- Kategori
- Güncel
Borçlandırılmış İnsanın İmali

Elimde bir kitap var; kitabın adı: “Borçlandırılmış İnsanın İmali” Kitabın yazarı Maurizio Lazzaratto. Günümüz ekonomik sömürü sistemini ve araçlarını son derece mükemmel bir şekilde ifade eden mükemmele yakın bir kitap olduğunu söylemeliyim.
Bizim dilimizde biraz argo bir kelime olarak kullanılan “Kırk yıllık ustaya iş öğretilmez” tam karşılığı olmasa da bir ifade vardır. Dünyada son sürat aynılaşma, tüketim alışkanlıkları kazandırma projesi ve yeni bir insan tipi oluşturma savaşını batı şu ana kadar kazanmış görünüyor. Bu kitaptan da anlaşıldığına göre bu durumdan da en çok batılı düşünürler rahatsız oluyorlar. Bizler ise; son derece itaatkâr bir taklitçi olarak onların araçlarıyla onlarla mücadele etmeye çalışırken, kuyruğunu yakalamaya çalışan kedi veya gölgesini yakalamaya çalışan bir başka canlıyı andırıyoruz. Batı normlarını İslam’a uyarlamaya çalışıp onların yüzlerce yıl öncesinde çözmüş olduğu şeyleri bizler hala dönüştürmeye çalışıyor, aslını bozup muş gibiyi inşa etmeye çalışıyor ve hala başaramıyoruz. Tüketim alışkanlıklarımızdan, üretim alışkanlıklarına, düşünce sistemlerine kadar her şeyimizi onlara uyarlamaya çalışıyor olmamıza rağmen bir türlü olmuyor. Bilim, bilim adamları, din tüccarların emrine geçtiğinden midir bilinmez, artık orijinal bir fikir de ortaya çıkamıyor. Varsa da taraftar bulabilmesi mümkün gözükmüyor. Çünkü bir eserin değer bulabilmesi okuyucuları ile buluşabilmesi demek, para, kredi, reklam, tanıtım gibi araçlarla mümkün olabiliyor.
Ortaçağdan itibaren kırılan kilisenin nüfuzu önce madencilere, daha sonra da sigortacılar ve bankerlere geçiyor ki, para musluklarını kontrol edenler üretimden tüketime kadar tüm aşamaları kontrol edebilme yeteneğine sahipler. Bu durumda birçok gerçeklik bir anda kontrol edilebilir hale geliyor.
Düşmanın silahından daha etkin bir silahla silahlanmayan, düşmanını mağlup edemez. Burada esas düşman aslında dinler veya mezhepler savaşından ziyade üsttekilerin alttakileri kontrol, sömürme, üzerine binme aracına dönüşen dünya sistemlerinde sınıflar aslında ikiye kadar düşmüş durumda. Alttakiler ve üsttekiler. Tabi bu arada alttakiler her din ve her gruba mensup olabiliyor. Finans dünyasının evsiz, barksız, mülksüz bıraktığı dünya sisteminde krizler anında destek atılan kurumlar genellikle alttakiler değil, üsttekiler oluyor. Amerika’daki kriz bir kısım finans devini piyasadan silerken, diğer finans devlerine Amerikalı vergi mükelleflerinin bir trilyon dolara yakın vergisi ile destek verilerek, piyasalar tekrar canlandırılmaya çalışıldığını hatırlayınız.
Düşmanın elindeki en etkili silah para politikaları ve ekonomik sistem olarak görünüyor. Bunlardan daha da önemlisi yıllardan beri dönüşüm geçiren ülkemiz insanları batıyı en iyi olduğu konuda yakalamaya çalışıyor ki bu teknik olarak pek de mümkün olamıyor. Bir tarafta kartopu var, diğer tarafta çığ var, ikisinin kar toplayarak büyüme kapasiteleri de fizik kanunları ölçüsünde farklı olduğu kadar yarışılamaz ölçülerde. Okyanusu kurutmak gerekiyorken, derelerimiz önce denizlere akıyor, sonra da okyanusla birleşiyor.
Problem, çok büyük ve büyümeye devam ediyor. Alttakilerin kazanma şansı neredeyse imkânsız hale geliyor. Kimileri durumun farkında iken, kimileri taraf olmakla hayata tutunacaklarını zannediyor ki bu kesinlikle mümkün değil. Oyun sonunda tek kişi kalacak şekilde programlanmış ki dünya hızla o sona doğru koşar adım ilerliyor…