Bizi bir deniz tuttu, bir daha da bırakmadı vesselam… / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ekim '13

 
Kategori
Anılar
 

Bizi bir deniz tuttu, bir daha da bırakmadı vesselam…

(Bir Karadeniz kentinde katıldığım siyasi miting dönüşü içimden gelenler bunlar…)   

Eğer ucunda gurbet, özlem yoksa; tüm gitmeler, tüm varmalar ne de güzeldir. Giderken coşku vardı. İsyan vardı. Endişe vardı. Heyecan vardı. Ben tıpkı sıkıntılı bir hayatın gözlere vurduğu isten örülü perdeden dünyaya bakar gibi otobüsün kirli camından denizi izlemeye izliyordum ama... Bir başka gözleydi. Hani bakar da görmezsin, öyle bir şey. Ama  dönüşte, en küçük bir vedada bile bir tuhaf olan ben, ömrümde ilk defa geldiğim ve bir kelebek ömrü kadar ancak vakit geçirdiğim bir şehirden ayrılırken yine o bilindik hallerime büründüm. Coşku, isyan, heyecan, endişe; hepsi mesaisi bitmiş birer nefer gibi koğuşlarına, bir sonraki muharebeye dinç çıkmak için dinlenmeye çekildiler. Artık veda zamanıydı. Bir el salladım şehre ve denizine, içimden ama, kimse deli demesin diye...

Karadeniz hiç benzemiyor benim denizime... Bir defa daha, gizli bir hayranlıkla halvet olmuş bir hayretle, gözlerim daldı heybetine. Öyle hırçın ki, sanırsın onu öfkelendiren her ne ise hiç başından ayrılmıyor, hep ensesinde. Dalgalar kıyıda ne bulursa dövüyor ha dövüyor zerre acımadan. Kimi yerinde yeşil, kimi yerinde kaya, kimi yerinde kumsal, ne bulursa. Bir kavgası var belli ezelden, huzur bırakmıyor onda. Diyorsun ki, bu yeşilin envai çeşit tonuyla her an gözgöze olmak da mı yumuşatmıyor içini, gevşetmiyor gönül tellerini? Yok ki ne yok... Dövüyor da dövüyor, incitiyor güzelim kıyının her yerini.

 

Halbuki benim denizim öyle mi ya... O da yalçın, keskin bakışlı, kartal yuvası toroslara bakar ama; ne de uysal, ne de ağırbaşlıdır... Buharı bile havayı incitmeden karışır kaynaşır ona, kimselerin ruhu duymaz.Yaşar Kemaller kopar onun bağrından, Bedri Baykamlar siner içlerine kadar güzel ülkemin; Ferdiler, Yaşarlar ve daha niceleri...

 

Anılar canlandı gözümde, deniz dedim de, bak aklıma ne geldi...

 

İçinde doğduk biz denizin desem yeri. Daha mayıstan popomuz karıncalanmaya başlar da akın ederdik plajlara taa küçüklükten. Yürümeyi bile kumsalda öğrendik biz. Hayatında kar yağışını ilk defa 19 yaşında buharlaşmış puslu bir gurbet penceresinden izleyen ben, kendimi deniz görmeyen nemsiz, dalga sesinden mahrum bir memlekette doğmaya yeğdir diye avuturdum. Bir yandan karlı memleketlerden gelmiş dostların maytaplarını savuştururdum.  Ilık bahar ve sıcak yaz akşamları, ki en uzun bizim oralardadır ömrü, seyreylerken denizimizi hafsalamızda binbir hayal; ellerimizde tekel biralarıyla ne eğlenirdik... Yahu yıllar geçti, ya o lezzet kalmadı biralarda, ya bizim ağzımızın tadı acıdı onca yaşanmışlıktan sonra.

 

İlk öpücük onun yanıbaşındaydı, o alkışladı sevdamızı. İlk ayrılık da öyle. Gözlerimiz dolarken, o da göz ucuyla bizi izliyordu, teselli edemeyeceğini bildiğinden olacak, susuyordu... Kavgalarımızı sahilde sözleşirdik kıran kırana mahalle maçlarından sonra. Oraya vardığımızda anne şefkati gibi uyuştururdu bizi deniz, bırakırdık kavgayı dövüşü, bir maç da kumsalda, bu sefer kolasına... Kah kenarında yürüye yürüye, kah kumsalında duraklamış. Kafalarımız bir dostun bacağına uzanmış; ya da sırtlarımız birbirine dayanmış. Ne sohbetler ederdik, nerelere dalar, nerelerden çıkardık. Binbir konu geçerdi içlerinde; vaktin nasıl geçtiğini anlamaz, son dolmuşu kaçırır vururduk tabanvaya.

 

Hülasa, bizi bir deniz tuttu arkadaş, en başından bu hikayenin, bir daha da bırakmadı. Biz onda kavradık kendimizi, o; biz içinden geçtikçe ruhumuzdan tortuları hapsetti. Biz onun gözlerinden baktık, o elimizden tuttu... 

 
Toplam blog
: 13
: 219
Kayıt tarihi
: 25.10.13
 
 

Arada ilham perileri uğruyor, fısıldıyorlar birşeyler. Ben de duyabildiğim kadarını karalayıveriy..