- Kategori
- Futbol
Boş konuşanlar

Güzel konuşmak bir sanattır. Kendine özgü kuralları vardır. Öncelikle az da olsa bilgi sahibi olacaksın. Can sıkmayacak, dinleyeni yormayacaksın. Çok fazla kuralcı olmayacaksın. Heyecanlı uzun bir söylev atmak yerine kısa, özlü konuşacak insanları uyutmayacaksın. Aynı konuları temcit pilavı gibi pişirip pişirip dinleyici önüne çıkarmayacaksın.
Genellikle çok konuşmaya yatkın bir milletiz. Aydın kesimden olanlar, siyasetçiler, spor yorumcuları bayılırlar ekranda sık sık ve uzun uzun boy göstermeye. Gündelik yaşamda devamlı göz önünde bulunmaya özen gösterirler.
Birde haklı olan konuşur mantığı moda oldu son zamanlarda. Demek ki haksız olan “dut yemiş bülbül” gibi susmalıdır! Oysa haklılık ve haksızlık kişilerin yargılama kapasitesine göre değişebilir. Bana göre haklı olan bir kişi başkalarına göre haksız olabilir.
Ancak her iki durumda da konuşurken uyulması gereken Ahlak kuralları vardır. Söyleyeceği sözün sonunu düşünerek ona göre konuşmak, sözleri ile kimsenin gönlünün kırmamak, insanların makam ve şahıslarına saygı göstermek, onları yererken ve överken aşırıya kaçmamak, boşboğazlık, gevezelik etmemek, dilini kötü sözlere alıştırmamak ve yalan söylemekten kaçınmak, başkalarıyla alay etmemek ve söylenmemesi gereken sırları başkalarının gözü önünde açığa çıkarmamak gibi.
Eğer bir bütünün, küçük bir parçasını oluşturuyorsan, bütüne zarar vermeden, bütünlüğü bozmadan, zedelemeden fikirlerini beyan edecek, bütünün haysiyet ve şerefini ayaklar altına almayacaksın.
Galiba, en çokta bir şekilde canı yanmış, örselenmiş ve bunu gurur meselesi haline getirerek kafasına dolamış, dolamış ve psikolojik olarak rahatlamak için düşüncelerini dili vasıtasıyla dışarıya boşaltan kişiler daha çok konuşuyor. Bir diğer şekliyle intikam alma güdüsünü konuşma yoluyla açığa çıkarıyor. Celal Kolot örneğinde olduğu gibi.
Doğrusu haklılık veya haksızlık oranı beni pekte fazla ilgilendirmiyor. Çünkü o kadar çok olur olmaz yerde ve zamansız konuşmaya başladı ki onu her ekranda gördüğümde başka kanalları açmak zorunluluğu hissetmeye başladım.
Düne kadar yönetimin bir parçası olan Sayın Kolot bu kadar çok konuşarak zaman harcayacağına, Beşiktaş için ciddi anlamda bir şeyler yapmaya çalışsaydı daha çok takdir ederdim kendisini. Demirören yönetimi ele aldığından bu yana kaç kez seçim yaşandı, kaç kez ibra edildi. Hiç birinde ciddi anlamda bir rakip çıkmadı karşısına. Keşke Sayın Kolot o zamanlar karşısında rakip olarak durabilseydi. Şimdi olduğu gibi konuşabilseydi!
Hatta şu anda her yerde olur olmaz konuşanlarda yapabilseydi bunu keşke.
Yeni bir sezon başlıyor. Fikstür çekildi. Genel durumumuza şöyle bir bakacak olursak, yönetim ve icraatları tam bir fiyasko, taraftar bin parça, stat konusu belli değil, kombine satışları içler acısı, formalar konusunda bir gelişme yok. Yapılan transferler hakkında her gün farklı yorumlar okuyoruz. İbrahimler kavga ediyor, Fahri Tatan transfer haberini cepten öğreniyor. Bizlerde bazı şeyleri yalan yanlış gazetelerden. Hemen ardından da kulübün resmi sitesinde tekzip ilanlarını okuyoruz. Yıllardır çala kalem bir tekziple idare ediyorlar, idare ediliyoruz. Çünkü bu yıl da, önceki yıllarda olduğu gibi, camia olarak sadece konuşuyoruz.
Yıldırım Demirören: Hiç konuşuyor.
Ertuğrul Sağlam: Az konuşuyor ama öz konuşamıyor.
Sinan Engin: Çok konuşuyor, boş konuşuyor.
Celal Kolot: Hem zamansız, hem hep ama hep konuşuyor.
Taraftarlar: Kendi kendine yazıyor, kendi kendine konuşuyor.
İşte bu yüzden;
2003 yılından bu yana sezon sonunda hep başkaları konuşuyor.