Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Kasım '09

 
Kategori
Anılar
 

Cacık

Cacık
 

Doğal mucize...


“Yazı ne ki? Akla gelen sözcüklerin anlamlara giydirilmiş giysisi…Kılıf diyecektim, diyemedim, giysisi dedim. Az bir şey daha kibar olsun diye…Nasıl ortaya çıkacak bu yazı denen şey? Sözcüklerden bir mozaik yaparak” diyor Aydın Boysan ve devam ediyor. “ Her dil bir sözcükler mozaiği… Hatta her sözcük, bu mozaiğin taşlardan biri”

Benim mozaiklerim, ne yazık ki çok renksiz, ama olsun! Ben yazmaktan keyif alıyorum.

Bir şeyler söylemek istediğimde ve doğru sözcükleri bulamadığımda, her zaman müziğin yardımına ihtiyaç duyarım. Müziksiz hayatımı düşünemiyorum…

Enrico Macias şarkıları çalıyor şu an…

Çoğu zaman Türkçe yazmakta zorlanıyorum. Aklımda her şey çok düzgün, yazmaya başlayınca, düşüncelerim alt üst oluyor.

Burada yazmamın ilk sebebi, kendimi, konuşma dilimde de doğru ifade edebilmeyi öğrenmektir. Hâlâ...

Sadece birkaç saat önce yaptığım bir telefon görüşmesiyle yine canım sıkıldı, nöbetçi soru geldi: Siz Türk müsünüz? Türkiye’de yaşadığım yılar süresince bana en çok sorulan soru bu. Her seferinde nasıl cevaplamam gerektiğini bilmiyorum. Bu soruyu duymak istemediğimi biliyorum ve bunun için elimden gelen çabayı gösteriyorum.

Geçenlerde bu sayfaların en beğendim yazarlarından birisi olan Sn. Ali Gülcü’den bir blog okudum. http://blog.milliyet.com.tr/Kimene/Blog/?BlogNo=212459 yorum yazacaktım ama son zamanlarda olduğu gibi yine yorumum bir günceye dönüştü.

Aydın Boysan’ ın cacık tarifini yazmıştı Ali Bey ve beni yıllarca geri götürdü.

Üniversite yıllarımda, ailemden uzakta, kiralık oturduğum evde kendime hazırladığım en sık yiyeceklerden birisiydi cacık. Annemin, közlenmiş kırmızı biber salçası ile sürülmüş bir dilim ekmeğimin yanında bir kupa cacık…

Çok seviyorum cacığı , bugün de soframdan hiç eksik etmem.

Cacık ile ilgili iki anımı anlatmak istiyorum.

Üniversiteden bir arkadaşıma gitmiştim ders çalışmak için. Karnımız acıkınca , arkadaşım ekmek arası bir şeyler ve yanında nefis cacık hazırlayacağını söyledi . Hatta dereotu bile satın aldığını eklemeyi unutmadı. Biraz sonra ders kitaplarını kaldırdık ve afiyetle yemeye başladık. Cacıkta bir tuhaflık var ama ne… çözemedim ilk başta. Söylemeye de çekiniyorum… Yemeye devam ettik sessizlik içinde…Arkadaşımda da tık yok…Yemeğin sonunda ikimiz nerdeyse aynı anada: Anason! diye bağırdık. Ardından kahkahalar patladı…Meğer taze dereotu yerine, farkına varmadan anason satın almış arkadaşım. O zamanlar bitkileri tanımayınca…hayatımda yediğim ilk ve son anasonlu cacıktı.

Yıllar sonra Türkiye’de… Eşimle tanışmıştık ve arkadaşlığımız döneminde yemekler konusuna gelince, kendisi sarımsağı hiç sevmediğini dile getirmişti. Dedesiyle aynı odayı paylaşmış yıllarca. Dede tansiyon hastası olunca, durmadan sarımsak yiyormuş. O koku öyle siniyormuş ki odaya, eşim sarımsaktan nefret etmiş.Evlendikten sonra benden rica etmişti sarımsak kullanmamamı. Ben de hayretle: Cacıkta da mı? sormuştum. Cevabı, evet, olmuştu. Cacığı soframdan hiç eksik etmem demiştim. Pek çok yemeğin yanında yakıştırırım, hem görüntü hem lezzet olarak.. Sofraya canlılık katıyor bana göre.Sarımsak mutfağıma girmez olmuştu ve dolayısıyla cacığı da onsuz hazırlıyordum. Dereotu ve ceviz ilave ederek durumu kurtarmaya çalışıyordum. Uzun süre, belki bir iki yılı aşkın, cacıklarımı sarımsaksız hazırlıyordum. Bir gün öğle vakti eşimin yanına uğramıştım. Beni öğle yemeğini yediği yere götürmüştü. Eski Garajların yanında Divan Lokantası. Alışkanlık olarak yemeklerimizin yanında cacıklarımızı da almıştık her ikimiz de. Yemeğimizin sonunda, eşim : Cacık çok güzeldi değil mi? Senin cacıkların böyle olmuyor, demez mi! Ama, yediğimiz cacıkta sırımsak vardı! şaşkınlıkla söyledim ben de.

“ Sarımsaksız cacık olur mu yahu ? ” Olmaz tabii ki…

O gün bugün, sarımsak hak etiği yerini aldı mutfağımda…Eşim de bir daha sarımsak sevmediğini dile getirmedi.

Aydın Boysan sözleriyle başladım, onun sözleriyle de bitirmek istiyorum.

33. kitabı olan “Uzun Yaşamanın Sırını” büyük keyifle okudum. Uzun süre yanımda gezdirdim ve her fırsatta okudum. Çok güzeldi…Kimi zaman içim burkuldu, kimi zaman kahkahalarıma hakim olamadım…

Bu kadar yemeklerden söz etmişken ve GDO gündemimizde varken şu sözleri paylaşma gereği duyuyorum: “ Hayvanlar zararlı yiyecek ve içeceği, insanlardan çok daha doğru ayırt ederler. Hiçbir hayvan, örneğin eşek, doğal olmayan malzemeyi midesine almaz”

Bu sözlerle bitirmek gelmedi içimden. Kitapta, içimi en çok sızlatan satırlarla yazıma son veriyorum:

“ Akla sığmaz devrimlerin gerçekleştiği, 1923-1938 arası 15 yıl, benim ömrümün de en onurlu ve mutlu dönemidir. Sonraki yaklaşık 70 yıl ise, kimi zaman sevinerek, kimi gün utanarak geçirdiğim kargaşa yıllardır.”

 
Toplam blog
: 144
: 1854
Kayıt tarihi
: 13.03.08
 
 

Doğduğum ve büyüdüğüm şehir Kırcali, Bulgaristan. Yıl 1964. Makina Mühendisiyim. Evli ve iki çocu..