- Kategori
- Gezi - Tatil
Burano sevdam

Her şey Metin Arolat 'ın ''Yine Bir Başıma'' klibini izlemem ile başladı. Burano, Venedik'in yakınlarında masal kitaplarından fırlamış gibi görünen ve renkli evleriyle dikkat çeken şirin bir ada. Klibi ilk izlediğimde rengarenk evlere kitlenip kaldığımı hatırlıyorum ve ''burayı görmeliyim'' dediğimi. Akabinde de gördüğümü:)...
Tur ile çıktığımız İtalya gezimiz ilk olarak Venedik'i gezerek başladı. Floransa, Roma ve tarihi küçük kasabaları dolaşarak sona erdi. Ama İtalyada nereyi gezersem gezeyim seyretmeye doyamadığım Burano adasında kaldı aklım.. Adayı doya doya seyredemeden hava kararmıştı. Bu yüzden tur rehberine kızdığımı hatırlıyorum. Aralık ayı idi ve hava çabuk kararıyordu, gün ışığının bize yetmeyeceğini, bu yüzden önce Burano adasına gidilmesi gerektiğini belirttiğim halde bizi yine de Murano adasına getirmişti. Cam işçiliği ile meşhur bir adaydı burası. Cam sanatı işçilerinin ustalıkla sergilediği el işi cam yapımını izledik önce, sonra cam ürünlerinin sergilendiği dükkanları gezdik. Hepsi birer sanat eseri ve oldukça pahalı eşyalardı. Burada gereksiz çok vakit harcadığımızı düşünüyordum. Burano'nun tüm güzelliği karanlığın içinde kalacaktı ve öylede oldu! Tabi tur rehberinin ticari kaygısı benim uyarımın önüne geçmişti. Nede olsa günümüzde her şeyin başı para!
Murano adasında geçireceğimiz süre nihayet son buldu ve biz tekneye binip Burano adasının yolunu tutabildik. Tekne adaya yaklaşırken ben pür dikkat deniz den adayı incelemeye başlamıştım bile. Adanın girişinde küçük bir kilise vardı ve kilisenin çan kulesi Pisa Kulesi gibi eğik duruyordu. Buradaki kulelerin hayata karşı duruşu bu şekilde sanırım diye düşünürken gülümsedim. Tekne küçük iskeleye yanaştı ve sırayla adaya ayak basmaya başladık. Bizi sıcak şarap ile karşıladı ada halkı. Tadını merak ettim ama alkol almadığım için merakımı da yanıma alarak adanın meydanına doğru hızlıca yürümeye başladım. Vakit önemliydi hava kararmadan heryeri görmem gerekiyordu. Kilise nin önündeki küçük meydanı geçtikten sonra rengarenk masal köyü çıktı karşıma. Durup bir süre öylece izledim. Evler rengarenk ve camların önleri çiçeklerle süslenmişti.Dışarıya asılan yıkanmış çamaşırlar bile okadar güzel görünüyordu ki inanamadım. Su kanallarının üzerindeki küçük köprüler oyuncak gibi duruyordu.Köprünün üzerinden elinde meyve ve sebzelerin bulunduğu çantayla geçen yaşlı teyzeyi hatırlıyorum masal diyarındaki karakterler gibiydi. Tekneler renkli evlerin önüne halatla bağlanmış, gideceği yer için usulca sahibini bekler gibi duruyorlardı. Adadaki evlerin rengarenk olmasının bir hikayesi vardı tabi. Hikayede; adadaki balıkçılıkla uğraşan erkeklerin alkole çok düşkün oldukları ve her gece evlerine sarhoş geldikleri için kendi evlerini rahatça bulabilsinler diye kadınları tarafından her ev farklı renge boyanmış..Böylelikle her ailenin kendine özel bir rengi olmuş ve günümüzde isteğe göre evin renkleri belediyeden izin almadan değiştirilemiyor.
Burano adasının bir de el yapımı dantelleri meşhur. Bizdeki gibi tığ ile değil iğne ile işleniyor buradaki danteller. Uzunca bir tezgah kurulmuştu sokağın ortasına ve bembeyaz danteller sergileniyordu alıcıları için ; dantelden şemsiyeler, çantalar,yastıklar, örtüler......Çok fazla inceleyemedim el emeği göz nuru işlemeleri. Adayı gezmeyi tercih ettim. Küçüçük köprülerden geçtim,dar sokaklarında yürüdüm, evlerin pencerelerinden içeri baktım:) ve birsürü resim çektim.Buradaki insanların birbirlerine seslenişlerini duydum, bir süre dinledim. İtalyanların konuşmalarında hoş bir melodi vardı. Şarkı söyler gibi oldukça keyifli sohbet ediyorlardı ve kulağada oldukça güzel geliyordu. Onları dinlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım hava çoktan kararmıştı . ''önce buraya gelmeliydik'' diye söylendim kendi kendime. Olan olmuştu geç gelmiştim adanın tadını çıkarabilmek için ama yinede eşsiz manzarayı seyredebilmiştim.
Tekrar geleceğime söz vererek adaya veda ettim. Tekneye bindim ve Burano'yu gözden kaybolana kadar izledim. İmkanım olursa hayatımın sonuna kadar yaşayabileceğim sessiz,sakin, huzurlu bir masal adası olarak kaldı içimde. Sarhoş balıkçı için evimin rengini bile tutum aklımda; YEŞİL..:)