- Kategori
- Haber
Bugün “Temcit pilavı” sunacağım…
“Türbana karşı mısın” sorusuna hep “Hayır…’İnancım gereği örtünüyorum’ diyenler için karşı değilim” diyorum ve bunu da sizlere “Temcit Pilavı”[1] gibisinden bu konudaki düşüncelerimi bir kez daha sunmak istiyorum.
Önce bir iki havram tanımlaması ortaya koyarak başlayacağım.
Bir; “Laiklik” ne dinsizliktir, ne de dine karşı olmaktır.
İki; “Devlet” her şeyin önünde ve üstündedir.
Üç; “Devlet” yasalar ve kurallar dizisi ile var olur ve yönetilir.
Dört; dünyanın hiçbir yerinde “Özgürlükler” sınırsız değildir.
İşte benim “Türbana karşı değilim” düşüncem, bu temel kavramlardan yola çıktığımda “Karşı olmamam” gerektiğini ortaya koyuyor.
Hemen, Türkiye Cumhuriyeti anayasası’nın, birkaç kez “Yeniden yazılmasına” rağmen değiştirilmeyen, değiştirilemeyen ve bundan sonra da değiştirilmesi asla mümkün olmayan 1. ve 2. maddesini hatırlayalım.[2]
I. Devletin şekli
MADDE 1. – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
II. Cumhuriyetin nitelikleri
MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
Bu Anayasa’ya göre “Devletin şekli” belirlenmiş ve “Cumhuriyet” şeklinde karar kılınmıştır. Cumhuriyet ise; Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimidir.
“Laiklik” kuralı ise, devlet işine “Dini” faktör ve aktörlerin karıştırılmamasıdır. Yani bireyler, inançlarını kendi inandıkları doğrultuda ve doğrularında yaşarlar, ama devlet “Dini esaslara göre” yönetilmez. Bireylerin “İnançları” inandıkları kaynak her ne ise, doğru mudur, yanlış mıdır, kendilerini ilgilendirir.
“Devlet” her şeyin üzerindedir. Yani, Anayasa’da değiştirilmesinin teklifi dahi mümkün olmayan “I. Devletin şekli” ve “II. Cumhuriyetin nitelikleri” altında toplanan kuralları korumak için her türlü tedbirleri almak zorundadır. Bu da Anayasa’nın “V. Devletin temel amaç ve görevleri” bölümünde açıkça belirtilmiştir.
V. Devletin temel amaç ve görevleri
MADDE 5. – Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır…
“Devlet” üç temel “Yetki” ile yönetilir. Bunlar “Yasama, yürütme ve yargı” yetkisi olup, biri diğerinden üstün veya öncelikli değildir. Birilerinin dediği gibi “Yasama, her şeyin üstünde” değildir. Diğer iki “Yetki” ile uyumlu çalışmak zorundadır ve bu uyumu sağlamak da Cumhurbaşkanının anayasa ile belirlenmiş görevleri arasındadır.
“Devlet” Anayasa’ya uygun nitelikteki yasaları çıkartıp, “Yürütme”nin iş yapmasını sağlarken, “Yargı” da bunları bağımsız şekilde denetler ve alacağı “Son” kararlar da tartışmasız “Yürütme” tarafından uygulanır, her kes de bu kararlara “Kayıtsız ve koşulsuz” uymak zorundadır.
Çünkü “Devlet” her şeyin önünde ve üzerinde, yaşatılması, korunması gereken ve bu gerekçe ile de “Özgürlüklerin” devletin “Değişmez şekil ve niteliklerine” yönelecek her türlü saldırıya karşı da sınırlandırılması gerektirdiğinde, hiç kimsenin “Benim özgürlüklerim sınırlandıramaz” deme lüksü yoktur, olmaza da…
Kişi, hak ve özgürlüklerini işte bu çerçeve içinde “Ancak” kullanabilir.
Ve… Dünyanın hiçbir yerinde “Devlete karşı ve devlete rağmen” sınırsız özgürlük yoktur, olmaz ve olamaz da…
Her hangi bir ülkede, o ülkenin yapısının temel değerlerini değiştirmeye kalkarsanız, karşınızda “Yargı” yetkisini bulursunuz.
Devlet olarak kimin başının örtülü, kim başının açık, kimin giyinik, kimin soyunuk olduğu sizi ilgilendirmez. Ama devlet “Genel ahlak” düzeyinde ve “Devletin şekli ve niteliğine” uygun yasaları ortaya koyar, o yasalar içinde de herkes kendi “Konumunu” belirler.
Anayasa’nın ikince maddesinde belirlenen ilkeler çerçevesinde ortaya koyacağınız “Kurallara” uyarak, isteyen istediği kadar “Özgürlünü” kullanabilir.
Peki, Anayasa’nın 1, 2 ve 3. maddesini değiştirme olanağı var mı?
Var…
Ülkeyi yıkmayı, parçalamayı, şeriat veya bir başka “Devlet şeklini” getirmeyi düşünüyor, buna gücünüzün yeteceğine inanıyor ve her türlü “Riski” göze alıyorsanız, yapamayacağınız bir şey yoktur.
Ama dediğim gibi…
CHP Genel Başkanının da belirttiği “İdam” dâhil, ülkenin parçalanması, muhtemel iç savaşın çıkması ve benzeri her türlü olumsuzlukları da göze alarak.
İşte o zaman ne “Anayasa”dan söz etmeye gerek var, ne de “Devletin şekli ve niteliklerinden” söz etmeye…
Çünkü geçtiğimiz zaman sürecinde, benzer birçok söylemler oldu, kimse de başaramadı. Başlarına ne geldiğini de tarih yazıyor. Tarihe şöyle bir dönüp bakmak yeterli sanıyorum.
Sonuç olarak; başını şu veya bu şekilde örtmek isteyenin isteğine karşı çıkmak anlamsız ve yersiz. Burada “Devlet” Anayasa’sına uygun kuralları koyar, herkes de ona uyar.
Herkesin her istediğini yapması “Demokrasi” de değildir “Özgürlüklerin kullanılmasında sınır yoktur” demek de değildir.
Her türlü “Özgürlük” Anayasa’da belirtilen ve yukarıda çoğu kez verdiğim “I. Devletin şekli” ve “II. Cumhuriyetin nitelikleri”ni korumaya yönelik olarak sınırlandırılır. Bu kural “Özgürlüklerimiz kısıtlanıyor” diye algılanamaz ve savunulamaz.
Ne yazık ki, “Anayasa’nın bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki kanun”un TBMM çatısı altında, teklifi verenlerce yapılan savunmaları, ileri sürdükleri düşünceleri, bu ilkelerin ne kadar bilindiğini veya bilinmediğini ortaya koyması bakımından ibret verici…
Ve “Laik” düzende “Dinsel ve rejimsel” simgeler, kamu alanında kullanılamaz. Bu kurala göre, başını örtme yönünde iradesini ortaya koyan her kim olursa olsun, sonunda “Devletin şekli, niteliği” ne karşı çıkamayacağını ve geleceğinde de bu kurallara uygun olarak yaşayacağını bilmelidir.
Kimseye “Olmayacak umutlar” vermenin faydası yoktur.
08 ŞUBAT 2008
[1] İftardan kalanve sahurda ısıtılan pilav…
[2] “Değiştirilebilir” konusunda Sayın deniz BAYKAL’ın “İdamı göze alırsanız” tezini dışarıda tutarak… Riskler göze alınarak, her şeyi değiştirmek elbette mümkün…