- Kategori
- Blog
Blog yazmakla ilintili (2)

Bazı arkadaşlar bizim hayata çok fazla konsantre olduğumuzu ve dolayısyla hep kendimize istinaden yazdığımızı iddia etmekteler... Ve de doğru söylemekteler!
Salvador Dali, yıllarca kendi için ve kendinden resim yapmasına rağmen, bence dünyadaki en iyi ressamdı(r).
Ben aslında her yazımda farklı konulardan bahsetmeme karşın özne ben olunca, insanlar hep aynı konuda yazdığımı iddia ediyorlar. Tabii, bu sadece bir iddia!
Blog yazmada ikinci bir unsur, ne kadar açıklama yaparsan yap, işaret koyarsan koy, okuyucu her bir bloğu tekil olarak değerlendiriyor. Bu bağlamda blog ortamında kitap yayımlamanın doğru olmadığı kanısına vardım!
Üçüncü bir unsur yine bolg yazmakla ilgili, anlıyorum ki, herkes aksini iddia etse de, rating olayına takılıyor. Çünkü onlara göre başarı, tıpkı çok para kazanmak gibi, okuyucu sayısıyla ölçülür. Ve bu konuda da haklılar. Başka hangi kriterle bu yazılar değerlendirebilir ve özellikle kim değerlendirme ehliyetine sahiptir ki başka türlüsü olsa?
Dördüncü unsur; kıdemli ve becerikli yazarların, kendilerini bir editörmüşçesine değerlendirerek, diğer yazarlara seçkince bakmaları. Bu durum da çok yadırganacak bir şey değil. Evet, yıllarını vermiş insanlarda böyle bir güdü olması, eşyanın tabiyatı gereği, normaldir!
Beşinci unsur: Yazı yazmak ve okumak kimsenin tekelinde değil! Mesela şu son dönemde en popüler yazar olan Yılmaz Özdil, gerçekten iyi bir yazar mıdır ya da kitapları ne türde ve nasıl kitapdırlar? Edebi nitelikleri var mıdır? Bütün bunlar tartışılır! Aynı şekilde Ayşe Arman ve Ertuğrul Özkök nasıl yazardırlar? Cevabını siz verin!
Altıcı Unsur: Galiba ve nihayet Ahmet Altan’ı anlamaya başladım... Şöyle ki yıllarca yazarlıktan başka işler yapmaya çalışmasının sebebi, yazmanın bir yere kadar insanı tatmin etmesi ve doyurması! Bakıyorum aynı durum neredeyse tüm yazarlar için söz konusu. Sadece mesleği yazar olan neredeyse kimse yok! Bunun sebebi kesinlikle sadece ekonomik değil! İnsanın yazar olarak beslenmesi için farklı işler yapmaya ihtiyacı var! Bu durum gözlem yapmayı kolaylaştırıyor.
Yedinci unsur: Blog yazarak sanatçı olunabilir mi? Ya da bilimsel blog yazmak caiz midir?Bence hayır! Bu kadar kısa süreli yazılan ve tüketilen yazımların birer sanat eserine dönüşmesi hiç kolay değil! Ancak bilimsel olarak yazı yazmak mümkün olabilir mi? Evet, olabilir fakat anlaşılabilir mi? Bu konuda şüphem var!
Sekinci ve en önemli unsur: MB ortamı bir aile ortamı mıdır? Tabii ki hayır! Profesyonel bir ortam mıdır? Yine cevap hayır! Popüler bir ortam mıdır? Evet, popülerleşmektedir ve bu durum da kıdemli yazarları olumsuz etkilemektedir. Çünkü günümüzün en büyük hastalığı popüler olma hastalığıdır. İnternete düşen herkes bir gün bile olsa muhakkak ünlü olacaktır. Ünlü olma hastalığı Türkiye’nin genel hastalıdır. Tıpkı herkesin zengin olmak istemesi gibi, bir hayat gerçeğidir Türkiye’de, bu da, nitelik olarak yetersiz, nicelik olarak fazla bir üretimi doğuruyor ki kıdemli yazarlar aslında bu duruma itiraz ediyorlar! Bunun da sebebi, hangi ortam olursa olsun, yaşam kaide ve kurallarının doğru tanımlanmış olması ile doğru orantılıdır. Yani MB kendi kurallarını ve varlık sebebini doğru belirlerse eğer, bu nitelik araştırmasını, doğru şekilde yapabilir ve böylelikle kendini uygun dille ifade edebilir... Türkiyemde sorun yığınağının en büyük etmeni budur, yani kendine has ve özgün standart(lar) oluşturamamak!
Son olarak şunları belirtmek istiyorum:
Kendimizi hak ettiğimizden daha fazla ciddiye alıyoruz. Oysa yaptığımız iş son derece amatör bir iş!
Amatör olması başarılı olmaması demek değildir. Öyle güzel bloglar üretiliyor ki, profesyonelinden çok daha güzel!
Daha farklı yazılarda görüşmek üzere saygılarımla,
ANIL...