karşında. Ne askerliği.

Elimden bir iş gelmez. Daha okumam lazım ama nasıl. Merkezi sistem sınavları yapılmış, üniversitelere giren girmiş. Ne olacak benim halim. Acaba Karataş Ortaokulunda son sınıfta iken başarısız olsaydım da Mithatpaşa Erkek Sanat Enstitüsüne gidip meslek sahibi olup, daha sonra Almanya'ya gidip...

Geriye dönmek mümkün değil ama ne olacak şimdi?

resim. www.eshot.gov.tr

 
Toplam blog
: 240
: 2494
Kayıt tarihi
: 13.04.07
 
 

6 Mayıs, bir Hıdırellez günü "Merhaba dünya" demişim. Geçen elli küsur yıl. Bir şarkı vardır Osma..