Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Haziran '10

 
Kategori
Güncel
 

Bütün devletler katildir, İsrail ise katillerin en önde gideni

Bütün devletler katildir, İsrail ise katillerin en önde gideni
 

Çocuklarına füze mesajları yazdıran devlet; İsrail


"Sevgili Lübnanlı, Filistinli, Müslüman, Arap Hristiyan çocuklar...

Sevgiyle ölün !

İmza: İsrailli çocuklar !.."

Yukarıda yer alan sözler, yandaki resimde yer alan İsrailli kız öğrencilerin füzeler üzerine yazdıkları mesajlar. Onlar elbette masum. Suç, Rakel Dink'in bahsettiği gibi, bebeklerden katil üreten karanlığın sahibi olan devletler.

Dünyanın en kutsal ve en derin devleti İsrail’dir. Diğer bir tabirle dünyanın en organize terör örgütü.

Aslında devlet dediğimiz şey, terör örgütünün varlığını tüm dünyaya kabullendirmiş halidir. Kimseye varlığını kabul ettiremezsen terör örgütü, herkese kabul ettirirsen devlet olursun. Terör örgütü devletin çocukluk ya da erişkinlik hali gibi bir şeydir. Ya da olgunlaşan terör örgütü devlete dönüşür.

Ama olgunlaşma sürecinin ardından, aşırı şişen, kartlaşan, ağırlaşan ve derinleşen devletler, daha sert ve yoğun bir terör örgütü kimliği kazanırlar. Bugün bu dünyanın tüm kart ve kurt devletleri aynı zamanda bir terör örgütüdür. Kurt devletler, öldürmeyi meşru kılacak sağlam argümanlar üretme becerisine sahip olan devletlerdir. Çünkü onlar için güçlü olmak, yeterli bir meşruiyet kaynağıdır.

İsrail bir terör örgütüdür, çünkü egemenlik hakkı, terörle mücadele gibi, bugün artık dünya üzerinde kimsenin ikna olmadığı söylemlere en çok başvuran ve bunları öldürme, katletme gerekçesi olarak kullanan ülkedir.

Varlıklarını bir topluluğun organizasyonu ve temsilinin ötesine taşıyan ve kendisine bir kimlik, karakter oluşturarak aktörleşen devletler için bireyler ve toplumlar bahanelere dönüşmeye başlar. Hatta kendi toplumları dahi, kendileri için bir gerekçeden öteye geçmez. Örneğin Avrupa’da hemen hemen her ülkede vatandaşlar arasında yapılan anketlerde, ülkelerinin Irak savaşına katılmasını doğru bulmayanların oranı yüksek çıksa da, o vatandaşların devletleri, işgale katılmayı tercih etmişlerdi. Bu örnekte de görüldüğü gibi devlet, vatandaşlarının tercihlerinin ötesinde bir çıkar hesabı yapabilen bir organizmaya dönüşebilmektedir. Devlet adamlığı ise, devlet denilen organizmanın çıkarını, toplumun tercihinden üstün olduğuna, toplumu ikna edebilen insan türüne verilen genel bir addır.

Bugün dışarıdan İsrail’e bakınca, oldukça rezil, sefil, aşağılık ve bir o kadar da gaddar bir devlet görüyoruz. Oysa büyük olasılıkla içeriden bakınca, oldukça saygın, kendi çıkarlarını koruma konusunda hassas ve becerikli, terör örgütlerine ve destekçilerine fırsat vermeyen ve bu konuda cesur bir devlet görünüyordur. İşte devletlerin tüm sırrı, sihirleri de burada yatmaktadır.

Basitçe bir insani yardım çabasını, bir terör örgütü girişimi ya da teröre destek çabası olarak görebilmek için gerekli olan tek şey devlet zihniyetidir. Bu girişimi önlemek için şiddete başvurmayı haklı görmek için de, aynı malzemeye başvurmak yeterli.

Şimdi ne olacak? Ne Olmalı?

İsrail, sahip olduğu dengesiz güç ve bu gücü kontrolsüz kullanmaya meyil eden akıl dışı tutumu ile sona erdirilmesi gereken bir devlet modelidir. Dünyada bu tip devlet modellerine yer olmamalıdır. Hatta dünyada mümkünse devletlere yer olmamalıdır. Ama şu an için bu talep fazlası ile lüks olduğundan şimdilik es geçebiliriz.

İsrail gibi bir devlet modelinin son bulmasının yolu, onu dünya üzerinde yalıtacak bir ortak iradenin oluşması ile mümkün olabilir. Ancak hepimiz biliyoruz ki, dünya genelinde böyle bir irade toplamı söz konusu değil. İsrail hala, bu durumda dahi, batı ülkelerini, radikal İslam’a karşı direndiği ve bu görevi büyük bir fedakârlıkla yerine getirdiği konusunda ikna edebilmekte.

Batı toplumunu, bu göz boyama söylemlerinden kurtarmanın ve gerçeği görmelerini sağlamanın yolu, İsrail’i haklı çıkarmayan söylemleri geliştirmekten geçiyor. İsrail’i ve Yahudi toplumunu yok etmek gibi bir hedef gütmeyen, şiddeti araç olarak görmeyen ve kullanmayan, uzlaşmayı ön plana çıkaran bir mantık örülebilmeli. Hamas’ın peşinden giden ve onu meşrulaştırmaya çalışan söylemlerin, haklı ya da haksız sadece karşı şiddeti var ettiğini görmek lazım.

İsrail, çaresizliğin ve alternatifsizliğin üzerine oturan ve batı toplumları nezdinde bu konuda son derece ikna edici olabilen bir ülke. Bu tarz bir mücadele yöntemi seçmese ayakta kalamayacağı, varlığını devam ettiremeyeceği ve kaybettiği takdirde karşılaştığı şiddetin batıya da sıçramasının muhtemel olduğunu usta bir politik söyleme dönüştürebiliyor. Ve normalde aslı olmayan bu gerekçeler, gün geçtikçe daha da güçlenmesinin, bu gücü savurganca ve zalimce kullanmasının yolunu açıyor.

Türkiye’nin bu durumda savaş açması olabilecek en son olasılık olmalı. Hatta olasılıklar arasında bile yer almamalıdır. Dünya ve Müslüman dünyası, Nasır örneği ile, şiddetin çözüm olmadığını, hatta şiddetin onu varlık sebebi görenlerin işine daha çok geldiğini yeterince gördü. Türkiye’nin böyle bir maceraya atılma şansı yok. Bu durum son 60 yılı şiddet içinde geçen bir coğrafyanın daha fazla alevlenmesinden başka bir işe yaramaz.

Bu durum elbette İsrail’le mücadele edilmemesi anlamına gelmez. İsrail’i uluslar arası toplumda mahkum etmeye çalışmak son derece önemli. Türkiye’nin bu tavrı, İsrail’i bugüne kadar Ortadoğu’da el uzatabildiği tek ülkeden mahrum edecektir. Ama İsrail sorunun da, daha da etkin olabilmesinin yolu, dış politikada Türkiye’nin etkisini ve yetkisini daha da arttırmasından geçecektir. Ekonomik anlamda güçlenene, politik anlamda ise ittifaklarını geliştiren Türkiye, İsrail’in doğrudan tavır alamayacağı bir güç odağına dönüşecektir.

 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..