​ Bozkırdaki çekirdek / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Haziran '08

 
Kategori
Eğitim
 

Bozkırdaki çekirdek

Yazarı: Kemal Tahir

Eserde, Cumhuriyet’in ilk yıllarında açılan Köy Enstitüleri anlatılıyor. Olay 1943 yılında geçiyor. Devlet öğretmen açığını kapatmak için köy enstitülerini kuruyor. 14. Enstitüyü de Kastamonu, Çankırı ve Çorum topraklarının tam birleştiği noktada açmaya karar veriyor. Bu amacını gerçekleştirmek için, birkaç öğretmeni bu iş için görevlendiriyor. Hükümet tarafından görevlendirilen öğretmenler dağ köylerinden, sulak ovadan, bozkır çorağından öğrenci toplayıp Enstitüye getiriyorlar.

İlköğretim Kanunu 1912’de çıkmış. O yıllarda, o günün şartlarında okuma yazma bilmeyenler, nüfusun % 80’ini oluşturuyor. Nüfusun ¾ köyde yaşıyor ve atmışbeş bin köyden sadece beş bininde öğretmen bulunuyor. O yüzden Köy Enstitüleriyle öğretmen açığı kapatılmaya çalışılıyor. Köy Enstitüsü öğrencilerine; genel bilgi yanında, meslek bilgisi kazandırmak, amaçlanıyor. Köy yaşayışında öncü, sözü geçer, saygılı, kendine fikir sorulacak, akıl alınacak insanlar yetiştirmek buralarda temel amaçtır. Tüm bunları yaparken de kendi öz benliklerini kaybetmeyen insanlar yetiştirmek isteniliyor.

Bu amaçla görevlendirilen müdür Halim Akın, öğretmen Emine Hanım ve Nuri Çevik hükümetin kendine verdiği eski bir ciple görev yerlerine gidiyorlar. Yol boyunca çeşitli yellerden enstitü için öğrenci topluyorlar. Gittikler kimi yerde tepkiyle karşılaşıyorlar ama yılgınlık göstermeden işlerine devam ediyorlar. Her köyden birkaç öğrenci alıp ciple yollarına devam ediyorlar. Köylüler genel anlamda Enstitü istemiyorlar. Çünkü köylülerin çoğunun geçim anlayışı- şimdilik- bir ev, çalışacak tarla, çalışılması için gerekli araçlar ve öncellikle çift hayvanı… Okuyan çocuğun köyden ayrılmak isteyeceğini ve asi olacağını düşünüyorlar. Bu yüzden de Enstitü konusuna hiç sıcak bakmıyorlar.

Öğretmenler Keşiş Düzü’ne yakın yerdeki bir köye uğurluyorlar. Köylü önce onları müfettiş zannedip teftişe geldiklerini zannediyor. Daha sonra öğretmen olduklarını anlıyorlar. Öğretmenlerin yüzlerine gülüyorlar ama asıl itibariyle onları pek sevmiyorlar. Bunun sebebi de köyün ileri gelenlerinin köylüye Enstitüyü çok çirkin olarak anlatmalarıdır. Köyün söz sahibi kişileri köylülerin okuma yazma bilmelerini hiç istemiyorlar. Köylüye çok rahat evrakları imzalatabiliyorlar. Eğer Enstitü açılırsa bu durumun ellerinden alınacağını düşünüyorlar. Özellikle de köyün ağası Zeynel Ağa ve Cinci bu durumdan hiç memnun değildir.

Öğretmenler bir yandan öğrenci topluyorlar bir yandan da kurulacak olan Enstitü için gerekli olacak olan erzak ve eşyaları köyden temin ediyorlar. Örneğin; bakır tabak, çivi, 40 ton kireç, yatak çarşafı, yastık yüzü, pirinç, bulgur… Bir kısmını aldıktan sonra müdür Halim Akın, öğretmenler ve öğrenciler ve yeni öğrenciler ciple Enstitünün kurulacağı yere doğru yol alıyorlar. Hepsi çok heyecanlıdır, özellikle de öğrenciler.

Enstitü daha kurulmamış olduğu için; Enstitünün kurulacağı yere çadır kurmakla işe başlıyorlar. Aralarında görev dağılımı yapıyorlar. Kızlar genelde yemek işlerine bakıyor, erkek öğrenciler de çadır kurma, su taşıma gibi görevler alıyorlar. Hepsi birlikte enstitü için birkaç çadır kuruyorlar. Öğrencilerle ilk önce pek ders işlemiyorlar. Onlara ilk öğrettikleri şeyler; ahlaki değerler, temizlik vs. oluyor. Öğretmenler ilk önce 28 öğrenciyle işe başlıyorlar. Ama hep bir gün 1000 kişi olacaklarını hayal ediyorlar. Okulun maketini ortaya koyuyorlar ve çocuklara bir gün buraya bu Enstitü kurulacak diyorlar. Öğrenciler bu ilk günlerinde aralarındaki dayanışma ile işbirliği yapıyorlar. Öğretmenler onlara önlük olarak belli kıyafetler veriyorlar. Onlara İstiklal Marşı’nı, düzenli ve temiz olmayı, cesur olmak gerektiğini öğretiyorlar.

Burada ki tüm öğretmenler köyü yaşatacak olanın okul değil, okulu yaşatacak olanın köylü olduğunu düşünüyorlar. Çünkü köylünün kendilerine destek vermemelerinden dolayı çok dertliler. Öğretmenler de ellerinde olan öğrencileri en temel şekilde yetiştiriyorlar. Tabuları yıkmaya çalışıyorlar. Çalışmak gerektiğini ve ancak bu şekilde ülkenin kurtulacağını anlatıyorlar.

Bir gün köyde çok şiddetli yağmur yağıyor. Öğretmenlerin bir kısmı da birkaç öğrenciyle birlikte bazı işler için köye inmişlerdi. Köylülerden Cinci yağan bu yağmuru biliyor. Çünkü yağmur ürünü mahvetmişti. Yağmur giderek hızlanınca öğrencilerden biri hemen Enstitü yerine dönmek gerektiğini söylüyor. Çünkü sel yollarını, kapatabilirdi ve gitmeleri çok zor olurdu. Hemen yola çıkıyorlar ve selden kıl payı kurtuluyorlar. Birçok güçlükten sonra çadırların olduğu yere geliyorlar. Geldiklerinde birçok şeyin mahvolduğunu ve öğrencilerin sırılsıklam olduğunu görüyorlar. En önemli şeyleri güvenli bir yere çıkarıyorlar. Ertesi gün yağmur diniyor. Ancak bir öğrenci çok ciddi şekilde hastalanmıştı ve ateşler içinde yanıyor. Birkaç gün bu şekilde hasta yattıktan sonra Bekir adındaki bu öğrenci vefat ediyor. Kampı çok hüzünlü ve gergin bir hava kaplıyor. Öğretmenler öğrencileri toparlamaya çalışıyorlar. Bir gün köyün ileri gelenlerinden birkaç kişi kampı basıyor. Öğretmenler ve onlar arasında silahlı çatışma yaşanıyor. Murat Öğretmen vurularak öldürülüyor.

Bu olanlarla Enstitünün ne kadar zor şartlarda kurulmaya çalışıldığı görülmektedir.


Sonuç:

Bugüne kadar varlıklarını sürdürebilmiş olan Köy Enstitüleri, çok güç çabaların sonucu olarak kurulmuşlardır.


Tuğba Afacan

 
Toplam blog
: 425
: 3089
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..