- Kategori
- Güncel
Bu bizim ahde vefa borcumuz….
Yorulun bakalım bugün biraz…..Yazı uzun ama önemli…
Dün, Habercilik ilkelerinin en örnek uygulayııclarından birini daha kaybettiğimiz gündü. Sevgi, saygı ve kaybedilen değerin acısıyla; yüreklerde anıldı, tıpkı kaybettiğimiz diğer önemli değerler gibi..
Bense sadece anmakla kalmayıp; , onların hayatlarını kaybetme pahasına bizlere ne anlatmaya çalıştıklarını da anlamanızı istiyorum.
İşte bu yüzden;
1979 Yılı Dünya ve Türkiye gündeminin bazı önemli gazete manşetlerini önce hatırlayalım, ardından 1 Şubat 1979 yılında öldürülen Abdi İpekçinin son yazısını bir kez daha dikkatle okuyalım….
11Ocak: CHP'li Belediye Başkanı Fikri Üstündağ evinde tabancayla öldürülmüş olarak bulundu.
30 Ocak: Amasya Taşova Cumhuriyet Savcısı, kimlikleri belirlenemeyen kişilerce öldürüldü.
1 Şubat :1979 gecesi Abdi İpekçi İstanbul Maçka'daki evinin yakınlarında arabasında iken Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü.
6 Şubat: İstanbul'un eski Siyasi Şube Müdürü Ilgız Aykutlu, evinin önünde silahlı saldırı sonucu öldürüldü.
26 Mart: İstanbul'da Sanayi Odası ve Ankara'da Maliye Bakanlığı binaları bombalandı.
7 Nisan: Türkiye Emekçi Partisi Genel Başkanı Mihri Belli, İstanbul Sultanahmet'teki parti merkezine giderken yaylım ateşine tutularak ağır şekilde yaralandı
9 Nisan: CIA hesabına casusluk yaptığı öne sürülen MİT İstihbarat Başkan Yardımcısı emekli Albay Sebahattin Savaşman 17 yıl 6 ay hapis cezasına mahkum oldu
25 Nisan: Sıkıyönetim, TBMM tarafından uzatıldı. Meclis'te milletvekilleri arasında 'Türk-Kürt' tartışmaları yaşandı.
8 Mayıs: Mersin Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Halit Velioğlu ve eşi, evlerinde, biri bayan üç terörist tarafından öldürüldü.
14 Mayıs:TÜSİAD gazetelere ilan vererek, Ecevit Hükümeti'nin çekilmesini istedi.
18 Ağustos:Demirel, 'Apoculara karşı' Cumhurbaşkanı Korutürk'ten tedbir istedi.
21 Ağustos: Komutanlar Güneydoğu'ya gittiler. Demirel TBMM'de yaptığı konuşmada, "Güneydoğu'da Devletin yerini Apo almış." dedi.
5 Ekim:Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Lideri Yaser Arafat Ankara'ya geldi, Türkiye'de açılan, elçilik statüsündeki temsilciliğine Filistin Bayrağı çekildi.
16 Ekim: Başbakan Bülent Ecevit istifa etti.
18 Ekim: Hükümeti kurma görevi AP Lideri Demirel'e verildi.
24 Ekim: Sıkıyönetim 19 İlde 2 ay daha uzatıldı.
10 Kasım: Atatürk'ün ölüm yıldönümü törenlerine, MSP Lideri Necmettin Erbakan ve diğer partililer katılmadılar.
19 Kasım: Ülkücü olduğu belirtilen gazeteci İlhan Darendelioğlu, İstanbul'da öldürüldü.
20 Kasım: Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Ümit Yaşar Doğanay öldürüldü
28 Kasım: Papa 2. John Paul Ankara'ya geldi ve ilk kez ayakbastığı müslüman bir ülkenin toprağını öptü.
3 Aralık: 67 İlin Valisi değiştirildi.
10 Aralık: 52 İlin Emniyet Müdürü değiştirildi.
17 Aralık:Ankara'da Polisler tarafından, 'MSP Milli Görüş Kültür Sarayı' adı verilen binada yapılan aramada gizli bir atış poligonu bulundu. MSP Yenimahalle İlçe Merkezi ve Akıncılar Lokali'nin bulunduğu binada yapılan aramalarda ise, Türkiye'de Humeyni tipi bir ayaklanma başlatmayı amaçlayan bildiriler bulundu.
11 Mart: İran, CENTO'daki yükümlülüklerini reddettiğini açıkladı. Pakistan'da çekildiğini açıkladı. Böylece CENTO, fiilen dağılmış oldu.
15 Mart: Türkiye'de CENTO'dan çekildiğini açıkladı.
1 Nisan: İran İslam Cumhuriyeti kuruldu.
4 Nisan: Pakistan'da bir süre önce General Ziya Ül Hak tarafından darbe ile devrilen Başbakan Zülfikar Ali Butto idam edildi
Bunlar sadece öne çıkan bazı başlıklar hepsini sizlere hatırlatmaya kalkarsam sayfalar dolusu bir liste olur. Ben sadece ilintili olanları sizlere hatırlatmaya çalıştım..Miliyet Gazete arşivinden aldığım Rahmetli Abdi İpekçinin son yazısı olan ‘’ İran’da Beklenenler’i’’ okuyunca daha iyi anlayacaksınız…
İRAN’DA BEKLENENLER
HUMEYNİ adını bayrak yapanların açtıkları savaş ilk sonucunu vermiş gözüküyor. Şah, tahtından indirilip ülkeden uzaklaştırılmış, Şii lider, sürgün yaşantısına son vererek, kendisini destekleyen milyonların başına geçmek üzere İran’a dönmüştür.
Ama Humeyni, ülkenin yönetimini de eline geçirebilecek midir ? Bunu nasıl başaracaktır ? Zorla mı, yasal yoldan mı ? Kendisine karşıt güçler ne yapacaktır ? Özellikle silahlı kuvvetlerin tutumu ne olacaktır ?
Kimsenin kesinlikle yanıtlayamayacağı bu sorular, haklı ve ciddi kuşkular yansıtmaktadır ve Humeyni’nin dönmesi ile İran’da başlayan karışıklıkların sona ermeyeceğini, aksine yeni karışıklıkların başlayabileceğini düşündürmektedir.
Kısacası komşumuzun önünde uzun süreceği belli olan ve nasıl sonuçlanacağı bilinmeyen bir istikrarsızlık dönemi belirmektedir.
Humeyni’nin milyonlarca İranlı’nın desteğini sağlayıp ilk başarısını kazanması din etkenine bağlanabilir. İran’da din adamları ordudan sonra en iyi örgütlenmiş bir kurumun temsilcisi durumundadırlar. Şah rejimine karşı sesini etkili bir biçimde ancak mollalar yükseltebilmiştir. Ve Şah öteki muhaliflerini susturabilirken, din adamlarını sindirmekte güçlük çekmiştir. Örgütlenmiş din adamları Şah’ın zorladığı, halkın benimsemediği batılılaşma reformlarını, yığınları harekete getirebilmek için kullanabilmişlerdir. Rejime muhalefeti siyasal ve ideolojik nedenlerle güdenler ise bu potansiyelden yararlanmak için din adamları ile ittifaka yönelmişlerdir. Ve bu şekilde oluşan güç, Şah’ın pek güvendiği ordusuna karşın ilk hedefine varmıştır.
Bu tahlilde gerçek payı büyüktür. Ama inancımıza göre temel etken sadece din değildir. İşin temelinde sosyo ekonomik nedenler vardır. İranlı yığınları galeyana yönelten gerçek etken budur. Batılılaşmaya duyulan tepkiler, temelde sosyo ekonomik bozuklukların ve adaletsizliklerin yarattığı bilinçaltı, kızgınlıkların patlamasıdır. O bozukluklar ve adaletsizlikler düzeltilmedikçe, batılılaşma eylemi durdurulsa da öfkeler giderilemeyecek sorun çözümlenemeyecektir. Kızgınlıklar bir başka biçimde , bir başka nedenle patlamaya devam edecektir.
Humeyni’nin o sorunları kısa sürede çözebilecek mucizeleri yaratabileceği pek şüphelidir.
Şimdi İran’da iktidarı ele geçirmek için iç ve dış güçlerin oyun içinde oyun oynamaları olasıdır. Türkiye elbette komşusundaki gelişmeleri dikkatle izlemek durumundadır. Bunu, son derece ihtiyatlı bir biçimde yapmalıdır. Herhalde, İran’ın iç işlerine karışma biçimini alacak bir politika düşünülemez. Bunun gibi Türkiye’nin şu ya da bu yönde herhangi bir desteği, hatta sempatisi dahi söz konusu edilmemelidir. Çünkü, en iyiniyetli yapılacak bir girişim bile Türkiye’yi iç ve dış güçlerin oynayacakları oyunların parçası haline getirebilir, o oyunların içine sürükleyebilir… ABDİ İPEKÇİ….
’’Tarih tekerrürden ibaret’’ sözü, olayların bire bir yaşanması değil, yaratılan olaylarda bazen aynı bazen farklı görünen yaşanılanların oluşturduğu sonucun; dünya üzerinde planlanan aynı amaca hizmet etmesidir.
Uğur Mumcu, Abdi İpekçi ve daha bir çok değerli düşünür, yazar, siyasetçi; dünya’yı kirleten bu çarkı çözmeye başladıkları ve öğrendikleri bilgileri aydınlanmamız adına bizlerle paylaştıkları için hayatlarından oldular.
Yaşadığımız Dünya’da Resmin tamamını görmeyi, düşünmeyi, karşılaştırmayı, ayrıştırmayı yeniden hatırlamak zorundayız…
Kaybettiğimiz insanlara bu bizim ahde vefa borcumuz….