​ Boş verin / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Temmuz '11

 
Kategori
Siyaset
 

Boş verin

Başbakan: “Tükürdüklerini yalayacaklar…” dedi. Daha sonraki günlerde de: “Tükürdüklerini yaladılar…” dedi. 

Birçok köşe yazarı Başbakan’ın bu söylemini, Başbakan’ın CHP’yi eleştirmesi (!) olarak değerlendirdi… 

Sonra yine Başbakan partisinin grup toplantısında: “Ne oldu? Diklendiler ama dik duramadılar…” dedi. 

Yine köşe yazarlarının bazıları, (Fikret Bila bile!) “Başbakan CHP’yi eleştirdi…” diye yazdılar. 

Bakın TDK’da (Türk Dil Kurumu) “eleştiri” için ne deniliyor: 

“Bir insanı, bir eseri, bir konuyu, doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla yapılan inceleme işi…” 

Bir de hepimizin günlük hayatta da çok kullandığı ve İslam Din’inin de en açık biçimde yapılmasını “men” ettiği bir tanım var… “hakir görme” Bunun da açıklamasına bir bakalım TDK ne diyor: “aşağı görülen…” 

Şimdi siz karar verin… Sn. Başbakan’ın şu iki değerlendirmesine bir kez daha baktığınızda, “eleştiri” mi dersiniz? Yoksa Sn. Başbakan düpedüz CHP’yi “hakir” mi görüyor dersiniz? 

AKP’de siyaset yapan, sorumlu konumlarda da olan birçok eski arkadaşım var. Bu iki söylemi çok konuştuk bazılarıyla… 

Mübalağasız, tümü de Başbakan’ın bu söylemlerini (özellikle yukarıdaki ikisini) tasvip etmediklerini, söylenmemesi gereken sözler olduğunu söylediler… Yani onlar bile, bu sözlerin “eleştiri” değil, “hakir görme” olduğunu belirttiler… 

Anlaşılır şeyler değil bunlar… Seçim öncesi propaganda döneminde söylenenler için ( o da bir nebze tabii): “hadi neyse…” demek mümkündü… 

Mitinglerdeki sıkıştırılmış zaman aralıklarında söylenen sözlerde, verilen mesajlarda, bazen aşırıya kaçıp amaçlar aşılabilir hatta bir yere kadar “argo” deyimler de kullanılıp miting alanındaki insanlar “gaz’a” getirilmeye çalışılabilirdi… 

Ama artık seçimler yapılmış, AKP tüm siyaset sosyolojisi öngörülerini altüst ederek tam anlamıyla bir zafer kazanmış… Yani hesaplar yapılmış ve faturanın altına çizgi çekilerek hesaplar (bir sonraki seçime kadar) kapatılmış. 

Ülkenin çok ama çok önemli sorunları var. İçerden ama daha çok dışarıdan Cumhuriyetin temeline “dinamit” koyulmaya çalışılıyor… 

Şimdi zaman; ülkede “meşru” olan tüm dinamiklerin el ele vererek yılların “köfeke” yapmış bu sorunlarını çözme zamanı değil midir? Ve Özellikle “dışarıdaki” “leş kargalarına, akıl almaz entrikaların mimarlarına, heveslerini kursaklarında bırakma zamanı değil mi? 

Elbette “o” zaman, şimdiye kadar olmadığı kadar şimdiki zamandır. 

Sn. Başbakan’ın da aynı düşüncede olduğundan şüphe etmeyeceğimize göre bu gerginliğin açıklamasının iki olasılığı var bence… 

Ya Başbakan’ın bu devasa sorunların halli için bizlerin göremediği bir kozu ve farklı bir gücü var, ve de: “Biz bu sorunların üstesinden (AKP olarak) tek başımıza kalkarız, elbette bunun şerefi de bize ait olmalıdır…” diye düşünüyor… 

Ya da halen miting alanlarındaki o muazzam coşkunun haresi içinde olup, % 70’i yeni ve Meclise ilk kez gelen milletvekillerine “kendine güven havasını” aşılamak istiyor… 

Bu ikinci şık da önemli tabi... Devasa sorunlarla dolu bir 4 yıllık sürece girerken; böbürlenmeden ve kibirden uzak ama özgüveni yerinde olan zinde bir topluluk elbette önemlidir. Ama ya Meclisin diğer üyelerinin “ruh hali” ne olacak? 

Onların önemi yok mu? 

Ülkenin en temel sorunlarını çözmenin artık başka bir zamanı ve başka bir zemini olmadığına göre; ve bu sorunları çözerken, mutlaka herkesin bir yerlerinin “acıyacağı” belli iken, CHP ve MHP’ye oy veren milyonların “acıyan yerlerine” kim merhem sürecek? 

CHP ve MHP’ ye oy veren milyonlar, oy verdikleri parti oyunun(!) dışındaysa, AKP’nin merhemini kabul ederler mi hiç? Veya yetinirler mi?  

Bu “hakir görme” içeren sözleri sade bir vatandaş bir başka vatandaşa söylese anında birbirlerine girerler değil mi? 

E peki, söyleyen ve söylenen ülkenin en büyük iki partisi olunca ne olur? 

Umarım ve dilerim ki bütün bunlar, başa geldiğinde insanın ego’sunda yaratacağı tahribatlarda olduğu gibi “partinin ego”su haline getirilip daha sonradan onarılamayacak şeyler olarak tezahür etmez ve dönüşmez…  

“Şeytanın işi yok…” deriz ya hani… Şeytanın boş zamanının çok gibi bir şey yani... 

Bizlerin ise işi çok… Bu çokluğun içinde daha da fazla dikkat etmek ve şeytana uymamak için daha uyanık olmalı insanoğlu…  

Papaz, ölmek üzere olan adamın üzerine eğilerek: 

- “Ölmeden önce şeytanı ve onun kötülüklerini lanetle evladım…” der. 

Hasta adam papaza bakar ama hiçbir ses çıkarmaz. Papaz yineler: 

- “Evladım, ölmeden önce şeytanı ve onun kötülüklerini lanetlesene…” der ama adamdan yine ses çıkmaz… 

Papaz sinirli bir ses tonuyla: 

- “Neden şeytanı ve kötülüklerini lanetlemiyorsun be adam?”  

Hasta adam son bir gayretle ve fısıltı halinde papazı yanıtlar: 

- “Nereye gideceğim kesinleşmeden kimse hakkında yorum yapmak istemiyorum..!”  

Mustafa IŞIKSOY 

 
Toplam blog
: 14
: 1494
Kayıt tarihi
: 22.05.10
 
 

STK' larda, toplumsal konularda çaba içinde olmayı bir yurttaş sorumluluğu olarak görürüm. "Söyle..