Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Temmuz '13

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
185
 

Bizim Sanatta Rozet yoktur

Bizim Sanatta Rozet yoktur
 

Kıbrıslı Türk Tiyatro Sanatçısı Hilmi Özen Sanatta 50. yılını kutladı


İsmihan yorgancı

Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları kurucularından Hilmi Özen geçtiğimiz günlerde Meslekte 50. Yılını kutladı. Mezun olduğu konservatuara çağrılan Hilmi Özen, 50. Yılın onuru içinde davet aldığı törende yaşadıklarını, anılarını, duygularını bizlerle paylaştı. 27 Yıl Devlet Tiyatroları Müdürlüğü yapan Hilmi Özen, şimdilerde eğitim görevlisi olarak, sanatta yaşamsallığını sürdürüyor. Kıbrıs Devlet Tiyatroları kurucularından olan Hilmi Özen, Biz Devlet Tiyatrolarını, rahmetli Üner Ulutuğ ile birlikten kurduk ve bizlere eşlik eden bayan arkadaşımız Ayla Haşmetti. Daha sonra Onlara diğerlerinin katıldığını belirterek 50. Yıl ödül gününü şöyle anlattı.

Meslekte 50. Yıl…

Meslekte 50. Yıl ödülü plaket töreni, Devlet Konservatuarı’nın düzenlemiş olduğu bir organizasyon. Dolayısıyla 1963 yılında Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümünden mezun olan ilk Kıbrıslılardan ben Hilmi Özen 50. Yıl nedeniyle davet edildim Ankara’ya. Bu davete icabet ettim. Bu nedenle Ankara Devlet Konservatuarı’nda sınıf arkadaşlarımla bir araya geldik. Bu çok önemli insanlar bugün Türkiye’de sanat alanında, tiyatro alanında isim yapmış kişiler; başta Işık Yenersu olmak üzere, onlarla aynı dönem mezun olmam, Onlarla arkadaşlık yapmam, okul arkadaşlığımız da benim için gerçekten gurur verici. Sınıf arkadaşlarımdan Rahmetli Ergin Orbey’in eşi Gönül abla, sınıf arkadaşlarımdan Yıldız Aslan, Mustafa Şekerci, Ertan Göktu, Ferhan Çelenk gibi sanatçılar bir araya geldik. Hep beraber okul bandosu eşliğinde Beşiktaş’dan taa… Anıt Kabre yürüdük. Elimizde bayrak ve flamalarımızla yaptığımız bu yürüyüş, Atatürk’e şükran yürüyüşüydü. Sanatın ve sanatçının Atatürk’e şükranıydı.

Anıtkabirde, okul idaresi tarafından önceden hazırlanmış çelengi resmi protokol çerçevesinde Atamızın kabrine koyduk. Saygı duruşunda bulunduk ve İstiklal Marşını hep birlikte Atatürk’ümüzün huzurunda okuduktan sonra yine müze bölümünü ve Anıt Kabri bütün gurup birlikte gezme olanağı bulduk. Sonra okulda öğlen yemeği yendi. Anılar yenilendi, yinelendi. Çok nostaljik, çok güzeldi. Unuttuğumuz anılarımızı paylaştık. Öğleden sonra salonda plaket töreni yapıldı. Ve yine orada çok güzel bir sürpriz yaptılar bizlere.

Bu adama Dikkat Tehlikelidir!

Talebelik yıllarımızda, okula girişlerimizde ebeveynlerimizin yazdığı veya okul idaresinin ebeveynlerimize öğrenci hakkında bilgi verdiği veya uyarı yaptığı; derslere geç girer; disiplin cezası aldı gibi muhtelif şeyler vardı. İşte benim hayatımda çok önemli bir yer tutan bir olay vardı. O, bana sürpriz yapıldı. Ankara Devlet Konservatuarı genel müdürü beni kürsüye davet ettiği zaman ekrandaki, talebelik yıllarımıza ait görüntüler, resimler gösteriliyordu. Ama bu arada benim resmimin yanında bir tane vahşi görünüşlü, hani tipinden sekiz yıl hapse girer dedikleri katil suratlı bir adam koymuşlar. Ben de genç bir çocuk. İncecik. Ve yansıtılan görüntüde deniliyor ki, ‘Bu adama dikkat! Tehlikelidir.’ Özgeçmişimi okuyorlar. Ebeveyne okul idaresinin yazdığı yazı şöyleydi; ‘Okul yönetiminin almış olduğu bazı tedbirler nedeniyle buna onay vermediğini ifade ederek adına, yatakhanenin kapılarının saat onda kapanması gerektiğini söyleyen idareye karşı; Hayır! Sanatçı saat onda uykuya zorlanamaz. Diyerek kapıyı kırmıştır. İdare tarafından kapı yenilenmiş. Ertesi gün yine kapı kırılmıştır. Yine bunun sonunda saptanmış, ispatlanmıştır. Hilmi Özen de bu üç kişiden biriydi.’

Okuldan Atılmasına Karar Verilir

Uzun bir koridoru olan bir yurttu orası ve yüz kişi kalıyorduk orada. Sonuçta müdür inatlaşmaya girdi. Saat onda yatılacaktı. Söktüğümüz kapının yerine çelik kapı yapıldı. Biz de çelik kapıyı komple söküp, balkondan atık. Çelik kapı, hala bulunamadı diye de bir not vardı. Oysa biz kapıyı yatakhanenin odalarının birinin balkonundan aşağıya atmıştık. O zaman bulunamamış. Ve yapılan disiplin soruşturmasında bundan dolayı Hilmi Özen’in okulla ilişkisinin kesilmesine, hiçbir sınav hakkının kendisine verilmeyeceğine ve okuldan atılması kararına varılmıştır. Ancak yine Hilmi Özen’in büyük uğraş ve bakanlık nezrinde mücadele vermesiyle kendisine ve arkadaşlarına sınav hakkı tanındı. Büyük mücadele sonunda sınav sonunda sıfır puan verilmesine rağmen, yine bakanlık nezrinde büyük kavgalar vererek bu üç arkadaş tekrar okuma hakkını elde ettiler. Ve iyi ki ettiler ve mezun oldular.’ Dedi.

Ben Gözümü Ankara’da Açtım     

Bu anlatılanların sonunda bana söz hakkı doğmuştu. Zaten herkes kürsüye çıkıp anılarını anlatıyordu. Konuşmak için kürsüye davet edildiğimde; bana da söz hakkı doğmuştu. Beni bu şekilde lanse ettiniz ama dedim. Ben on altı yaşımda Ankara’ya geldim. Hayatımda ilk defa yurt dışına çıkıyordum. Ortaokulu bitirdikten sonra liseyi Ankara’da okudum ve konservatuarın tiyatro bölümüne katıldım. O zaman ortaokul sonrası da girebiliyorduk yetenek sınavına. Dolayısıyla ben gözümü Ankara’da açtım.

Benim İçin Konservatuara Gidiş Bir Kurtuluştu

Her edebin, her insanın ana karakteri, ana naturası anne babadan gelir. Ben de diyorum ki ben babamı on bir yaşımda kaybettim. Öksüzdüm… Annem üç tane erkek çocuk sahibi, hiçbir geliri olmayan bir kadındı. Ve benim için konservatuara gidiş bir kurtuluştu. Dolayıyla ne annemin ne de babamın yanındaydım. Ne de babam vardı. Benim anam da babam da bu okuldu. Onun için dedim; değerli arkadaşlar şu anda okuyanlar sizler, hepiniz. Ben kötü bir şey yaptımsa, bu okul bana öğretti. İyi bir şey yaptımsa gene bu okul sayesinde öğrendim ve iyi şeyler yaptım. İyi yaptıklarım, Kıbrıs’ta Devlet Tiyatrosunu kurduk. İdealist olduk. Bu gün öğretim görevlisi olarak, O asi görünen kişi, ben, örnek öğrenci yetiştirmeye çalışıyorum.

Asker Müdür, Herkes Saat Onda Yatacak Dedi

Şunu da bilmenizi istiyorum; 27 Mayıs İhtifalinde askeri darbe olmuştu. 1960’da ve askeri darbe ile birlikte okula bir albayı tayin ettiler.  Biz öğrenciler ne olursa olsun askeri bir hocanın devlet konservatuarında, sanat okulunda müdürlük yapmasını yadırgadık. Ama yine de tepki vermedik. Onlar idarenin tasavvufundaydı. Ama bu asker müdür, herkes saat onda yatacak diye askeri disiplin getirmeye kalktı.

Ben, İcraata Karşıydım

Bizim odalarımız çift kapılıydı. Sanatçılar, operacılar yüksek sesle çalışırlar. İkilere, üçlere kadar çalışırdık. O nedenle saat onda yatmak gibi bir lüksümüz yoktu. Bizim için çalışma zamanı herkes yatıktan sonra idi. Dolayısıyla askeri kışla gibi kapıların kapatılması mümkün değil. Hala daha bu görüşü savunduğum için söylüyorum. Buna karşıydık. Dedim. Ve yine sizin konservatuarın bir suçu var dedim. Bu da beni burada aranan cani gibi gösterdiniz ama benim ile birlikte bu işi yapan ve aynı cezaya çarptırılan diğer iki arkadaşımdan söz etmediniz dedim. Herkes, kimdi? Dedi. Kimse bilmiyordu. Kimdi biliyor musunuz dedim. Kimse bilmiyordu. Meraklı gözlerle bana bakıyorlardı. Biri; Güler Aykal, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi, Türkiye’nin Devlet Sanatçısı unvanını almış, ünlü bir sanatçısı. Diğeri Turgat Aktüley’dir. O rahmetli oldu. O da çok değerli bir sanatçıydı. Yani zannetmeyin biz bunları yapan boş insanlardık.

Bizim Sanatta Rozet Yoktur

Mesleğimizde ve işimizde iyi öğrencilerdik. Bu benim anılarımda, hafızamda neredeyse silinmek üzere olan, hiçbir zaman silinmez ama beni etkileyen şeylerden biriydi. Konuşmam bittiğinde, ayağa kalkarak beni alkışladılar. Zannederim beni artık daha iyi tanımış ve anlamışlardı. Yoksa ben askere falan karşı değildim. Ama icraata karşıydım. Bizim sanatta rozet yoktur. Parti yoktur. Bizim sanat hepsinin üstündedir. Herkesi eleştirir. Her yanlışa doğruyu gösterecek şekilde eleştiri getiren insanlardır sanatçı. Rengi yoktur. Kalıbı yoktur. Onu anlatmaya çalıştım. Nostaljik anlar yaşadık. Gözlerimiz doldu. Güzel anlardı. Rahmetli olan hocalarımızı yâd ettik. Ve en azından hatırlanmanın bir vefa borcunu yerine getirdik. Ben bile dönüp, arkaya bakıp; ‘yahu elli sene oldu’ diye düşünmemiştim. Ama bunun gururunu bize yaşattılar. Çok mutlu olduk.

Kıbrıs’ta en büyük eksiklik olan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletinin yücelememesindeki en büyük engel teşkil edenlerden bir tanesinin de vefa duygularının hiçbir zaman kurumsal olarak kullanılmaması, işletilmemesi, ödüllendirme mekanizmasının hiçbir zaman kullanılmaması, tam tersine yozlaşma adına hak etmeyene ödüller, hak etmeyene ücretler, hak etmeyene affetmeler… Maalesef bu gün geldiğimiz bu kötü düzenin uygulamalarıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 620
Kayıt tarihi
: 03.01.12
 
 

Tiyatro Sanatına gönül vermiş, içinde yaşadığım topluma yazarak hizmet etmeyi seçmiş sanatın bir ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster