​ "Türban" soruları... / Haber / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '08

 
Kategori
Haber
 

"Türban" soruları...

"Türban" soruları...
 

Fotoğraf: www.milliyet.com.tr


- Türban’a karşı mısın?
- Hayır, değilim…
- Türban’ın üniversitelere girmesine karşı mısın?
- Hayır, değilim…
- Peki, o zaman derdin ne senin kardeşim?
- Hop dedik… Bir dakika o noktada soluklan bakalım. Benim bir derdim yok, ama “Türban” diye tutturanların “Bir derdi” var. İşte o “Dert” ortaya çıkınca ortalık karışıyor.
- Neymiş dertler?
- Aslında bu soruyu onlara soracaksın ama cevabını açıkça alamazsın. Çünkü “Açık ve dürüst” olamazlar. Zaten mesele de “Açık ve dürüstçe” ortaya çıkmamaktan kaynaklanıyor.

XXX

Özgürlüklerin sonuna kadar kullanılmasından yanayız ve bundan dolayı da hiçbir kuşkumuz, korkumuzun olması mümkün değildir.

Ancak…

Hiçbir ülkede veya demokrasilerde özgürlüklerin kullanımı sınırsız değildir.

Klasik laftır “Kişi özgürlüğü, bir başka kişinin özgürlüğü sınırında biter” diye. Bu ifade, kişiler arası özgürlük sınırlamasını anlatır.

Diğer taraftan ve daha önemli olan, özgürlüklerin devlete karşı sınırlandırılmasıdır. Yani hiçbir özgürlük, devletten, devletin ve ülkenin bağımsız ve bölünmez bütünlüğünün korunması kuralından daha üstün değildir.

İşte “Türban”a bağlanmış gibi görünen, ancak daha da kökü derinlerde olan kavganın kesiştiği esas nokta burasıdır…

Sayın Başbakan, gurup veya meclis genel kurulu toplantısında ikide bir arkasına dönüyor ve duvardaki yazıyı göstererek soruyor:

- Burada ne yazılı?...

- !?....

Duvardaki yazıyı hiç kimse hep bir ağızdan okumuyor. Aynı Sayın Başbakan’ın duvarda yazılı sözün gerisini okumadığı gibi… O yazı, Anayasa’nın 6. maddesinin birinci paragrafıdır. Gelin maddenin tamamını okuyalım.

MADDE 6. – <ı>Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.

<ı>Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

<ı>Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

Evet…

<ı>“Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir” doğru. Ama o egemenlik,<ı> “…yetkili organları eliyle…” yani TBMM çatısı altındaki siyasi partilerin içinden çıkan <ı>“İktidar”<ı> partisinin <ı>“Yürütme” yetkisi ile kullanılırmış…

<ı>

Ama… Aklınızın nedense almadığı tarafı da şu: <ı>“Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır” tarafı. Yani, kullandığınız <ı>“yetki” aldığınız kaynakla, yani anayasa ve yasalara uygun olmak zorunda…

Devamı, daha da açık anlatıyor, ama anlayana: “<ı>Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”

<ı>

Yani neymiş?...

Ben böyle düşünüyorum, ben böyle istiyorum, benim arkamda %47 var gibi her zaman değişmeye açık olan şeylerle istediğin gibi yönetmeye kalkışamazsın.

Benim, kendi adıma başını şu veya bu şekilde örtenle bir işim yok, olmaz da. Ancak <ı>“Devlet” yasalarla ve <ı>“Kurallarla” yönetilir. Herkes düşüncelerini özgürce ifade etmek, inançlarında özgür yaşama hakkına da sahiptir, karışma, kınama, engelleme, kimsenin hakkı da değildir haddi de…

Ancak, <ı>“özgür düşüncem bu, özgür inancım bu, ben böyle istiyorum” diye devletin yasalarına ve kurallarına karşı dayatma da, hiç kimsenin ne hakkıdır, ne de haddidir.

Elbette biliyoruz ki sadece dert, <ı>“Üniversitede türban serbest olsun” talebi değil, arkası gelecektir, “İlkokuldan itibaren başlasın” denecektir. Daha sonraki gün, <ı>“Devlet dairelerinde de olsun” denilecektir, hani isteyenin bir yüzü kara, vermeyen tümden zenci hesabı…

Peki sonra?...

Sonrasını, <ı>“Ben bu işi çözerim” diye yola çıkan da bilmiyor. Bilmedikleri de TBMM çatısı altında yapacakları “<ı>Gurup toplantısını” bu güne kadar halkın katılımı ile yapanlar, artık korkmaya başlamışlar.

Neden?

İşte cevabı orada yatıyor…

<ı>“Neden” sorusunun cevabı, işin özünü oluşturuyor. Yarattıkları ortam, artık kendilerini de yemeye, yok etmeye niyetli olduğunu açıkça ortaya koymaya başladı. Kendi içlerindeki milletvekilleri, ilk işaretleri verdi. Geri dönüş yok…

Bu noktada bilinmesi gereken şey şu…

Bu ülke, millet, sağduyulu vatandaş, faturadan hissesine düşen bedeli öder, bu güne kadar ödemiştir. Ama neden olanlar, yok olur gider.

Bu dün de böyleydi, bu gün de böyle, yarın da böyle olacaktır.

Zafiyet içinde bulunanlar da bilmeleri gereken şeyleri bilecek, öğrenecekler. Duvardaki yazıyı okumanın yeterli olmadığını, sözün arkasının da olduğunu bilecekler…

Ve herkes bilecek ki, hiçbir özgürlük, devletin varlığında, birliğinden, bütünlüğünden ve geleceğinden daha önemli değildir. <ı>“Her türlü özgürlük, devletin temelinde, Temel duvarına çarpar” ve oracıkta ölür kalırlar…

Bu söz her hangi bir duvarda yazılı değil ama devletin de temeli burada…

Bugün yapılmakta olan Anayasa değişikliği teklifinin görüşülmesinde Adalet Bakanı Sayın Cemil ÇİLEK <ı>“Samimi olarak söylüyorum, gelin hep beraber bu sorunu çözelim” diyor.

Açıkçası, Sayın Bakanının samimiyetine bir diyeceğim yok. Ama kendi partisinin Genel Başkanı ve Başbakan’ın samimiyetine, daha önceki verdiği sözlerdeki duyarlılığına bakarak, güven ortamının bir kez sarsıldığını ne yazık ki görüyoruz.

Önce Sayın Başbakan, verdiği sözün arkasında olduğunu göstermeli ve millete ne yapmak istediğini açıkça ilan ederek ortaya koymalıdır.

06 ŞUBAT 2008

 
Toplam blog
: 1104
: 918
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..