- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Boncuklarım güzel mi teyze

(
Bizim annemizin elleri yumuşak değildi.
Kalın bir bedeni, yok olup gitmiş göğüsleri, çatlamış topukları, derin çizgili bir yüzü vardı.
Kimi zaman gübre kokardı üstü başı, kimi zaman ot, toprak.
Rüzgârda savrulurken kara eteği, kalaylı bir tencere kadar aydınlıktı yüreği.
Bize hep şehirlerin uzak kenarları düşerdi. Kara brandalı çadırımız kalbimizde kara izler bırakmasın diye düşlerimizi uzun vadilerden aşırıp ışıklı şehirlere ulaştıramaya çalışırdık.
Bir evin kapısından girmeyi hayal ederdik. Bir odadan başka bir odaya geçmeyi…
Annem böyle düşlerin peşini bırakalı çok olmuştu.
Kadınlığını yaşamayı, hayatın gülen yüzüne kavuşma umudunu bir yerlerde mi bırakmıştı? Yoksa birileri mi çalmıştı?
Ama o da dalıp giderdi bazen.
Belki yarın tencereye koyacağı birkaç lokmanın hayali,
Belki de çıplak ayaklı kardeşimizin ayağına ayakkabı geçireceği gündü düşlediği…
Bir oyun olurdu bazen hayat
Küfemizde biraz ekmek, birkaç eski kıyafetle eve dönmekti mutluluk
Birbirimizi iteleyip kıkırdayarak gülmekti eğlenmek
Ve
Annemin güçlü adımlarını seyretmekti
Bir insana güvenmek…
Isınmak, yemek, mücadele etmekten ibaret değildi yaşamak.
Süslü kızlar olurduk bazen.
Kolumuza, boynumuza boncuklar takardık.
Kirimiz, pasımız, açlığımız, zavallılığımızdan arınır cici kızlar olurduk. Yine düşüncelerimiz ışıklı şehirlere yolculuk ederdi.
Bir çocuk parkında kaydıraktan kayar, pamuk helvacıdan pembe bir bulut satın alırdık. Saçımızı okşardı mis gibi kokan bir kadın. Ve “Ne güzel boncukların var senin” derdi belki.
Ne çok ne büyük sanırdık isteklerimiz,
Bizi bekleyen kaderi yırtabilir miydi çocuk hayallerimiz?
(çadırda yaşayan ailelerinin fotoğraflarına itafen yazılmıştır)