- Kategori
- Anılar
Boooozaaaa

Pek çoğumuzun karanlık kış gecelerinden hatırladığımız derinden yankılanan bu ses, yaşı küçük olanların, gaipten geliyormuş gibi görünen adama karşı duyulan tereddütlü korkusunun, daha ileri yaşlarda olanların ise, tanıdığı, bildiği, beklediği, hafif ekşimsi, kıvamlı nefis tadın, habercisi.
Annelerimizin, babalarımızın, camdan suretini görmedikleri halde, mahallede yankılanan sese yaptıkları çağrı ile kapıya gelen, sunulan kaplara, yüzyılların geleneğini taşımanın verdiği vakurla, ağır ağır dökülen, kış aylarımızın temsilcisi, çocukluğumuzun yadigarı, boza.
Sevenlerin illaki eklediği, bardağın üzerine serpilen tarçın, bu soluk tenli kıvamın, gelinlik makyajı. Sarı, kavrulmuş leblebilerin, üzerine atarken çıkardığı ‘’pat, pat ‘’sesleri mi, boğazına kaçırmadan daha çok leblebi yiyebilme telaşı mı, keyifli kılan, boza ve leblebi birlikteliğini.
İçtikçe doyamadığımız, zahmetle hazırlanan bozanın, her damlası kıymetli. Ziyan edilmemeli, artık akmakta zorlanan dibi, kaşıkla sıyrılmalı, olmadı, parmak parmak yalanmalı. Bu eğlenceli kış ritüeli, bir geleneği sürdürmenin hazzı ile gönüllerimizi ferahlatmalı.
Bugün, mahallelerde dolaşan bozacılar yok denecek kadar azaldı. Ulaşmak daha kolay olsa da, aynı tat da mı, marketten alınan, ruhunu endüstriye teslim etmiş, plastik şişelerdeki sulu bozalar.
Kış aylarında, artık ,bozacı görmesek sesini duymasak da, biz şanslı nesiller, anlatacak bir hikayemiz var çocuklara, soğuk kış aylarında. Ya bizim çocuklar, ne anlatacaklar torunlara, kola içip, nasıl gaz çıkardıklarını mı ?
Behiye Işın – Ocak 2012 Bunlar da Benim Günlüğüm - Anılar (1)