Engelleri aşanlar / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Haziran '08

 
Kategori
Eğitim
 

Engelleri aşanlar

Yazarı: Nurullah Abalı

Abraham Lincoln, Amerika’nın büyük değişimlerden geçtiği bir dönemde yaşamıştı. Politik, sosyal, ekonomik ve teknolojik alanda durmaksızın yaşanan gelişmeler, ülkeyi hızla değiştirmekte, ama bunun yanı sıra, çatışan çıkarlar nedeniyle kutuplaşmaları da arttırmaktaydı. Çıkar çatışmalarının odağında kölelik müessesesi bulunmaktaydı. Yüzyıllardır, özellikle güney eyaletlerinde, Afrika’dan getirilen zenciler, köle olarak kullanılmakta, insanoğlu bir mal gibi alınıp satılmaktaydı. Ağırlıklı olarak pamuk tarlalarında kullanılan bu insanlar, en temel haklardan bile yoksun şekilde çalışırken, güney ekonomisinin hayati bir unsurunu da teşkil ediyorlardı.

Abraham Lincoln, 12 Şubat 1809 senesinde Thomas ve Nancy Lincoln’un evladı olarak Kentucky Eyaleti’nin, Hardin İlçesinde dünyaya geldi. Thomas bir marangozdu ve babasının tüm serveti ölümünün ardından büyük ağabeyine kaldığı için, kendi başına zorluklarla biriktirdiği paralarla kendi çiftliğini kurdu. Ne var ki, o yıllarda Kentucky Eyaleti’nin kadastro sistemi oldukça ilkeldi ve mülk sınırlarının kesin tespit edilememesi sebebiyle sık sık sorunlar yaşanmaktaydı. Sahip olduğu iki arazinin tapusu Eyalet tarafından iptal edilince ailesi ile birlikte 1816 senesinde, hükümetin verilen tapuları garanti edebilmesi sebebiyle Indiana’ya taşındı. Abraham Lincoln bu taşınma olayına ilerideki yıllarda değinirken babasının "bir ölçüde köleliğe karşı olduğu için, ama esas itibarıyla tapu problemlerinden" dolayı taşındığını söyler.

Lincoln’lar Ohio Nehrini geçerek Perry Ilçesi, Little Pigeon Creek’de yerleştiler. O sıralarda aileleri Thomas, Nancy, genç Abraham ve ablası Sarah’dan oluşmaktaydı. Lincoln, 1859’da bu günlere ait düşüncelerini ifade ederken "Yeni evimize Eyaletin Birliğe yeni katıldığı dönemde yerleşmiştik. Oldukça vahşi bir bölge olan Indiana’da ormanlar hálá vahşi ayılar ve diğer hayvanlarla doluydu..." demektedir.

1818 yılında Abraham’ın annesinin "süt hastalığı"ndan ölmesinin ardından babası Thomas, Sarah Bush Johnston ile evlendi. Ancak trajediler Lincoln ailesinin peşini bırakmıyordu. 1828 yılında ablası Sarah, doğum yaparken can verdi. Bu iki ölümün Abraham üzerinde oldukça derin ve yaşamı boyunca iz bırakacak etkileri olmuştur. Onu tanıyanlarca da gözlemlendiği ve aktarıldığı şekilde Lincoln melankolik, çoğu zaman depresif ve ölüme eğilimli bir ruh haline sahipti.

Lincoln, gençliği boyunca neredeyse hiç öğretim görmemişti. "O günlerde insanı eğitim görmek için motive edecek pek bir şey yoktu" diye anlatırdı bu durumu. Tamamen kendi kendini eğitmiş olan Lincoln’un hiç öğretim görmediğine inanmak oldukça zordur. Hele onun Ingilizce’ye hakimiyeti, kitleler karşısındaki muhteşem konuşma yeteneği, başarılı politik ve avukatlık kariyeri düşünüldüğünde insan gerçekten hayret içerisinde kalır. O yıllarda Lincoln zamanının büyük bölümünü babası tarafından görevlendirildiği saban başında ya da ormanda ağaç keserek geçiriyordu. Oldukça çalışkan bir insan olan Abraham’ı babası zaman zaman komşularına da ırgat olarak kiralamakta, bundan elde ettiği gelirden ise ona tek bir cent bile vermemekteydi. Bir insanın emeğinin karşılığının bir başkası tarafından gasp edildiği bu durumun Lincoln üzerinde yarattığı infialin, onun kölelik karşıtı düşüncelerinin temelinde yatan unsur olduğu söylenebilir.

1830 senesinde Abraham’ın babası tekrar taşınmaya karar verdi ve aile bu sefer de Illinois Eyaleti’ne göç ederek Springfield’a yerleşti. Lincoln artık yirmi bir yaşındaydı. Ancak sonraki yıllarda ortaya koyacağı müthiş başarıların bir izini görmek, o yıllarda mümkün değildi. Gerçekten de çalışkan, güçlü kuvvetli, aklından ziyade pazılarıyla çalışan, bir yerleşimcinin tipik köylü çocuğuydu.

Bu yıllarda tekrardan babası için çalışmakla beraber, Abraham artık tek başına yoluna devam etmek, babasının yönetiminden bağımsız olmak için şiddetli bir istek duyuyordu. Politika ise onun içgüdüsel olarak yöneldiği bir alandı. Bu eğilimin ilk örneği ise 1830 yılında Springfield’ın içinden akan Sangamon nehrinin ıslah edilmesi ile ilgili olarak yaptığı spontane konuşmadır.

Abraham, 1831 yılında artık ebediyen babasının yönetiminden ayrılarak New Salem’e yerleşti. Eğitimsiz ve eski püskü giysiler içerisinde, hiç de başarılı bir politikacı adayı olarak gözükmüyordu. Bir bakkaliye dükkánında tezgáhtarlık yaparak hayatını kazanmaya başladı. Alçak gönüllü yaradılışının yanı sıra, o tarihlerde yerleşimciler arasında çok kıymet verilen iki özelliğe sahip olması ile kendini göstermeye başladı: Olağanüstü fiziksel güç ve eğlenceli hikáyeler anlatabilme özelliğinin yanı sıra espri yapma konusundaki becerisi. Bunlardan ilkini sergilediği bir durum, yerel gençlerin lideri konumundaki Jack Armstrong ile yaptığı güreştir. Neticesinde topluma kendini sevdirdiği bu mücadeleden sonra kendisine "Dürüst Abe" lakabı verilmiş ve Armstrong ile hayat boyu sürecek dostlukları başlamıştır. Bunun ardından yaşamının geri kalanında da sürdüreceği kendi kendini eğitme çalışmalarına, gramer dersleri alarak ve Shakespeare okuyarak başlamıştır.

1832 senesinde yeni memleketindeki popülerliğini Eyalet Meclisi’ne adaylığını koyarak sınadı. 1832 Mart’ında adaylığını ilan ettiği konuşmasında iç yapılanmayı ve eğitime vereceği desteği ön plana çıkardı. Genç Lincoln, en büyük arzusunun "Hemşehrileri tarafından saygı görmek" olduğunu söyleyip, konuşmasını kendine has kederli üslubunu yansıtan bir ifade ile tamamladı: "Ancak, eğer benim kıymetli hemşehrilerim üstün öngörüleri ile beni arka planda tutmayı yeğleyeceklerse, bugüne değin yaşadığım hayal kırıklıklarıyla edindiğim bağışıklık sayesinde bu duruma çok fazla üzülmeyeceğimi ifade etmek isterim."

Genç Lincoln, ticaretle uğraşmaya karar verecek ve New Salem kentinde bir bakkaliye dükkanına ortak olacaktır. Iflasla sonuçlanan bu ticari girişimin ardından şansını tekrar politikada dener ve bu sefer 1834 senesinde Eyalet Meclisi’nde sandalye kazanmayı başarır.

Hayatında ilk kez sahip olduğu tek takım elbisesini giyerek o zamanki eyalet başkenti olan Vandalia’ya ulaşır. Mensubu bulunduğu Whig Partisi’nin üyesi olarak bir Eyalet Bankası kurulması ve büyük Illinois Kanal projesi için çalışmalarda bulundu. Whig Partisi’nin genel politikası gereği, benzeri yapılanma projelerini sürekli destekledi.

Parti’den arkadaşı olan John T. Stuart, Lincoln’a hukukçu olmasını tavsiye ediyordu. Ilk başlarda çekingen kalsa da, daha sonra mevcut hukuk sistemindeki oldukça ilkel muhakeme ve hukuk süreçlerini gözlemleyerek, eğitimsiz olmasının hukukçu olmasına bir engel teşkil etmeyeceğine karar verdi. Baba geleneği olan çiftçilikle tüm bağlantısını kopararak hızla kendini hukuk yönünde eğitmeye başladı. Çiftçilik ona hiç çekici gelmiyordu. Tersine, esas önemli olanın, kendi Partisinin önerdiği şekilde, yeni topraklar edinmek yerine, ekonomik ve endüstriyel gelişme ve ulaşım hatlarının iyileştirmesi yoluyla ilerleme olduğunu düşünüyordu. 1836’da ikinci kez Meclis’e girmesinin ardından aynı yılın Eylül ayında hukuk lisansını aldı.

1836-1837 döneminde Meclis’e gönderilmiş Sangamon Ilçe Delegasyonu, üyelerinin boyları sebebiyle, "Uzun Dokuzlar" diye adlandırılıyordu. Delegasyonun ortak amacı eyalet başkentinin Vandalia’dan Springfield’a taşınmasıydı. Lincoln bu görüşün lokomotifliğini yapmaktaydı ve yasa tasarısına, başkent olacak şehrin 50.000 USD tutarında bir parayı Eyalet’e bağışlaması maddesini ekleterek daha küçük şehirleri elimine etmeyi başardı. Lincoln’un büyük çabası sayesinde tasarı Meclis’ten geçti ve Springfield yeni başkent oldu. Bu olay Lincoln’un politika sahnesinde ne kadar etkili bir rol oynayabileceğinin bir örneği olarak dikkatleri topladı. Her ne kadar Lincoln etkili bir isim olsa da, Whig Partisinin temel politikası olan altyapı hizmetleri konusundaki yasa tasarılarının lokomotifi durumundaki isim, daha sonradan Lincoln ile ciddi bir rekabete girişecek olan Stephen A. Douglas’tı.

Köleliğin sonuna doğru

Köleliğin ortadan kaldırılması yönündeki ilk somut hareket, William Lloyd Garrison önderliğinde 1830’larda başlamıştı. Ilk başlarda, bu hareket çok büyük muhalefetle karşılaştı. Birçok Amerikalı, köleliğin kaldırılması yandaşlarını, birliği yok etme niyetinde olan anayasa düşmanı fanatikler olarak görüyordu. Kaldırılma karşıtı bir hareket çok geçmeden oluştu ve Illinois Eyaleti’ndeki kaldırılma yandaşı bir gazetenin editörü olan Elijah Lovejoy 1837 yılında öfkeli bir kalabalık tarafından linç edilerek öldürüldü.

4 Kasım 1842’de Lincoln, oldukça fırtınalı geçen bir ilişki nihayetinde Mary Todd ile evlendi. Lexington, Kentucky doğumlu olan Mary, 1839’da kız kardeşi Elizabeth ile beraber yaşamak için Springfield’a yerleşmişti. Illinois başkanının oğlu olan eniştesi Ninian Edwards sayesinde derhal seçkinler grubuna dahil oldu. Kısa zamanda Lincoln ile tanıştılar ve fırtınalı ilişkileri de başlamış oldu. Her ne kadar evlilikleri oldukça sancılı da olsa, Lincoln üzerinde sakinleştirici bir etki yapıyordu. Onu tüketen ruh hali değişiklikleri yaşıyor, çalışmasını engelleyecek ölçüde depresyona girmesine sebep oluyordu. Meclis çalışmaları sırasında Vandalia’dan gönderdiği bir mektupta şöyle yazıyordu "Anlatamayacağım bazı şeyler ruhumu o kadar sıktı ki, burada olmaktansa dünyanın herhangi başka bir yerinde olmayı yeğlerim."
Cartwright’la olan mücadelesi sırasında rakibi onu dini açıdan inançsız olmakla suçlamış ve bu sayede Lincoln’un dini görüşleri de gün ışığına çıkmıştır. Bu süreç zarfında onun Tanrıya inanan ancak dini reddeden ya da en azından şüpheyle bakan bir kişi olduğu göze çarpmıştır. Aslında bu durum, sivil savaş öncesi Amerikan toplumunun oldukça dindar yapısını da ortaya koyar. 1830 ve 40’larda birçok Amerikalı, tarihçilerin Ikinci Büyük Uyanış diye adlandırdıkları bir süreç sonunda geniş tabanlı bir hareketle Protestan mezhebine geşmişti. Püritenlerin Büyük Uyanış diye adlandırılan canlanışının benzeri olan bu hareketin öncüleri arasında Cartwright ve Charles Grandison Finney de vardı.

Lincoln’un ABD Kongresi’ndeki dönemi boyunca ana konu Meksika Savaşı olmuştu. Başkan James K. Polk, Demokratların batıda daha fazla toprak edinilmesi taleplerini, Meksika’yla olan küçük bir sınır anlaşmazlığını tam bir savaşa çevirerek cevapladı. Amerikan orduları Mexico City’ye doğru yürüyüşe geçtiler ve Meksika ordularını mağlup ettiler. Lincoln bu savaşın en büyük muhaliflerinden biriydi ancak onun protestoları, Amerikan askerlerini eve döndüremedi ve Amerikan zaferlerinin sonucu olarak Meksika’dan büyük toprak kazanımları sağlandı.

Bugünkü ABD’nin güney batısının hemen tamamını oluşturan bu araziler, kölelik konusunu tekrar Amerikan politik gündeminin üst sıralarına taşıdı. On yıllardır köleliğe izin veren ve vermeyen eyaletlerin birlikte var olduğu tuhaf statüko, yeni arazilerde ne yapacağını soruyordu: bu bölgelerde kölelik olmalı mıydı, olmamalı mıydı?

Bu durum sonraki yılların politik tartışmalarına damgasını vurdu ve daha sonradan Iç Savaş’a dönüşecek ihtilafın da kıvılcımını çaktı.

Avukatlığa dönüş

Kongre’deki dönemi sona eren Lincoln Illinois’e döndü ve avukatlık mesleğini sürdürdü. Zaten melankolik bir insan olan Lincoln, oğlu Edward’ın 1850’de üç yaşında ölmesi, ardından 1851’de babasını kaybetmesiyle daha da depresif bir kişiliğe büründü ve din ile olan ilişkisi derinleşmeye başladı.

Lincoln’un kişisel sorunlarıyla uğraştığı bu dönemde Amerika oldukça sancılı günler yaşıyordu. Meksika’dan alınan bölgelerde güneyli ve kuzeyli milisler, diğerinin avantaj kazanmasını ve bu bölgelerdeki ekonomik ve sosyal yapılanmayı şekillendirmesini engellemek için çatışmaya başlamıştı. Bunlar arasında baş ihtilaf konusu yine "kölelik" idi. Ilımlı politikacıların Birliğin hálá sürebileceğine yönelik iyi dileklerinin dayanaksız olduğu kısa sürede ortaya çıkacaktı.

Meksika’dan edinilen bölgelerde yaşanan sıkıntılı durum Lincoln’u tekrar politika sahnesine çekti. 1854’de Demokrat senatör Stephen Douglas batı bölgelerinin yerleşime açılması konusunu gündeme taşıdı. Güneyli ve kuzeyli politikacılar mevcut politik dengeyi korumak için çekişirken birçok yerleşimci akın akın bu bölgelere göç etmeye başladı. Hem kuzeyli hem de güneyli yerleşimciler, aynı yerlerde mesken ediniyor, geldikleri yerdeki kanunları da burada uygulamak istiyorlardı. Bu durum özellikle kölelik konusunda çatışmaların yaşanmasına sebep oluyordu. Kongre, bu arazilere resmi bölge statüsü vermekte ayak sürüyordu, çünkü güneyli ve kuzeylilerin çatışan beklentileri çok vahim neticeler doğurabilirdi. Bir çok kuzeyli, Batı’yı köle işçilerle rekábet olmayan, beyaz yerleşimciler için cennet olarak görürken, güneyliler kölelerini azat etmeksizin buralarda yaşayabileceklerini umuyorlardı.

Stephen Douglas bu durumu Kansas-Nebraska yasa tasarısı ile sona erdirdi. Bu yasaya göre bölgedeki kanunu halk belirleyecekti. "Halk Egemenliği" tabir olunan bu yasa uyarınca eyaletlerinde kölelik olup olmayacağına orada yaşayan yerleşimciler karar verecekti.

Douglas’ın Amerikan Demokratik Geleneğine uygun bulduğu bu tasarı 1854 baharında yasalaştı ancak mevcut çatışmaların daha da şiddetlenmesine sebep oldu. Çünkü iki taraf da yeni bölgelerde kendi kanunlarının uygulanması için ellerindeki her imkánı kullanarak baskı kurmaya çalışıyordu.

Bu gelişmeler, köleliğin batıya doğru yayılmasına karşı çıkanlarca, Cumhuriyetçi Parti’nin kurulmasına sebep oldu. Bu sorun Abraham Lincoln’un politika sahnesine geri dönmesini sağlamış, Cumhuriyetçi Parti, onun mesajını tüm ulusa duyurmuştu. Lincoln, Cumhuriyetçi Parti’nin en etkili isimlerinden biri olarak 1859 seçimlerinde Parti adaylarını desteklemek üzere kampanyalara katılmıştı. Zaman içerisinde Lincoln’un yükselen yıldızı, çevresindekilerce başkanlığa namzet bir şahsiyet olduğu görüşünü kuvvetlendirdi ve 1860’da Cumhuriyetçi Parti’nin Başkan Adayı olarak seçildi.
Lincoln nüfusu fazla olan kuzey eyaletlerinden aldığı destekle seçimi kazandı ve güneyliler bu durumu bardağı taşıran son damla olarak gördüler. Lincoln’un seçilmesi ve yemin etmesi arasında geçen birkaç ay zarfında bir grup eyalet Birlik’ten ayrıldıklarını ilan ettiler. Yeni Başkan’ı çok zor bir görev bekliyordu: Iç Savaş.
Sumter kalesinin düşmesinden sonra Lincoln bir ordu toplayarak Birliği paramparça olmaktan kurtarmaya karar verdi. Olağanüstü baskılara, can kaybına, muharebelerde alınan yenilgilere, ölüm tehditlerine rağmen 4 yıl süren Iç Savaş boyunca Birliği yeniden oluşturma fikrinden taviz vermedi. 1 Ocak 1863 de Azatlık Beyanını yayınladı. Bu deklarasyonla Birliğin egemenliğinde olmayan Konfederasyon Eyaletleri’ndeki tüm kölelerin azat edildiğini ilan ediyordu.

1864’de Ulysses S. Grant’i Birleşik Devletler Başkomutanı olarak atadı. Güneyliler artık gerilemeye başlamıştı. Lincoln Andrew Johnson ile birlikte tekrardan başkan seçildi. 9 Nisan 1865’de güney kuvvetlerinden General Robert E. Lee ordusuyla beraber Grant’a teslim oldu. Iki gün sonra, Lincoln Beyaz Saray etrafında toplanan kalabalığa bir konuşma yaptı. Değindiği konular arasında bazı belirli zencilere oy verme hakkının verilmesini destekleyeceğini belirtti. Bu konuşma, kalabalıktaki güney sempatizanı ve Başkan’ın temsil ettiği her şeyden nefret eden aktör John Wilkes Booth’u oldukça öfkelendirdi ve Başkan’ı öldürmeye kesin karar verdi.

Aslında bu, Booth’un Başkan’a zarar vermek için ilk teşebbüsü değildi. 1864 yazının sonlarında, Booth Abraham Lincoln’u kaçırmak için planlar yapmıştı. Koyu bir güney sempatizanı olan bu genç adam, güneyliler lehine casusluk, asi ordusunun ihtiyacı olan kinin ve diğer tıbbi malzemelerin kaçakçılığını yapmaktaydı. Lincoln’u kaçırmaktaki maksadı ise, Başkan’a karşılık kuzeylilerin elindeki güneyli esirleri serbest bıraktırarak, Konfederasyon’un iyice seyrelmiş saflarına bir nebze olsun destek sağlama umuduydu.

Booth yerel serserilerden oluşturduğu grubuyla planlar yapmaya başladı. Birkaç ay içerisinde, Michael O’Laughlen, Samuel Arnold, Lewis Powell, John Suratt, David Herold ve George Atzerodt’u saflarına kattı. Booth, Lincoln’un 17 Mart 1865’te "Duru Sular Derin Akar" adlı oyunu seyretmek üzere Washington’un az dışında olan Campbell Hospital’da olacağını öğrendi ve Başkan’ı kaçırmak için en iyi fırsatın, onu arabadayken kıstırmak olduğunu düşündü. Ancak son anda Başkan tiyatro oyunu seyretmek yerine 140. Indiana Alayı’nı ziyaret etmeye karar verince komplocuların planı suya düştü. Planın başarısızlığa uğramasıyla ümitlerini yitiren çete büyük ölçüde dağıldı. Tek başına kalan Booth, her ne kadar artık güney için bir umut kalmasa da yapabileceği son şeyi yapmak istemekteydi: Lincoln’u öldürmek.

14 Nisan 1865’de Lincoln’lar "Amerikalı Kuzenimiz" adlı oyunu seyretmek için Ford Tiyatrosu’ndaydılar. Oyun sırasında Booth tiyatroya geldi, arkadan gizlice şeref locasına girdi ve saat 22:15’te Başkan Lincoln’a kafasının arkasından ateş etti. Başkan yaralı halde caddenin karşısındaki Peterson House’a götürüldü. Ertesi gün saat 07:22’de hayata gözlerini yumdu. Bu olay, Amerika’daki ilk başkan suikastı olarak tarihe geçerken halkı büyük üzüntüye boğmuştu. Lincoln’un ölümüne yol açan sebep, o zamanlarda halkın arasında yaşanan derin nefretler ve bölünmelerdi. Naşı trenle Illinois, Springfield’a götürüldü ve 4 Mayıs 1865’te Oak Ridge Mezarlığı’nda toprağa verildi. Bu suikast sebebiyle, başlattığı yeniden yapılanma hareketi, Lincoln’un liderliğinden yoksun olarak sürdürüldü.

Abraham Lincoln, Sivil Savaş sırasında Amerika Birleşik Devletleri’nin ulusal birliğinin muhafazası yönündeki olağanüstü çabaları ve köleliğin kaldırılmasında oynadığı lider ve etkili rol ile anımsanmaktadır. Aynı zamanda onun alçakgönüllü kişiliği, karakteri, yaptığı konuşmalar ve mektupları ile beraber, azmi ve çalışkanlığı sayesinde basit bir köylü çocuğu iken Amerika Birleşik Devletleri’nin en üst yönetim seviyesine kadar yükselebilmesiyle, birçokları için gerçek bir kahraman ve idol olmuştur.

Abraham Lincoln, Amerika’nın büyük değişimlerden geçtiği bir dönemde yaşamıştı. Politik, sosyal, ekonomik ve teknolojik alanda durmaksızın yaşanan gelişmeler, ülkeyi hızla değiştirmekte, ama bunun yanı sıra, çatışan çıkarlar nedeniyle kutuplaşmaları da arttırmaktaydı. Çıkar çatışmalarının odağında kölelik müessesesi bulunmaktaydı. Yüzyıllardır, özellikle güney eyaletlerinde, Afrika’dan getirilen zenciler, köle olarak kullanılmakta, insanoğlu bir mal gibi alınıp satılmaktaydı. Ağırlıklı olarak pamuk tarlalarında kullanılan bu insanlar, en temel haklardan bile yoksun şekilde çalışırken, güney ekonomisinin hayati bir unsurunu da teşkil ediyorlardı.

Abraham Lincoln tarihe, köleliği ortadan kaldıran ABD Başkanı olarak geçmiştir. Lincoln siyah-adamın beyaz-adam ile eşit olduğu gibi bir fikrisavunmuyordu. Başkan, zencilerin beyazlardan daha aşağıda olduklarını ve aynı haklara sahip olmamaları gerektiğini düşünüyordu. Fakat, siyahların da insan olduğunu, emeğin kutsal olduğunu ve bir insanın emeğinin karşılığını alması gerektiği yönündeki inancını ortaya koyması, güney eyaletlerinde ciddi tepki toplamaktaydı. Lincoln’un bu görüşünün, çocukluğunda ve gençliğinin bir kısmında tüm emeğinin, bir karşılık verilmeksizin babası tarafından istismar edilmiş olmasından kaynaklandığına inanılır.

Abraham Lincoln, 12 Şubat 1809 senesinde Thomas ve Nancy Lincoln’un evladı olarak Kentucky Eyaleti’nin, Hardin Ilçesinde dünyaya geldi. Thomas bir marangozdu ve babasının tüm serveti ölümünün ardından büyük ağabeyine kaldığı için, kendi başına zorluklarla biriktirdiği paralarla kendi çiftliğini kurdu. Ne var ki, o yıllarda Kentucky Eyaleti’nin kadastro sistemi oldukça ilkeldi ve mülk sınırlarının kesin tespit edilememesi sebebiyle sık sık sorunlar yaşanmaktaydı. Sahip olduğu iki arazinin tapusu Eyalet tarafından iptal edilince ailesi ile birlikte 1816 senesinde, hükümetin verilen tapuları garanti edebilmesi sebebiyle Indiana’ya taşındı. Abraham Lincoln bu taşınma olayına ilerideki yıllarda değinirken babasının "bir ölçüde köleliğe karşı olduğu için, ama esas itibarıyla tapu problemlerinden" dolayı taşındığını söyler.

Arazinin tarıma açılabilmesi için Abraham ağaç kesme işine başladı. Oldukça genç olmasına rağmen iri yarı bir fiziği vardı ve 23 yaşına kadar elinden balta düşmeden sürekli çalıştı. Buna istisna olan durumlar ise tarlanın sürülme ve hasat mevsimleriydi. Gençliği kaslarını çalıştırıp aklını uyuşturacak kadar uzun ve oldukça zor şartlarda geçen Lincoln’un vücudu öylesine atletik ve güçlüydü ki, yıllar sonra ölümünün ardından otopsi yapan doktorlar buna dikkat çekmekten kendilerini alamamışlardı.

1818 yılında Abraham’ın annesinin "süt hastalığı"ndan ölmesinin ardından babası Thomas, Sarah Bush Johnston ile evlendi. Ancak trajediler Lincoln ailesinin peşini bırakmıyordu. 1828 yılında ablası Sarah, doğum yaparken can verdi. Bu iki ölümün Abraham üzerinde oldukça derin ve yaşamı boyunca iz bırakacak etkileri olmuştur. Onu tanıyanlarca da gözlemlendiği ve aktarıldığı şekilde Lincoln melankolik, çoğu zaman depresif ve ölüme eğilimli bir ruh haline sahipti.

Robert Bosch

ıÜüAlman sanayici Bosch motorlu araçlar için elektrik donanımı üreten dünya çapında başta gelen firmayı küçük bir tesisatçı dükkanından başlayarak kurdu. 20. yüzyılın başında hemen hemen her otomobile takılan manyetoyu geliştirerek dünya çapında ünlendi.

Bosch Schwaebische Alb dağlarında bir köy olan Albeck'de bir çiftçi ailesinin oniki çocuğunun onbirincisi olarak dünyaya geldi. Ailesinin başlıca gelir kaynağını, arabacıların geceledikleri ve atlarını değiştirdikleri bir han oluşturuyordu. Tren hattı döşendiğinde ailece Ulm'e taşındılar. Bosch ince tesviyecilik dalındaki çıraklığını tamamladıktan sonra ülkesinden ayrıldı. 1884'te ABD'ye giderek burada Thomas Alva Edison ile birlikte çalıştı ve ardından da İngiltere'ye gitti. Ondan iki yıl sonra da 10.000 marklık bir sermaye ile Stuttgart'ta bir tesisat, ince tesviyecilik ve elektroteknik şirketi kurdu. 1887'de bir arkadaşının kızkardeşi olan Anna Kayser ile evlenerek iki çocuk sahibi oldu.

Bosch, bir makinacı kalfa ve bir çırak çocukla birlikte her türlü elektrik tesisatı onarıyor ve telefon, ev telgrafı ve paratoner (yıldırımsavar) gibi aygıtları monte ediyordu. 1887'de gazlı motorlar için ürettiği manyetoyu izleyen yıllarda giderek geliştirdi. Elde ettiği başarılar yüzünden tesisatçı firmasının kapasitesini gözünde büyüttü. Yeni makine alımı için fazla yatırım yaptı ve 1890'da parasal sıkıntıya düştü. Ancak 1897'de ekonomik sıkıntısını atlatabildi.

Kendisi tarafından üretilen manyeto artık bir motorlu araca, bir Dioa-Bouton Üç Tekerleklisine takılabildi. Bosch bundan beş yıl sonra kesin başarıya ulaştı. Proje mühendisi Gotdob Honold bujilerle bir yüksek gerilim manyetosu geliştirdi. Bir aygıt ateşleme hızı ve dakiklik açısından tüm rakip firmaların ürünlerinden üstündü. Ayrıca hızlı çalışan benzinli motorların geliştirilmesi üzerinde etken oldu. Aradan çok geçmeden Bosch hemen hemen bütün büyük otomobil firmalarından sipariş almaya başladı.

Yeni yüzyıla girdikten birkaç ay sonra, bu arada 45 kişi çalıştıran Bosch, Stuttgart'a taşındı. Elektroteknik fabrikasını plânlarken ABD'de edindiği deneyimlerden yararlandı. Modera iş bölümünü göz önünde tutarak imalathanelerini donattı. Sık sık "Kızıl Bosch" olarak nitelendirilen sanayici, Almanya genelinde ancak 1918'de kabul edilen 8 saatlik iş gününü 1906'da uygulayarak sosyal tutumunu kanıtladı.

1910'da fabrikasında çalışanlara Cumartesileri öğleden sonra izin verdi. Diğer işletmelerin çoğunda o tarihte haftada altı tam gün çalışılıyordu. Şirketi 1913'te 7 haftalık bir işçi mücadelesine sahne olunca, Bosch işverenler birliğine katıldı. O tarihe kadar bu örgüte üye olmayı reddetmişti.

Birinci Dünya Savaşı patlak vermeden önce Bosch ürünlerinin % 90'ını dış ülkelere satıyordu. Şirketi, motorlu taşıtlar için buji, ışık makinesi, akü, starter, far vb. parçalardan oluşan ilk standart elektrikli donanımı sunuyordu. İngiltere, Fransa ve ABD'de kendi şirketleri ve temsilcilikleri bulunmaktaydı. Her ne kadar savaş başladığında dış ülkelerden sağladığı kazanç elden gittiyse de, savaş için yaptığı üretim bunu kat kat çıkartıyordu. Bosch bu kazancının büyük bir bölümünü Neckar kanalının inşası için kurulan bir vakfa devretti. 1916'da firmasını anonim şirkete çevirdi.
Her zaman teknikteki yenilikleri göz önünde bulunduran Bosch, Birinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra araştırmaya büyük paralar ayırdı ve işletmesini giderek büyüttü. Özel hayatında 20'li yıllarda kaderin birkaç sillesine katlanmak zorunda kaldı. Oğlu mültipl skleroz hastalığından öldüğü gibi, çocuğunun ölümünü kabullenemeyen karısı da geçirdiği ağır depresyonlar yüzünden hastanelerde bakılmak zorunda kaldı. Bosch 1926'de boşandı ve bir yıl sonra Margarete Woerz ile evlenerek bir kız çocuk sahibi oldu.

Yine 1927'de çalışanlara şirkette uzun yıllar çalıştıktan sonra, emekliliklerinde parasal destek sağlayan Bosch Yardımı adı altında toplumsal bir kuruluşu hayata geçirdi. Ne var ki, 30'lı yılların başındaki dünya ekonomik buhranı 1937'den beri Robert Bosch GmbH adını taşıyan bu kuruluşu da etkiledi. Satışlar hissedilir derecede gerilerken çalışanların kimisine yol vermek gerekti.

Bosch' un fabrikaları İkinci Dünya Savaşı'nda geniş çapta yıkıldılarsa da kendisi buna tanık olmadı. Şirketin kurucusu 1942 yılinda 80 yaşında Stuttgart'ta hayata veda etti. Fabrikaları yeniden inşa edildikten sonra üretim yelpazesine buzdolapları ve diğer elektrikli ev aletleri eklendi.

Thomas De Alva Edison

İnsanlık tarihinin en büyük mucitlerinden biri olan Thomas Edison, 1847’de Amerika’nın Ohio eyaletinde dünyaya geldi. Yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Michigan'daki Port Huron'a yerleşti ve ilköğrenimine burada başladı. Fakat başladıktan yaklaşık üç ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı. Bundan sonraki üç yıl boyunca özel bir öğretmen tarafından eğitildi. Son derece meraklı ve yaratıcı kişiliğe sahip bir çocuk olan Edison, 10 yaşına geldiğinde kendisini fizik ve kimya kitaplarına verdi.

Oniki yaşına geldiğinde ailesine yardım etmek için Port Huron ile Detroit arasında çalışan trende gazete satmaya başlayan Edison, evlerindeki laboratuvarını trenin yük vagonuna taşıyarak, çalışmalarını burada sürdürdü. Bu dönemde Edison; Michael Faraday’ın “Experimental Research in Electricity” adlı yapıtını okudu ve derinden etkilendi. Bunun üzerine bir yandan Faraday'ın deneylerini tekrarladı bir yandan da kendi deneylerine ağırlık vererek daha düzenli çalışmaya ve notlar tutmaya başladı.

1868'de kendine atölye kurdu ve aynı yıl geliştirdiği elektrikli bir oy kayıt makinesinin patentini aldı. Aygıt oldukça ilgi topladı ama kimse tarafından satın alınmadı. Tüm parasını yitiren Edison, Boston'dan ayrılarak New York'a yerleşti. Edison'un şansı altın borsasının düzenlenmesinde kullanılan telgrafın bozulması üzerine döndü. Borsa yetkililerinin istemi üzerine aygıtı ustaca tamir eden Edison, Western Union Telegraph Company'den geliştirilmekte olan telgraflı kayıt aygıtları üzerinde yetkinleştirme çalışması yapma önerisi aldı. Bunun üzerine bir arkadaşı ile birlikte Edison Universal Stock Printer mühendislik şirketini kurdu ve sattığı patentlerle kısa sürede önemli bir servet edindi.

Bu parayla New Jersey'deki Newark'ta bir imalathane kurarak telgraf ve telem aygıtları üretmeye başladı. Bir süre sonra imalathanesini kapatarak New Jersey'deki Menlo Park'ta bir araştırma laboratuvarı kurdu ve tüm zamanını yeni buluşlar yapmaya yönelik çalışmalara ayırdı.

Edison, 1876'da Graham Bell'in geliştirdiği konuşan telgraf üzerinde çalışmaya başladı. Aygıta karbondan bir iletici ekleyerek telefonu yetkinleştirdi. Ses dalgalarının dinamiği üzerine yaptığı bu çalışmalardan yararlanarak 1877'de sesi kaydedip yineleyebilen gramafonu geliştirdi. Geniş yankı uyandıran bu buluşu ününün uluslararası düzeyde yayılmasına neden oldu.

1878'de William Wallace'in yaptığı 500 mum gücündeki ark lambasından etkilenen Edison, bundan daha güvenli olan ve daha ucuz bir yöntemle çalışan yeni bir elektrik lambasını geliştirme çalışmasına girişti. Bu amaçla açtığı bir kampanyanın yardımıyla önde gelen işadamlarının parasal desteğini sağladı ve Edison Electric Light Company'yi kurdu. Oksijenle yanan elektrik arkı yerine havası boşaltılmış bir ortamda (vakum) ışık yayan ve düşük akımla çalışan bir ampul yapmayı tasarlıyordu. Bu amaçla 13 ay boyunca flaman olarak kullanabileceği bir metal tel yapmaya uğraştı. Sonunda 21 Ekim 1879'da özel yüksek voltajlı elektrik üreteçlerinden elde ettiği akımla çalışan karbon flamanlı elektrik ampulünü halka tanıttı. Üç yıl sonra New York sokakları bu lambalarla aydınlanacaktı.

İki kez evlenerek altı çocuk sahibi olan Edison, 1931 yılında New Jersey’de hayata gözlerini yumdu.


Sonuç:

Başarı, insanlara gümüş tabak içinde sunulan bir madde değildir. Başarının temelinde, yılmadan, bıkıp usanmadan, çok çalışmak vardır.

Mustafa Bozkurt

 
Toplam blog
: 425
: 3089
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..