- Kategori
- Blog
BLOG' cular Kraliçesi "İzmir'den"

Barbie bebeğin ünü, makyaj üzerine yazdığı bloglar yazıları ve bir de güzelliği...
Bir Barbie bebek çıktı, dünyayı salladı. O da bizler gibi blogcuydu. Endamlı, güzel mi güzel. Ne yazdığı önemli değil. Adı önemli değil. Blogger işte. Güzelliğiydi kendisini ön plana çıkaran.
Derken bir de Pucca çıktı ortaya. Bu da bizden. Öbür ,Amerikalıydı.Yazı stili, dili korkunç olan “ Boyalı Kuş’un yazarı Jerzy Kosinski’nin en zıddı olan. Yumuşak ve insani. Bu kızcağız blogger olarak ün yaptı. Blogger olarak yazdığı iki kitap yüzünden. Kimliğini hep sakladı bloglarda.. Blog sayesinde şimdi kitabevlerinde, TV’lerde boy gösteriyor. Kitapları kapışılıyor, hayranları artıyor. Bir nevi “Bloggerler kraliçesi”
Bizde, konusu seks olan yazılar vardı. Etrafın hazımsızlığından dolayı bırakıp gittiydi. Hem bu kızcağız sere serpe, beş yıldır bloglarda yazıyor. İçten. Sakılmadan. Akıcı bir uslupla. Yazdıklarında samimi. Toplum içinde de hünerli. O işte, bunu yapıyor. Ki, çevremizde sahte isimler, sahte resimler, bin bir suratlar, yüzsüz Zühtüler dolaştığı halde, o, sarımsak sapı kadar dimdik. Ve de sevimli.
Japonla Kore arası bir sima. Ancak ağız mimikler değiştikçe, zaman zaman güzelleşiyor. Bir de kendisini terk eden sevgilisi anıldığında. Her şeyi açık bir kız. Ama açık saçık değil. Sözleri porno kokuyor ama, kimse sıkılmıyor.
Gazetecilik gittikçe ortalıklardan elini ayağını çekecek mi? Gazeteleri bloggerler mi kaplayacak? Biz görür müyüz bunları. İşte şimdiden tek tek çıkıyorlar ortaya. Medyadaki dijital devrimin hızlanacağını, bir zamanlar söylenmişti yetkili ağızlardan. Deniyordu ki, “Son dönemde değişiklikler o kadar hızlı oldu ki, medya sorun çözmeye odaklandı.
Şimdi de bir teknoloji çılgınlığı yaşanıyor. Gazetecilikte kağıt dönemi kapanıp, internette dijital yayına geçmek için koşuşturmalar başladı bile. New York Time Gazetesinden ArthurSulzberger’e soruldu: “Gazeteni The New York Times'ı matbaada basmayı bırakacağınızı beyan ettiniz. Bu, cesur bir açıklama. Detaylandırabilir misiniz?” Cevaben de: “Kağıttan okumanın hâlâ güçlü bir okuyucu tecrübesi olduğuna inananlardanım. Önce radyo, sonra da televizyonların basılı gazeteciliği öldüreceğini söylediler, olmadı. Dijital devrimin de henüz kağıt dönemini kapatacağına inanmıyorum” diye cevapladı
Oktay Ekşi’ye de sormuştuk. ”Yazılı basının dijital karşısındaki tavrı nedir? diye. O da cevaben, “devir, dijital devridir. Oraya doğru bir kayma var” demişti.
Bu Pucca, kül kedisi gibi bir şey. Nerde sıcak ortamlarda, postu oraya seriyor. Söyleyeceğini de pat diye söylüyor. Arı gibi sokup kaçmıyor. Hep oralarda. “Birkaç güzel erkek buldum ama, elden çıkardım. Ben aşıkken, insafsızım, tatsızım” da diyebilen bir tip.
Var mi bizde böylesi bloggerler? Sahi var da niye etiyle, kanıyle, canıyle ortalara çıkmıyorlar böyle? Hı?! “ Laf ederler diye mi?” Çıksalar ya ortaya! Çıksalar da, bizler de şişinsek. Yanaklarımızda güller açsa. Şimdilik iki tanesi ortalıklarda. Barbie Blogger ile Kraliçe blogger. Maazallah, birilerine aşıksanız. Olur a! Ne acı, yazamıyor, ifade edemiyorsunuz bloglarda.
En iyisi mi biz, bizim blogculara sormaktansa, bir tatlıcıya soralım “Bize Barbie’yi nasıl tanımlarsın?” diye: Şöyle derdi her halde:
"Kadın her şeyden önce, tatlı olmalı tabii / Vücudu baştan başa kaymaklı kazan dibi / Saçlar tel kadayıfı, gerdanı muhallebi, / Parmak hanım parmağı, göğsü bülbül yuvası / Dudak dilber dudağı, yanak şambaklavası."
Kitapları, “Küçük aptalın büyük dünyası” ve ”Geri kalan her şey ” Dün akşamki Bayülgenin TV proğramında kendisine “ Erkekleri litaplarınzda neden suçluyorsunuz? “ diye soruldu. “Erkek nüfusu az. Sokakta çok kadın var. Çoğu kadın, romantik takılmak istiyor. Kırmızı ışıklar, fısıltı halinde yanan şömine, önünde serili ayı postu üzerindeki sevişmeler falan. Erkekler bu romantizmi anlamıyorlar işte “ diye cevap veriyor.
Ve ekliyor ”Mutlu son diye bir şey yoktur.” “Yazar değil, yazanım” diyor. ( Bartın Valisi Sayın İsa Küçük de böyle diyor) Çok fırın ekmek yemek lazımmış. “Kıllar dönüyor, sen dönmüyorsun” diye de kendisini terk eden sevgilisine sitemi var. "Pat" diye de çıkışları var.diye çıkışları var.
Dudakları dahil, her “şeyim orijinal” diyen Bloggerler kraliçesi Pucca kitaplarını tadını ” Dostoyevski” tadında olduğunu söylüyor.
Pacco’nın en önemli özelliği, acılı Adana kıvamındaki aşk acılarını, kendine özel samimiyet içinde eğlenceli olarak sunmak. Yanında bir de “şalgam suyu eksik!” Hepsi bu. Onun dili, insanları eğlendiriyor..
“Tek istediğim, battaniyenin altında film çekeceğim değil, filmini izleyeceğim adamdı” “ Aynaya son kez baktım. “Kızım PuCCa çok ayıp! Çok komik! PuCCa aşık.. PuCCa beter bişi!” diyor kendi kendine
“Şu an bu satırları okuyor olmalısın sevgili sevgilim. Valizine yerleştirmeyi düşündüğün prezervatifleri hemen aklından çıkartıyorsun. Sana hediyem 1-2 dakika bu olayın heyecanını yaşayıp gerçek zannetmendi. Umarım beğenmişsindir hediyeni, ağzının suyunu silip otur oturduğun yerde. Rusya’ya tatile gidecekmiş de, bilmem neymiş. Seni değil Rusya’ya, yalnız başına Kadıköy’e bile yollamam ben”
Bu İzmirli kız, ağzına geleni söylüyor. Kimseden çekinmiyor. Milliyetin Cadde sayfasında da yazı yazıyor. Yakında bizim bloglara da damlar. Herhalde sevenleri “Hoş geldin Ayda” diye seslenirler buradan kendisine. Açık saçık yazmada başı çekiyor. 2. Ramses gibi, 2’ nci Ayda olur da başımıza geçer mi? Ayda’yı da özledik hani. Bu kız, Ayda’nın eline su dökemez. Silip süpürür vallahi.
Laflara bakın da hizaya gelin. “Bira içip leş olduğum geceleri özledim sanırım. Artık bira içmiyorum mesela, bir bira bir ekmek yemeye eşmiş. Aslında hep düşünüyordum, ama uygulama yoktu Yoksa iki artı bir büyüklüğünde g. tüm nasıl olurdu.?
Ta ki geçen güne kadar... Sevgilim ve arkadaşlarıyla Büyükada’ya gidip kahvaltı falan yapalım dedik. Bir tane de kız var aralarında, geçmişlerinde artık ne yaşanmışsa böyle gereksiz bir samimiyet, bir el kol şakaları, bir iğrençlik böyle. Bu konuyu sonra irdeleyeceğim! O kızdan nefret ettim ve kesin biliyorum geçmişlerinde manitamla bir şey olmuş, sevgili olmamışlar da bi elleşme var yani, hislerimde hiçbir zaman yanılmadım çünkü.Neyse kahvaltı yaptık, sonra o geri zekalı, sivri akıllı, g . tüne boğaz köprüsünü soktuğumun kızı”
Eski sevgilisini rezil etmek için açtığı blog ve Twitter hesabıyle meşhur olan Pucca’nın altından Selen Işık çıktı. Kendisi, İzmirli. Son kitabı ile de çok satanlar arasına girdi. Bakarsınız, aramıza da sızabilir blog toplantılarımızda. Bunu en iyisi, mahallemizin Muhtarı İlyas Bayram'a sormalı. Allar, pullar, ne yapıp yapar, getirir mi getirir. İyi de eder. Kendisinden bol bol yakası açılmadık küfürler öğreniriz. Düşünüyorum da, onun yanında bizler, pek masumcuk mu kalırdık? Herhal, öyledir. Aksini savunanlar, parmağını kaldırsın.
Kaldıran yok mu? Eh, "masumcukluğumuz kabul edilmiştir" . Ha, bir de İdaremize sormalı. Sevgili yönetmenimiz Temiztaş'a sorarsanız, bendeniz, " Nerede kavga çıkarsa, biz, hazır askermişiz Veya kendimizi bu hengameya hazır hissediyor, adapte oluyormuşuz. " Böyle demişlerdir yakın zamana kadar. Cevabım şu ki: "O, ilk yıllardaydı. Şimdi o işlere bakmıyoruz. Ama anladım ki, idaredeki sicilimde böyle bir teşhis var. NE KADAR DA FENA !
Biz en iyisi, PuCCa'ya dönelim. O’nun stili “eprili, cazgır, küfürbaz, pervasız, içten, korkusuz, ve komik. Hepsi, kendisinde birleşiyor.Bir gün, sevgilisine kızmış evde perdeyi tutuşturup, gidip öbür odada uyumuş. Ev yanarken, zor kurtarmışlar kendisini. Suçu, piknik tüpüne atmış itfaiye geldiği zaman. Ya, işte böyle bir tip.
Ne PuCCa’ymuş be! O, elbet bizim mahalleye de düşer. Bizim" laylaylom’cu blogculardan " ne farkı var bu blogcunun?
Sevgili İdaremiz, onu bizim mahalleye transfer etse, Sevgili Ayda’nın yokluğunu bir nebze unutur, teselli olur muyuz acep?
"Hadi kız. Bize gel, bize. Zor değil, üç hamlede kaydını yaptır. Bizim Muhtar İlyas, sana " temiz" kağıdı verir. Biz blogcular, hep bir ağızdan bir "hoşgeldin" çekeriz ki, başında takke varsa düşürürsün. Sonracığıma bir sırtımızı çeviririz ki, maazallah, ufalıp un olup kavrulur gitmeğe kalkarsın bu diyarlardan... Hadi gel PuCCA, nazeyleme. Aramızda "laylaylom" dokumalı filozoflar var. Sana da bulaşır.. Bizdeki Ayda'nın yerini alamasan da, gel, yine gel.
İster küfürbaz, ister açık, ister seçik, ister kaçık, yamuk olsan da gel. Hadi tıpş tıpış gel. Çekinme. Şunun şurasında, üç adımla blogger oluyorsun bizde. Kendini kum havuzu başındaki sporcu yerine koy. Bizim blog tgoplantılarımız olur. Gönlünün gamını dağıtırsın oralarda. Sana öğretiriz " Ben gamlı hazan" şarkısını. Sen de bize öğretirsin küfürlerini.
Hadi gel, nazeyleme, nazeyleme! Ve de sevgiyle...
Ört ki, ölem!
Barbie Bebeklerder (Alttaki iki resim) Pucca ile kıyaslanabilir mi acaba?



BARBİE BEBEK diye anılıyor bütün dünyada (Altta)


AŞAĞAIDA ÜÇ ADET FOTOĞRAF: " Blogcu Barbie bebekler " Dünyaca gözde ve seviliyorlar.

