​ Av ve Avcı / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Temmuz '11

 
Kategori
Siyaset
 

Av ve Avcı

Güzel ve anlamlı bir sözdür: “İnsanlar safariye hayvanlardan nefret ettikleri için gitmezler, avlanmak için giderler…” 

Kişisel olarak bu tür bir av eylemine karşı olmama karşın, yine de bu “av” eyleminin kendi içinde bir ahlaklı tarafı olduğunu da düşünürüm. Çünkü avlanan belli, avlayan bellidir… 

Ya insanlar arasında ki avlayan ve avlanana ne demeli? 

İnsanlık tarihi boyunca, insanlar arasındaki “av” ve “avcı” olma durumu yalnızca güçlü olmakla açıklanamamıştır… Bundan dolayı da av ve avcı’nın yer değiştirdiği çok olmuştur. Ancak bu pozisyon değişikliğini anla-ya-mayanları tarih hep kaybeden olarak ve genelde de çok az hatırlayarak anlatır…(şimdi resmi tarih, gayri resmi tarih zırvalığının yeri değil, kaybeden hep unutulur çünkü!) 

Ve onurlu (!) addedilen kaybedişler de insanların kendilerini iyi hissetmek için sığındıkları, saklanma güdüsünden başka bir şey değildir… 

Nazım Hikmet’in yattığı cezaevinin denetimine Adalet Bakanlığından bir müfettiş gelir. Birkaç gün süren denetimden sonra cezaevi müdürüne: 

“Nazım Hikmet de buradaymış, çağırında bir görelim kendisini bakalım nasıl biridir?” 

Nazım’ı müfettişin odasına getirirler. Cezaevi müdürünün koltuğuna kaykılarak oturmuş olan müfettiş, Nazım’ı tepeden tırnağa süzer ve: 

“Demek Nazım Hikmet sensin.” der. Nazım’a oturması için teklifte bile bulunmaz. Kısa bir konuşmanın ardından da “gidebilirsiniz…” der. 

Nazım kapıdan çıkarken aniden durur ve müfettişe: 

“Ömer Hayam adını duydunuz mu?” diye sorar. Müfettiş: “Kim bilmez ki Hayyam’ı?” Sözlerine devam eder Nazım: 

“Hayyam zamanındaki İran Hükümdarının kim olduğunu biliyor musunuz peki?” Müfettiş şaşırır. Nazım konuşmasına devam eder: 

“Görüyorsunuz, Ö.Hayyam’ı biliyorsunuz ama zamanın hükümdarını hatırlamadınız bile… Yıllar sonra Nazım Hikmet’i de bütün dünya hatırlayacak ama dönemin Adalet Bakanını ve sizi kimse hatırlamayacak...” der ve çıkar odadan. 

Müfettiş yaptığı bu saygısızlığı anlar, Nazım’ı geri çağırttırır ama o koğuşunun yolunu tutmuştur ve geri dönmez… 

Toplumu yönetmeye, dönüştürmeye, ilerletmeye(!) talip olanların; yalnızca kendi anlayışlarına, ideolojilerine göre değil, evrensel ve toplumun tüm bireylerine eşit yaklaşan, gözeten ve insana dair olan tüm değerleri yücelten olmayı hedeflemeleri işte bunun için de şarttır… 

Ki yaptıkları “gönüllü” görevin hem hazzını alsınlar, hem de ülkenin tarihinde parlak bir isimleri olsun. 

İşte bunun için tarihte “büyük, öncü ve toplumunu dönüştüren liderler” vardır ve daima “canlı” kalan isimlerine de bazıları nedense çok şaşırırlar… 

Ünlü filozof Sokrates, kendi hayatına uyarladığı “3’ lü yaşam filtresi” felsefesini insanlığa şöyle sunmuş… 

1- Gerçeklik Filtresi: Söylenen şey gerçek mi, yoksa yalnızca duyum mu? 

2- İyilik Filtresi: Söylenen şey iyilik getiriyor mu, yoksa kötülük mü içeriyor? 

3- Yararlılık Filtresi: Söylenen şey yarar sağlıyor mu, yoksa zarar verebilir mi? 

Yani söylenen ve yapılacak şey her ne ise; gerçekliği, iyiliği, yararlılığı şüpheli ise; işte onu söyleme ve yapma… 

Bu filtre sistemini yaşamımıza uyarlayabilsek, bunu bir düstur haline getirebilsek, yaşam ne kadar zevkli ve anlamlı olurdu değil mi? 

Bill CLINTON’ın 1999 yılında USA-Georgetown Üniversitesindeki “Dünya’daki Değişimler” konulu konuşmasının en önemli vurgularından biri şuydu: 

- “20. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğunun dağılması ile şekillendi. 21. Yüzyılın oluşumunda ise Türkiye’nin alacağı pozisyon çok önemli rol oynayacaktır…” 

Yani bu sözleri bugün okuduğumuzda; en etkili ve yetkili ağızlardan dile getirilen bu öngörüler kehanet miydi? Manipülasyon muydu? 

Tabii ki değil… Sokrates’in 3’lü Filtresini anımsamaya ne gerek var bir daha… Şu son aylarda yaşadıklarımızı bir kez daha hatırlamamız yeterli. Bizi derin girdapların içine sokmak için düşman ülkelere hiç gerek kalmadığını açıklıkla görürüz… 

Oysa şimdilerde bizim (1999’da bunları öngören Clinton’a göre) 21. Yüzyıl için hangi “pozisyonu” alacağımıza karar vermemiz gerekmiyor muydu? 

Mustafa IŞIKSOY 

 
Toplam blog
: 14
: 1494
Kayıt tarihi
: 22.05.10
 
 

STK' larda, toplumsal konularda çaba içinde olmayı bir yurttaş sorumluluğu olarak görürüm. "Söyle..